ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

 

Esas Sayısı              : 2008/34

Karar Sayısı   : 2008/153     

Karar Günü   : 31.10.2008

R.G. Tarih-Sayı :06.12.2008-27076

 

      İPTAL DAVASINI AÇAN: Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi'nin TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha OKAY ile K. Kemal ANADOL ve Kemal KILIÇDAROĞLU

 

      İPTAL DAVASININ KONUSU: 6.3.2008 günlü, 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un;

 

      1- 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 11, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25 ve 26. bentlerinin,

 

      2- 2. maddesinin (1), (2), (3) ve (4)  numaralı fıkralarının,

 

      3- Geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,

 

      Anayasa'nın 2., 5., 10., 13., 36., 67., 90., 126. ve 127. maddelerine aykırılığı savıyla iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.

 

      I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ

 

      İptal ve yürürlüğün durdurulması istemini içeren 9.4.2008 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:

 

      "III. GEREKÇE

 

      1- 06.03.2008 tarih ve 5747 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin (11), (17), (18), (19), (20), (21), (22), (23), (24), (25), (26) nolu fıkralarının Anayasaya aykırılığı

 

      Kanunun 1 inci maddesinin (11), (17), (18), (19), (20), (21), (22), (23), (24), (25), (26) nolu fıkralarında yapılan düzenlemeyle, Diyarbakır'da Sur; İstanbul'da Arnavutköy, Ataşehir, Başakşehir, Beylikdüzü, Çekmeköy, Esenyurt, Sancaktepe, Sultangazi; İzmir'de Bayraklı ve Karabağlar ilçesi kurulmuştur.

 

      5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 2 nci maddesine göre: "İl ve ilçe kurulması, kaldırılması, merkezlerinin belirtilmesi, adlarının değiştirilmesi, bir ilçenin başka bir ile bağlanması kanun ile yapılır." 5393 Sayılı Belediye Kanununun 4 üncü maddesine göre: "Nüfusu 5.000 ve üzerinde olan yerleşim birimlerinde belediye kurulabilir. İl ve ilçe merkezlerinde belediye kurulması zorunludur."

 

      Anayasanın 126 ncı maddesinin birinci fıkrası hükmüne göre: "Türkiye, merkezî idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır."

 

      Anayasanın 126 ncı maddesinde, Türkiye'nin idari yapısının kuruluşunda dikkate alınacak hususlar arasında sayılan "coğrafi durum" ve "ekonomik ilişkiler" ölçütü, 1921 Anayasası (Madde 10) ile 1924 Anayasasında (Madde 89) da yer almıştı. 1961 Anayasası bu ölçütlere "kamu hizmetlerinin gerekleri" ölçütünü eklemiş (Madde 119), 1982 Anayasası da 1961 Anayasasının üçlü ölçütünü benimsemiştir.

 

      Bu Kanunun 1 inci maddesi ile yeni kurulan ilçeler arasında coğrafi ve ekonomik şartlar ve kamu hizmetinin gereği olarak ilçe olması gereken yerler olduğuna şüphe yoktur. Ama Diyarbakır, İstanbul ve İzmir'de yeni kurulan ilçeler Anayasanın 126 ncı maddesine uygun bir şekilde kurulmamıştır.

 

      5747 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin (11), (17), (18), (19), (20), (21), (22), (23), (24), (25), (26) nolu fıkraları ile ilçeler kurulur ve bu ilçelere mahalle veya köyler bağlanırken güdülen amaç; bağlanılan idari birim ile bağlanan idari birim arasında ilişkilerde güçlük yaratacak coğrafi engellerin var olup olmadığı, ilçe kurulmasının ekonomik koşullarının olup olmadığı veya ilçe kuruluşunun o yöre halkına sunulması gereken kamu hizmetinin gereği olup olmadığı değildir.

 

      Bu fıkralardaki düzenlemelerle "Çankaya'yı, İzmir'i, Kadıköy'ü, Diyarbakır'ı istiyorum" diyen Başbakan'ın isteği doğrultusunda düzenleme yapılmıştır.

 

      İstanbul, İzmir ve Diyarbakır'da yeni ilçeler kurulurken 2009 yılında yapılacak yerel yönetim seçimlerinde iktidar partisine avantaj sağlayacak şekilde ilçe sınırları yeniden belirlenmiştir.

 

      İstanbul'da Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece, Esenler, Eyüp, Avcılar, Üsküdar, Ümraniye, Kadıköy ilçesinden, İzmir'de Karşıyaka, Konak ve Bornova ilçesinden mahalleler ayrılarak yeni kurulan ilçelere katılmıştır. İstanbul'da Bahçeşehir, Samandıra, Sarıgazi, Bolluca, Alemdağ, Ömerli gibi tüzel kişiliği kaldırılan ilk kademe belediyesine bağlı mahalleler yeni kurulan ilçelere katılmıştır. Benzer şekilde İstanbul'da Çatalca, Gaziosmanpaşa, Ümraniye ilçelerinin köyleri, yeni kurulan ilçelere katılmıştır. Kadıköy ilçesinin bir mahallesinin belirli kısımları Ümraniye, Esenler ve Bağcılar Belediyesine katılmıştır. Gürpınar İlk Kademe Belediyesi'nin bir mahallesinin belirli bir kısmı Büyükçekmece Belediyesi'ne, Çekmeköy İlk Kademe Belediyesi'nin bir mahallesinin belirli bir kısmı Ümraniye Belediyesine, Ömerli İlk Kademe Belediyesi'nin bir mahallesinin belirli bir kısmı Pendik ilçesine bağlı Kurtdoğmuş köyüne, Bahçeşehir İlk Kademe Belediyesi'nin bir mahallesinin belirli bir kısmı Avcılar İlçe Belediyesine katılmıştır.

