Konuşmalar

Konuşmalar

Paylaş | 01 Aralık 2021

"Bireysel Başvuru Kararlarının Özel Hukuktaki Yansımaları" Sempozyumu Açılış Konuşması

Değerli Katılımcılar, 

Öncelikle sizleri en içten duygularımla, saygıyla selamlıyorum. 

Anayasa Mahkemesi bünyesinde 2018 yılında kurulan Anayasa Yargısı Araştırmaları Merkezi (AYAM) ile TOBB ETÜ Hukuk Fakültesi tarafından düzenlenen bu önemli konferansa katılmaktan dolayı duyduğum memnuniyeti ifade ederek başlamak istiyorum. 

Bu vesileyle konferansın organizasyonunda emeği geçen herkesi tebrik ediyor, sunum ve yorumlarıyla katkı yapacak olan tüm hocalarımıza ve yargı mensuplarımıza şimdiden teşekkür ediyorum. 

Değerli Katılımcılar, 

İnsanın toplum hâlinde yaşamaya başladığı andan itibaren hukuk da başlamıştır. Toplumsal bir varlık olarak insanın hak ve hürriyetlere sahip olduğu, bu yönüyle diğer mahlukattan ayrıldığı kadimden beri ifade edilegelmiştir. 

Diğer yandan insan aynı zamanda sahip olduğu hakların ihlal edildiğini düşündüğünde şikâyet eden bir varlıktır. Bu şikâyet günümüzde temel hak ve özgürlükleri daha iyi korumak amacıyla ulusal ve uluslararası düzeyde kurumsallaşmıştır. 

Bu bağlamda anayasa şikâyeti olarak da bilinen bireysel başvuru hukuk sistemimizde yeni bir dönem başlatmıştır. 2012 yılından bu yana uygulanan bu kurum, bir yandan Anayasa Mahkemesinin yargısal paradigmasını diğer yandan da Türk hukuk düzenini köklü bir şekilde etkilemiştir. 

Ülkemizde bireysel başvuru maalesef daha ziyade kamuoyu tarafından bilinen bazı isimlerin başvuruları üzerinden tartışılmaktadır. 

Hâlbuki Anayasa Mahkemesi çok farklı konularda toplumun hemen her kesiminden yapılan başvuruları ele almakta ve karara bağlamaktadır. 

Esasen bireysel başvuru istatistikleri de bu başvuru çeşitliliğini ortaya koymaktadır. Bireysel başvurunun uygulanmaya başlandığı 23 Eylül 2012den bu yana yaklaşık 350 bin başvuru yapılmış, bunların 290 binden fazlası karara bağlanmıştır. 

Anayasa Mahkemesi bu süreçte 15 binin üzerinde ihlal kararı vermiştir. Bu kararların dağılımına bakıldığında en fazla ihlal edilen hakkın %62,5 ile adil yargılanma hakkı olduğu, bunu %19,1 ile mülkiyet hakkının, %4,2 ile de ifade özgürlüğünün takip ettiği görülecektir. 

Bu istatistiki bilgiler ve özellikle başvuruların konulara göre dağılımı, bireysel başvurunun toplumun tamamını ilgilendiren, bireylerin gündelik hayatına dokunan bir hak arama yolu olduğunu göstermektedir. 

Diğer yandan belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru sayısı aynı yolu benimseyen ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar yüksektir. 

Bu durum büyük ölçüde ülkemizde bireysel başvurunun âdeta bir temyiz yolu gibi görülmesinden kaynaklanmaktadır. 

Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim ki bireysel başvuru bir süper temyiz yolu değildir. Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru yoluyla her türlü uyuşmazlığın temyiz incelemesini yapan bir merci değildir. 

Değerli Katılımcılar, 

Anayasa’nın 148. maddesine göre bireysel başvuru kamu gücü tarafından yapıldığı iddia edilen ihlallere yönelik olarak öngörülen bir hak arama yoludur. 

Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi insan haklarının yatay etkisi bağlamında özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklardan kaynaklanan bireysel başvuruları da incelemekte ve karara bağlamaktadır. 

Anayasa Mahkemesinin bu kapsamda verdiği kararların özel hukuka yansımalarının oldukça önemli olduğu bilinmektedir. Esasen bu konferansta konunun farklı boyutları ele alınacaktır. 