 

      Diyarbakır, İstanbul ve İzmir'de gerçekleştirilen ilçe kuruluşlarının yerel yönetim seçimleri ile bağlantılı olduğunun çok sayıda kanıtı vardır.

 

      Anayasanın öngördüğü coğrafi şartlar gözetilmeden ilçe kurulduğunun en çarpıcı örneği Diyarbakır'da Sur ilçesine mahalle olarak bağlanan Çarıklı beldesidir. Yasanın 1 inci maddesinin (11) nolu fıkrası ile Diyarbakır Sur ilk kademe belediyesi, ilçe hâline getirilmiş ve Çarıklı ilk kademe belediyesi de tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Sur belediyesine katılmıştır. Ancak Sur ilçesinden Çarıklı mahallesine gitmek için Yenişehir ve Bağlar ilçesi sınırlarından geçmek gerekmektedir. Çarıklı ilk kademe belediyesinin mahalleye dönüştürülmesinden sonra Yenişehir veya Bağlar ilçesine bağlanmamasının, bunun yerine coğrafi, ekonomik ve sosyal olarak hiçbir ilişkisi olmayan Sur ilçesine bağlanmasının tek nedeni; iktidarın yerel seçimlerde Sur ilçesinde ihtiyaç duyduğu oyun büyük bir bölümünün Çarıklı'da olmasıdır.

 

      İstanbul ilinde kurulan ilçelerle ilgili örneklere gelince:

 

      Yasanın 1 inci maddesinin (19) ve (22) nolu fıkraları ile İstanbul'da yeni kurulan; Başakşehir, Esenyurt ilçeleri ile eskiden beri ilçe olan ancak sınırları içine bazı mahalleler, beldeler katılarak veya çıkarılarak sınırları yeniden oluşturulan Büyükçekmece, Avcılar, Küçükçekmece, Bağcılar ilçelerinin yeni sınırları düzenlenirken; ulaşılabilirlik, sosyal ve ekonomik durum, hizmet sunum gücü ve potansiyeli dikkate alınmamıştır.

 

      Bu ilçelerin sınırları belirlenirken doğal (nehir, göl gibi) ve yapay (yol gibi) eşikler gözönünde tutulmamıştır. Örneğin Bahçeşehir'i de içine alan ve yeni kurulan Başakşehir ilçesi için öngörülen sınırlar incelendiğinde; bir yapay eşik olan TEM Otoyolu'nu esas alarak başlayan sınırın anlamsız ve icapsız bir şekilde yön değiştirdiği görülmektedir. ( Bak: EK 1)

 

      İlçe sınırları doğal ve yapay eşiklere uygun olarak belirlenmiş olsaydı, Bahçeşehir, ya ayrı bir ilçe olarak kurulabilirdi ya da Avcılar veya Esenyurt ilçesine katılabilirdi. Böyle yapılmadı. Çünkü bu üç seçeneğe göre ilçe sınırları belirlendiğinde 2007 seçimlerinde alınan sonuçlara göre üç ilçede de AKP'nin önümüzdeki yıl yapılacak yerel yönetim seçimlerini kazanması mümkün olmuyordu. İstanbul'da bağlı olduğu Esenyurt ilçesine 3 kilometre uzaklıkta olan Bahçeşehir ilk kademe belediyesi kapatılmış, 20 kilometre uzaklıktaki AKP'nin kalesi olarak adlandırılan ve yeni ilçe olan Başakşehir'e mahalle olarak katılmıştır. Böylece, Bahçeşehir'i Başakşehir sınırları içine alarak ve de Avcılar ve Esenyurt ilçe sınırlarını değiştirerek bu üç ilçenin sınırları, yapılacak seçimlerde AKP'li adayların kazanmasına uygun olacak şekilde değiştirilmiştir.

 

      EK 2 de yer alan haritada, Bahçeşehir belediyesinin, EK 3 de yer alan haritada Bahçeşehir'e yakın olan Bağcılar, Avcılar ve Küçükçekmece belediyesinin sınırları gösterilmektedir. Bu haritaların incelenmesinden de görüleceği gibi Bahçeşehir belediyesinin sınırlarının çok büyük bir kısmı Avcılar ve Esenyurt ilçesine bitişiktir. Bahçeşehir'in Başakşehir ilçe sınırları kapsamına alınmasının ne kadar anlamsız olduğu, bu tasarrufun coğrafi şartlara uygun olmadığı haritalarda açıkça görülmektedir.

 

      2004 yerel yönetim seçimlerinde Esenyurt'ta AKP'nin 33.302 oyuna karşılık sosyal demokratların (CHP, DSP, SHP) 38.927 oyu vardı. Buna Bahçeşehir'den gelecek oylar eklendiğinde (2007 seçimlerinde Bahçeşehir'deki 17.100 seçmenin 7.120'si CHP'ye, 2.590'ı AKP'ye oy vermiştir.) AKP'nin Esenyurt'ta seçim kazanması imkânsız hale geleceği için Bahçeşehir, Esenyurt'a değil Başakşehir'e bağlanmıştır.

 

      Ayrıca, Esenyurt'ta yapılacak seçimi de kazanabilmek için AKP'nin Kıraç ilçesinde önde olduğu mahallelerden; 1489 oy aldığı Çakmaklı Mahallesi, 5877 oy aldığı Merkez Mahallesi ve 3409 oy aldığı Namık Kemal Mahallesi de Esenyurt'a bağlanmıştır.

 

      Bir kısmı Esenler ilçesi sınırlarında olan Başakşehir'in Esenler'e bağlanmaması ve ayrı bir ilçe olarak kurulması da aynı hesaba dayanıyor. Çünkü Esenler'de 2004 yerel seçimlerinde AKP'nin 72.346 oyuna karşılık CHP'nin 23.960 oyu var. Bu bakımdan Esenler'de seçim kazanmak için Başakşehir'deki AKP oylarına ihtiyaç yok.

 

      EK 4 de yer alan haritada İstanbul'da AKP'nin ve muhalefet partilerinin belediye seçimlerini kazandığı yerlerin yeni düzenleme ile hangi ilçe sınırlarına girdiği gösterilmektedir.

 

      İstanbul'da yeni kurulan ilçelerin Anayasaya uygun olarak ve kamu yararı amacıyla kurulmadığının başka örnekleri de vardır. Örneğin; Yasanın 1 inci maddesinin (17), (20), (21), (23) ve (24) nolu fıkraları ile İstanbul'da yeni kurulan Arnavutköy, Beylikdüzü, Çekmeköy, Ataşehir, Sancaktepe ve Sultangazi ilçelerinin hepsinde belediye sınırları AKP'nin seçim kazanmasına elverişli olacak şekilde belirlenmiştir. Kapatılan ilk kademe belediyelerinin mahalleleri yeni kurulan ilçelere AKP'ye avantaj sağlayacak şekilde bağlanmıştır. (Ataşehir ve Çekmeköy ilçe sınırları için bak EK 5 de yer alan harita)

 

      2007 yılında yapılan seçimlerde Beylikdüzü'nde AKP, 13.629, CHP 15.908 oy almıştır. Ancak Beylikdüzü ilçesine, Gürpınar ve Yakuplu ilk kademe belediyesinin AKP'nin oy oranlarının yüksek olduğu mahalleler bağlanarak Beylikdüzü ilçe sınırı iktidar partisinin seçimleri kazanmasına elverişli hale getirilmiştir. Bu ilk kademe belediyelerinde CHP'nin oy oranlarının yüksek olduğu mahalleler de vardı. Ama onlar Beylikdüzü'ne bağlanmadı. AKP'nin yüksek oylar aldığı mahalleler bağlandı. Örneğin, AKP'nin % 29 oy aldığı Adnan Kahveci Mahallesi, % 36 oy aldığı Dereağzı Mahallesi ve % 37 oy aldığı Merkez Mahallesi bağlandı. Yakuplu'dan 10.878, Gürpınar'dan 10.878 AKP oyunun Beylikdüzü'ne aktarılması nedeniyle AKP, CHP'nin önüne geçirilmek istenmiştir.

      EK 6 da İstanbul'da yeni oluşturulan ilçe sınırlarında partilerin 2007 seçimlerinde aldıkları oyları gösteren tablolar yer almaktadır.

 

      Tablolar incelendiğinde; 2007 yılında yapılan seçimlerde yeni kurulan ilçelerden Başakşehir ilçesi sınırlarında AKP'nin oyunun 41.095, CHP'nin oyunun 20.517; Beylikdüzü ilçesi sınırlarında AKP'nin oyunun 29.135, CHP'nin oyunun 22.344; Esenyurt ilçesi sınırlarında AKP'nin oyunun 59.576, CHP'nin oyunun 34.517; Arnavutköy ilçesi sınırlarında AKP'nin oyununun 28.813, CHP'nin oyunun 4.847; Çekmeköy ilçesi sınırlarında AKP'nin oyunun 33.509, CHP'nin oyunun 13.720; Sultangazi ilçesi sınırlarında AKP'nin oyunun 11.048, CHP'nin oyunun 7.538; Sancaktepe ilçesi sınırlarında AKP'nin oyunun 52.991, CHP'nin oyunun 23.674 olduğu görülmektedir.

 

      İstanbul'da sadece yeni kurulan 8 ilçenin sınırları oluşturulmadı. Aynı zamanda çok sayıda eski ilçenin sınırları da AKP'nin seçim kazanmasına uygun olacak şekilde değiştirildi. İktidar partisi iktidarda bulunmanın verdiği oy çokluğu gücüne dayanarak İstanbul ve İzmir'de kendisine ait olmayan belediyeleri kendisine ait belediyelerin içinde eritmek istemektedir.

 

      Yasanın 1 inci maddesinin (18) nolu fıkrası ile İstanbul'da Kadıköy ilçesi de bölünmüştür. CHP'nin oy oranının % 50 den fazla olduğu Kadıköy'den mahalleler alınarak, yeni oluşturulan Ataşehir ilçesine bağlanmıştır. Ataşehir İlçesi'ne Kadıköy'ün yanı sıra Üsküdar ve Ümraniye ilçesinden alınan 3'er mahalle de bağlanmıştır. Oluşturulan yeni ilçeye Kadıköy'den Yenisahra, İçerenköy, İnönü, Küçükbakkalköy, Atatürk, Barbaros ve Kayışdağı mahalleleri bağlanmıştır. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde alınan oylara göre hesaplama yapılırsa, bu bölme ve eklemelerle Ataşehir'de AKP 19 bin oy farkla öne geçmektedir.