Ben sadece bu alandaki Genel Kurul kararlarından birkaç örnek vermek suretiyle Anayasa Mahkemesinin yaklaşımını çok genel hatlarıyla ortaya koymak istiyorum. 

İfade özgürlüğünden başlayalım. Bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi tazminat hukuku kapsamında açılan davalar sonucunda da ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verebilmektedir. 

Bu noktada Mahkememiz, başvurucunun ifade özgürlüğüyle tazminat davasını açan kişinin şeref ve itibar hakkı arasında gerekli dengenin derece mahkemeleri tarafından gözetilip gözetilmediğini incelemektedir. Bu dengelemenin yapılamadığı durumlarda ihlal sonucuna ulaşılmaktadır. 

Diğer yandan Anayasa Mahkemesi aile hukuku alanında da önemli ihlal kararları vermiştir. 

Bu kararlardan birinde boşanma davası sonrasında velayet hakkı anneye tanınan çocuğun babasından gelen soyadının annesinin soyadıyla değiştirilmesi konusu ele alınmıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucu olan annenin çocuğunun soyadını değiştirme talebiyle açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar verilmiştir. 

Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi koruyucu aile statüsünün kaldırılması kararının iptali talebiyle açılan davanın sürüncemede bırakılması nedeniyle Anayasanın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. 

Bir başka başvuruda da eşinin borcundan dolayı aile konutunun haczedilemeyeceğini ileri süren başvurucunun bu yöndeki itirazının reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği tespit edilmiştir. 

Anayasa Mahkemesi özel hukuk hükümlerinin geçerli olduğu işveren çalışan ilişkisinden kaynaklanan bazı başvurularda da ihlal kararı vermiştir. 

Bu çerçevede örneğin çalışanın kurumsal e-posta hesabının incelenerek iş akdinin feshedilmesi nedeniyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. 

Değerli Katılımcılar, 

Bu örneklerde olduğu gibi özel hukuk uyuşmazlıkları sonucu verilen ihlal kararlarının büyük bir kısmında ihlal, mahkeme kararından kaynaklanmaktadır. Bu sebeple ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamaya karar verilmekte ve kararın bir örneği ilgili mahkemeye gönderilmektedir. 

Böylece Anayasa Mahkemesi özel hukuk uyuşmazlıklarını ele alan mahkemelere insan hakları hukukunu gözetmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır. 

Bununla birlikte bazı durumlarda ihlal, mahkemenin kararından değil de doğrudan kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. 

Anayasa Mahkemesi, Sabri Uhrağ başvurusunda bu yönde bir tespit yapmıştır. Bu başvuruya konu olayda başvurucunun özel hukuk kapsamında yürütülen maden işletmeciliği sebebiyle meydana gelen zararlarının tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyeti incelenmiştir. 

Başvurucunun mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. 

Anayasa Mahkemesi ihlalin bireylerin maden işletmeciliği nedeniyle uğradıkları zararları tazmin için açtıkları davaların mahkemelerce esasının incelenmesini ve giderim sağlanmasını engelleyen bir kanun hükmünden kaynaklandığını tespit etmiştir. 

Mahkememiz bu ve bunun gibi ihlalin kanundan kaynaklandığını tespit ettiği durumlarda gerekli yasal değişikliklerin yapılması amacıyla keyfiyetin yasama organına bildirilmesine karar vermektedir. 

Esasen giderime ilişkin bu karar bir tercih değil anayasal ve yasal bir zorunluluktur. Anayasal bir kurum olan bireysel başvurunun etkili olabilmesi, başvurular sonucunda verilen ihlal kararlarının gereğinin yerine getirilmesi suretiyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına bağlıdır. 

Nitekim 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 50. maddesi uyarınca, bir başvuruda ihlal bulunması hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. 

Değerli Katılımcılar, 

Son olarak bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim ki ikincillik ilkesi gereğince bireysel başvuruda esas olan hak ihlallerinin kamu otoritelerince, bilhassa da derece mahkemelerince giderilmesidir. 

Bunun yolu da ihlal kararlarında belirtilen ilke ve esasların kamu hukuku ve özel hukuk alanına gereği gibi yansıtılmasından geçmektedir. Böylece benzer ihlallerin tekrarı engellenecek, bireysel başvurudan beklenen nihai yarar da gerçekleşmiş olacaktır. 

Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyor, konferansın başarılı ve verimli geçmesini diliyorum.

 

Hasan Tahsin GÖKCAN
Anayasa Mahkemesi Başkanvekili