 

      Böylece, Kadıköy bölünerek, yeni kurulan Ataşehir ilçesine Üsküdar, Ümraniye ve Maltepe'den de mahalleler bağlayarak Ataşehir, Üsküdar ve Ümraniye ilçe sınırları seçim kazanmaya elverişli bir şekilde değiştirilmiştir.

 

      İstanbul'daki bu örneklerde olduğu gibi İzmir'de de seçim öncesi ilçeler bölünür ve yeni ilçeler kurulurken ilçe sınırları AKP'nin seçim kazanmasına uygun bir şekilde belirlenmiştir.

 

      Yasanın 1 inci maddesinin (25) nolu fıkrası ile İzmir'de Bayraklı ilçesi kurulmuştur. Yasaya ekli 23 sayılı Listede "İzmir İli Bayraklı İlçesine Bağlanan 23 Mahallenin" adı sayılmaktadır. Bu listede Bornova ilçesine bağlı olan Manavkuyu, Mansuroğlu ve Osman Gazi mahalleleri Karşıyaka ilçesinin mahallesi gibi gösterilip Bayraklı ilçesine bağlanmıştır. Bayraklı ile hiçbir organik ilişkisi olmayan ve yol güzergahı da bulunmayan Bornova'nın bu üç mahallesi salt seçim hesapları yüzünden Bayraklı'ya bağlanmıştır.

 

     

      CHP 2007 yılında yapılan seçimde Bornova ilçesinde 87.884, AKP 83.408 oy almıştır. 2004 yerel seçimlerinde, Bornova ilçesinde CHP 70.562, AKP 66.291 oy almıştı.

 

      Bornova'dan Bayraklı ilçesine katılan üç mahallede AKP'nin oyu 11.567, CHP'nin oyu 22.1327 idi. CHP'nin Bornova ilçesinde bu üç mahallesinden aldığı 22 bin oy yeni kurulan Bayraklı ilçesine aktarılarak (ve de Kanuna ekli listede bu mahalleler Karşıyaka ilçesinin mahalleleri imiş gibi gösterilerek) Bayraklı ve Bornova ilçesinin sınırları kağıt üstünde AKP'nin seçim kazanmasını kolaylaştıracak şekilde yeniden çizildi. Bu üç mahallenin Bornova'dan ayrılması ile Bornova'da CHP'nin oyu 65.752, AKP'nin oyu 71.841 oldu.

 

      Bornova ilçesinden alınarak Bayraklı ilçesine bağlanan Manavkuyu, Mansuroğlu ve Osman Gazi mahalleleri dışarıda tutulursa Bayraklı ilçesine bağlanan diğer 20 mahallede 2007 seçimlerinde AKP 47.697, CHP 31.737 oy almıştı. (Bak: EK 7 Bayraklı ilçesine bağlanan 20 mahalledeki 2007 seçim sonuçlarını gösteren tablo) Üç mahallede alınan oylar da eklendiğinde Bayraklı ilçe sınırları da AKP'nin seçim kazanmasına elverişli bir şekilde çizilmiş oldu.

 

      Oysa, Karşıyaka ilçesinden alınarak Bayraklı ilçesine bağlanmak istenen 20 mahallenin 9 unun Bayraklı ilçesi ile coğrafi bağlantısı yoktur. O bölgede bulunan askeri alan ve Atatürk ormanı bu mahalleler ile Bayraklı ilçesinin diğer mahalleleri arasında geniş ve büyük bir duvar gibi durmaktadır. Anayasaya uygun bir şekilde ilçe kurulması söz konusu olsa idi, coğrafi yapı gereği Karşıyaka ilçesinden koparılan bu 9 mahalle, Karşıyaka ilçe sınırları içinde bırakılır ve Bayraklı ilçesi yine kurulabilirdi. Bayraklı'da oluşturulan ilçe sınırının kamu yararı amaçlı olmadığı, ilçe sınırları oluşturulurken siyasi ve kişisel amaçların güdüldüğü haritalar incelendiğinde kolaylıkla görülebilir. (Karşıyaka ve Bayraklı ilçelerinin coğrafi durumunu, doğal sınırlarını, askeri bölgenin ve Atatürk ormanın sınırlarını gösteren haritalar için Bak Ek 8/1, 8/2, 8/3, 8/4 ve 8/5 nolu haritalar)

 

      Aslında, o bölgede bulunan askeri alan ve Atatürk ormanı yüzünden Bayraklı adı altında bir ilçe kurulması gerçekten bir ihtiyaçtır. Hatta 22 inci yasama döneminde CHP'li milletvekili Vezir Akdemir bu nedenle Bayraklı'nın ayrı bir ilçe olması için Kanun Teklifi de vermişti. Ancak verilen Kanun Teklifinde Bayraklı'ya sözü edilen 9 mahallenin bağlanması öngörülmüyordu. Bu Kanun Teklifi AKP milletvekillerinin oyları ile reddedilmişti. Eskiden askeri bölge ve ormanlık alan yüzünden Bayraklı'da oturan insanlar Karşıyaka ilçesine ulaşmakta güçlük çekiyorlardı. Şimdi oluşturulan yeni ilçe sınırları nedeniyle Karşıyaka ilçesinden koparılan 9 mahallede, yani; Doğançay, Emek, Onur, Org. Nafiz Gürman, Postacılar, Soğukkuyu, Turan, Yamanlar mahallelerinde yaşayan halk aynı sıkıntıyı yaşayacak. Burada yaşayanlar önce Karşıyaka ilçesine ulaşacak oradan Bayraklı ilçesine gideceklerdir.

 

      İzmir'de kurulan yeni ilçelerden bir diğeri olan Karabağlar'ın sınırları da aynı amaçlar doğrultusunda belirlenmiştir. 22 inci yasama döneminde CHP milletvekili Ahmet Ersin de Karabağlar'ın ilçe olması için Kanun Teklifi vermiş, ancak teklif AKP milletvekillerini oyları ile reddedilmişti. Bu Kanun Teklifi'nde Karabağlar'a 16 mahallenin bağlanması önerilmişti. Yasanın 1 inci maddesinin (26) nolu fıkrası ile İzmir'de Konak ilçesinin 55 mahallesi yeni kurulan Karabağlar ilçesine bağlanmıştır. Karabağlar ilçesine bağlanan bu mahallelerde 2007 yılında yapılan seçimlerde AKP 84.731 CHP 78.109 oy almıştır.

 

      Kısacası; Karşıyaka, Bornova, Bayraklı, Konak ve Karabağlar ilçelerinin sınırları yerel seçimlerde AKP'nin seçimleri kazanmasını kolaylaştıracak şekilde yeniden belirlenmiştir. Böylece, 22 Temmuz seçim sonuçlarına göre İzmir'de CHP 7, AKP 2 belediyede seçimleri kazanabilirken bu Kanun ile yapılan düzenleme sonucunda ilçe sınırları CHP 6, AKP 5 belediyede seçim kazanacak şekilde değiştirilmiştir. (Ek 9 - İzmir'in ilçelerinde 2007 seçimlerinde AKP ve CHP'nin aldığı oylar ile yeni kurulan ilçelerden sonra ilçelerdeki oy dağılımını gösteren tablo)

 

      Yeni düzenleme sonucu önümüzdeki yıl İzmir'de yapılacak belediye başkanlığı seçimlerinde muhtemel sonuçların ne olacağı basında da yer almıştır. (EK 10 - 23.02.2008 tarihli Yeni Asır Gazetesi)

 

      İstanbul ve İzmir'de yeni kurulan ilçeler ve kurulan yeni ilçelere tüzel kişiliği kaldırılan ilk kademe belediyelerinin mahalleleri ile birlikte bağlanması, Diyarbakır'da Sur ilçesine Çarıklı'nın mahalle olarak bağlanması kamu yararı amacına değil, belli bir partinin veya kişilerin yarar sağlaması amacına yöneliktir.

 

      Hukuk devletinin tanımına giren birçok öğeden biri de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, başka bir deyişle, özel çıkarlar için ya da belli kişilerin yararına olarak bir yasanın kabul edilemeyeceğidir. Kamu yararı amacı taşımayan yasaların, amaç öğesi yönünden Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği açıktır.

 

      İstanbul, İzmir ve Diyarbakır'da yeni kurulan ilçeler Anayasanın 126 ncı maddesindeki ölçütlere göre değil, önümüzdeki yıl yapılacak yerel yönetim seçimlerinde iktidar partisine avantaj sağlamaya yönelik değerlendirmelere dayalı olarak kurulduğundan, bunların ilçe olarak kuruluşlarını düzenleyen 5747 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin (11), (17), (18), (19), (20), (21), (22), (23), (24), (25), (26) nolu fıkraları Anayasanın 2 nci ve 126 ncı maddelerine aykırıdır.

 

      Bu iktidar belediye sınırlarında değişiklik yapma girişiminde ilk defa bulunmuyor. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun Geçici 2 nci maddesindeki düzenlemeye dayanarak 2005 yılından bu yana kendinden olmayan belediyelerin sınırlarını değiştirmek için çok sayıda girişimde bulunmuştur. Bu bağlamda İstanbul'da da Avcılar, Çatalca, Büyükçekmece, Bahçeşehir gibi belediyelerin sınırları değiştirilmek istenmiştir. Sınır değişikliği yapılmak istenen alanların imara açık ancak yapılaşmanın olmadığı alanlar olması dikkat çekicidir. Bu sınır değişiklik kararlarının neredeyse tamamı İdari Mahkemelerde açılan davalarda iptal ettirilmiştir.

 

      İstanbul'da sınır değişikliği kararlarının kamu hizmetinin gereği veya coğrafi ve ekonomik şartlar gereği yapılmadığını, tamamen siyasi amaçlarla yapıldığını gösteren çarpıcı örneklerden biri Çatalca'daki sınır değişikliği kararıdır. 5216 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından Çatalca belediyesine bağlı, Yazlık, Gümüşpınar, Örcünlü, Çanakça, Kestanelik, Nakkaş, Bahşeyiş, Yassıören ve Kızılcaali köyleri 19.08.2004 tarihinde Hadımköy Belediyesine bağlandı. Çatalca belediye başkanı üç ay sonra ANAP'tan istifa edip AKP'ye geçince köyleri yeniden Çatalca sınırlarına bağlanmıştır.

 

      İktidar, İstanbul'da yargı organlarından dönen sınır değişikliği kararlarını şimdi bu Yasa ile uygulamaya sokmaya çalışmaktadır. Bu yasa ile gerçekleştirilen sınır değişiklikleri, verilen yargı kararlarını işlevsiz kılmaktadır. Bunun, Anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesine ve hukuk devleti ilkesine aykırılığı açıktır. (Örnek için Bak EK 11 - Esenyurt ilk kademe Belediyesinin talebi üzerine 5216 sayılı yasanın Geçici 2 nci maddesi uyarınca bu belediyenin sınırları içine alınmasını uygun gören İçişleri Bakanlığı'nın 27.10.2005 tarih ve 59005 sayılı onayını iptal eden İstanbul 1. İdare Mahkemesinin Esas No. 2005/3229, Karar No. 2007/ 2850 sayılı Kararı.)

 

      Anayasanın 67 nci maddesinin son fıkrasında, seçim yasalarında yapılan değişikliklerin, yürürlüğe girdiği günden başlayarak bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.

 

      2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 3507 sayılı Kanunla değişik 8 inci maddesinin birinci fıkrasında; mahalli idareler seçimlerinin beş yılda bir yapılacağı, her seçim döneminin beşinci yılındaki 1 Ocak gününün seçimin başlangıç tarihi, aynı yılın Mart ayının son Pazar gününün de oy verme günü olduğu yazılıdır.

 

      Seçim bir süreçtir. Bu süreçte seçim bölgelerinin belirlenmesi, siyasi partilerin adaylarını belirlemesi, aday listelerini vermeleri, adayların incelenmesi, adayların ilanı ve itirazlar, seçimlerde kullanılacak oy pusulalarının basımı, propaganda dönemi gibi aşamalar vardır. 2972 sayılı Yasanın 8 inci maddesi uyarınca, 2009 yılının Mart ayının son Pazar günü yapılacak mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 dur. Mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 olduğundan Anayasanın öngördüğü bir yıllık süre 1 Ocak 2008 günü dolmaktadır. Oy verme günü olan Mart ayının son Pazar günü, seçimlerin sona erdiği, sonlandığı gündür. Bu hali ile yeni ilçelerin yapılanmasıyla buralarda yaşayanların seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları ellerinden alınmış olacaktır.

 

      5747 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin (11), (17), (18), (19), (20), (21), (22), (23), (24), (25), (26) nolu fıkralarında yapılan düzenleme, seçim sonuçlarını doğrudan etkileyecek nitelikte olduğundan ve Anayasada öngörülen bir yıllık süreden az kalan bir zaman diliminde yürürlüğe sokulduğundan Anayasanın 67 nci maddesine aykırıdır.

 

      Türk demokrasi tarihinde siyasi amaçlarla ilçe yapma, köye dönüştürme girişimleri AKP iktidarından önce de vardı.

 

      Kırşehir'in ilçe haline getirilmesinde olduğu gibi, 1953 yılında muhalefet partisini destekleyen Kastamonu'nun Abana ilçesi bir Kanunla köy haline getirildi ve iktidar partisini destekleyen Bozkurt belediyesi ilçe merkezi yapıldı.

 

      Bu konu ili ilgili iptal başvurusunu inceleyen Anayasa Mahkemesinin 15.11.1967 gün ve 12751 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin, Abana İlçe Merkezinin Abana'dan kaldırılıp Bozkurt'a Nakline İlişkin 6203 sayılı Kanun hükümlerinin iptali istemi ile ilgili olarak verdiği K.967 - 20, E.963 - 145 sayılı Kararı aynen şöyledir:

 

      "Merkezi idarenin kuruluşuna ilişkin ilkelerini gösteren Anayasanın 115 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına şöyle denmektedir: Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından coğrafya durumuna, iktisadi şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır. İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır.

 

      Bu hükme göre, Türkiye'nin gerek illere ayrılmasında, gerekse illerin öbür kademeli bölümlere ve bu arada ilçelere ayrılmasında gözönünde tutulacak alan ölçü, coğrafya durumu, iktisadi koşullarla kamu hizmetlerinin gerekleridir. İdari kademelere bölünmede bu anılan ölçülerin gözönünde tutulması ilkesi, bu kademelerin merkezlerinin belli edilmesinde de öncelikle uygulanır: Çünkü, il veya ilçenin veya diğer bir kademenin merkezi demek, oranın işlerinin toplandığı en önemli bir yer demektir, Bu bakımdan bir idari bölümün merkezinin, coğrafya durum, iktisadi koşullar ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre en uygun bir yerde bulunması Anayasa buyruğu olduğu gibi, bir merkezin değiştirilmesinde dahi yeni merkezin coğrafya durumu, iktisadi koşullar ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre eskisinden daha üstün bir yer niteliğini taşıması da, yine Anayasa buyruğudur. Demek ki, merkez değiştirmelerini merkezin eski merkeze göre coğrafya durumu, iktisadi koşullar ve kamu hizmetlerinin gerekleri bakımından daha üstün olduğu açıkça anlaşılmadıkça, böyle bir değiştirme Anayasaya uygun sayılamaz... Anayasanın Seçme ve Seçilme Hakkı başlıklı 5 inci maddesinde: Vatandaşlar kanunda gösterilen şartlara uygun olarak; seçme ve seçilme hakkına, sahiptir. Seçimler, serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yapılır denilmektedir. Buna göre seçimlerin serbestliğini doğrudan doğruya veya dolayısıyla bozmaya elverişli bulunan veya bozmak amacı ile konulmuş olan bütün hükümler, Anayasaya aykırı niteliktedir. ........... Seçimlerde Abana'lıların C.H.P. ye ve Bozkurt'ların ise iktidar partisi olan D.P. ye oy verdikleri anlaşılmaktadır......... Dava konusu hükmün kabulü ile seçimlerde yurttaşların serbestçe oy kullanmalarının sınırlandırılması ve sonraki seçimler bakımından onların etki altında bırakılması yoluna gidildiği veya böyle bir yol tutulmadığı düşünülse bile, bu hüküm yüzünden yurttaşlar üzerinden bir korkunun seçim propagandası sırasında ortaya sürebilecek söylentilerle pek kolaylıkla yaratılabileceği ve seçim serbestliğinin rahatlıkla etkileyebileceği anlaşılmaktadır, Buna göre dava konusu hüküm Anayasanın 55 inci maddesine de aykırıdır ve bu bakımdan dahi iptal edilmelidir......... Anayasanın «Cumhuriyetin nitelikleri başlıklı 2 nci maddesinde, «Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir denilmektedir, Hukuk devletinin tanımına giren birçok unsurlardan birisi de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, başka deyimle, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğidir. Buna göre çıkarılması için kamu yararı bulunmayan bir kanun, Anayasanın 2 nci maddesi hükmüne aykırı nitelikte olur ve dava açıldığında iptali gerekir."

 

      Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesinin Abana ilçesi ile ilgili kararı, ilçelerin; coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre kurulması gerektiğini, seçimlerin serbestliğini doğrudan doğruya veya dolayısıyla bozmaya elverişli bulunan veya bozmak amacı ile konulmuş olan bütün hükümlerin, Anayasaya aykırı olacağını, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğini açıkça belirtmektedir.

 

      Seçimlerde iktidar partisini kızdıracak sonuçlar sonrasında halkta belediyelerinin bölüneceği, başka ilçeyle birleştirileceği, mahalleye veya köye dönüştürüleceği, hatta ilçe olmaktan çıkarılacağı korku ve endişesi yaratılarak serbestçe seçim yapılması mümkün değildir.

 

      Anayasamızın 13 üncü maddesi: "Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz hükmünü taşımaktadır. Demokratik toplum düzeni her şeyden önce seçme ve seçilme hakkına azami ölçüde saygı gösterilmesini gerektirir. Anayasanın 67 nci maddesinde yer alan seçimlerin serbestliği ilkesi, baskı ve müdahaleleri dışlayan bir kavramdır.

 

      Anayasanın Cumhuriyetin nitelikleri başlıklı 2 nci maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir denilmektedir. Hukuk devletinin tanımına giren birçok unsurlardan birisi de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, başka deyimle, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğidir.

 

      Ayrıca, İstanbul'da kapatılan ilk kademe belediyelerinin bir bölümünün kapatılmasında da kamu yararı yoktur. Bunların kapatılma sebebi de tamamen siyasidir.

 

      5747 sayılı Kanunun Gerekçesi'nde; yeterli büyüklüğe sahip ilk kademe belediyelerinin ilçe belediyesine dönüştürüldüğü, diğerlerinin ise kendisine en yakın ilçe belediyesi ile birleştirildiği" belirtilmektedir. Gerekçedeki bu söylem "yeterli büyüklük" gibi keyfiliğe varan bir takdir yetkisi kullanımının ifadesidir. Çünkü "yeterli büyüklük" belirsiz bir kavramdır ve hukuken, belediye sınırlarının çizilmesinde kullanılabilecek bir ölçüt olarak kabul edilmesi olanağı yoktur. Bu da aslında kamu yararı amacı'ndan sapıldığının bir kanıtı olarak ortada durmaktadır.

 

      Kapatılan ilk kademe belediyelerden biri olan Bahçeşehir Belediyesinin kapatılma gerekçesi diğer belediyelerin kapatılma gerekçesi ile aynıdır. Oysa Kanundaki hiçbir gerekçe Bahçeşehir Belediyesinin kapatılmasına uygun değildir. Kanunun Gerekçesinde, idari ve teknik kapasite yetersizliği nedeniyle yeterli kalitede hizmet verilmemesi, kaynak sıkıntısı nedeniyle mali yapının bozulması ve artan borçlar ile ölçek küçüklüğü kapatılma gerekçesi olarak gösterilmiştir.

 

      Bahçeşehir için ölçek küçüklüğü söz konusu değildir. Coğrafi konumu, nüfusu, kamu hizmetlerinin gereği olarak Bahçeşehir'de belediye kurulmasına karar verilmiş ve belediye kurulmasını isteyip istemedikleri yörede yaşayan halka referandumla sorulmuştur. Bahçeşehir Belediyesinin personeli, araç gereçleri sayı ve nitelik bakımından yeterlidir. Borcu yoktur. Yatırım düzeyi yeterlidir. Kaçak yapı ve gecekondu yoktur. Halk belediye hizmetlerinden memnundur. Hizmetlerinin kalitesi yüksektir.

 

      Bahçeşehir Belediyesinde görevli teknik personelin sayısı ve nitelikleri EK 12/1 de, hiçbir kamu kurum ve kuruluşuna özel veya tüzel kişiye borcu olmadığını gösteren bilançolar EK 12/2 de, hiçbir kaçak yapı ve ruhsatsız yapı olmadığını gösteren belgeler EK 12/3 de, 2007 yılı Yatırım Programı EK 12/4 dedir. (Belgeler "Bahçeşehir Belediyesi Neden Kapatılmamalıdır" isimli kitaptan alınmıştır.)

 

      Bütün bunlar Bahçeşehir Belediyesinin Kanunun gerekçesinde ileri sürülen nedenlere dayalı olarak kapatılmasını gerektirmiyor. Ama Bahçeşehir belediyesi kapatılıyor. Çünkü 2004 seçimlerinde Belediye Başkanı ANAP'tan seçilmiş, 2007 seçimlerinde CHP bu beldede AKP'yi açık farkla geride bırakmıştı.

 

      Böyle yapılarak yerel seçimler öncesi seçmenlere de mesaj verilmiş oluyor. 2007 seçimlerinde Bahçeşehir'deki 17.100 seçmenin 7.120'si CHP'ye, 2.590'ı AKP'ye oy vermiştir. Başakşehir ise AKP'nin kalesi olarak biliniyor. Seçim öncesi seçmenlere, bize oy vermeyenlerin belediyesini kapattık, oy verenlerin mahallesini ilçe ve belediye yaptık mesajı verilerek seçimlerde özgürce oy kullanma iradeleri baskı altına alınıyor. Seçimlerde iktidar partisini kızdıracak sonuçlar sonrasında halkta belediyelerinin bölüneceği, başka ilçeyle birleştirileceği, mahalleye veya köye dönüştürüleceği, hatta ilçe olmaktan çıkarılacağı korku ve endişesi yaratılıyor.

 

      Bahçeşehir Belediyesi, Türkiye'nin Avrupa Şeref Bayrağı Ödülüne sahip tek belediyesidir. 2005 yılında Avrupa Konseyi, Bahçeşehir'i Avrupa Şeref Bayrağı ile ödüllendirirken, bu yasa ile Bahçeşehir belediyesi ve yöre halkı adeta cezalandırıldı. Bahçeşehir'in bir başka ilçeye mahalle olarak bağlanmasının ölçekle, nüfusla, coğrafi yapıyla, ekonomik şartlarla ya da kamu hizmetlerinin gerekleri ile ilgisi olmadığının en açık kanıtı Avrupa Konseyi'nin ödüllendirme kararının içeriğidir. Avrupa Konseyi, Bahçeşehir Belediyesi'ne; her alanda gösterdiği hızlı ve büyük değişiklikler, yeşil alanlar, sosyal projelerdeki başarılar, çocuklara yönelik projeler, kent sağlığı alanında yapılan projeler, kentsel dönüşüm projeleri, uluslararası aktivitelerin verimini ve etkisini arttırmak için gösterdiği çabalar ve üretip uyguladığı projelerin model olarak kabul edilmeye başlanması gibi kriterleri başarması sebebiyle Avrupa Şeref Bayrağı Ödülünü vermiştir.

 

      İstanbul'da kapatılarak yeni kurulan ilçelere mahalle olarak bağlanan ilk kademe belediyeleri siyasi nedenlerle ve toptancı anlayış yüzünden hiçbir kamu yararı olmadan belli bir partinin veya kişilerin yarar sağlaması amacına yönelik olarak kapatılmış ve mahalleye dönüştürülmüştür.

 

      Hukuk devletinin tanımına giren birçok öğeden biri de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, başka bir deyişle, özel çıkarlar için ya da belli kişilerin yararına olarak bir yasanın kabul edilemeyeceğidir. Kamu yararı amacı taşımayan yasaların, amaç öğesi yönünden Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği açıktır.

 

      İstanbul'da Bahçeşehir örneğinde olduğu gibi siyasi amaçlara dayalı olarak ilk kademe belediyeleri kapatılırken yöre halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını kendi belediye yönetimi altında gidermesi önlenmiştir. Belediyeden mahalleye dönüşen yöre halkının belediye çalışmalarından memnun olması, belediye faaliyetlerinin Avrupa Konseyi'nce taçlandırılması önemsenmemiştir.

 

      Daha da vahimi, bütün bunlar halka sorulmadan yapılmıştır. Onlara, mahalli müşterek ihtiyaçlarınızı yeni oluşturacağımız yerel yönetimler aracılığı ile karşılayacaksınız denilmiştir. Yöre halkına hiç sormadan onların olurunu almadan yasa zoruyla yapılmıştır.

 

      Yerel yönetimlerin var oluşunun siyasal gerekçesinin özünde demokrasi inancı yatar. Bu sebepledir ki, yerel yönetimler öteden beri demokrasinin temel kurumlarından biri olarak kabul edilmişlerdir.

 

      Ayrıca yöre halkı, yerel ortak ihtiyaçlarının karşılanmasında seçimler ve diğer mekanizmalarla yönetimlere demokratik katılım hakkını kullanmakta ve bu hizmetlerin gerçekleştirilmesinde etkili olmaktadır. Böylece, yerel yönetimlerle demokrasi yaygınlaşmakta ve etkinleşmektedir.

 

      Anayasanın 127 nci maddesine göre, mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir. "Yerinden yönetim" ilkesi, yerel yönetimlerin, o yerde bulunanların, ortak gereksinimlerini karşılamak için kendi seçtiği organlarca yönetilmesi anlamına gelmektedir. Yerinden yönetim ilkesi yönünden kamu yararı, ancak halkın katılımının ve bu yolla etkinliğinin arttırılması ile gerçekleştirilebilir. Tüm yasaların genel amacının kamu yararı olduğu bilinen bir gerçektir. Getirilen düzenleme Anayasanın 127 nci maddesinde öngörülen yerinden yönetim ilkesinin gereği olan halkın katılımını arttırıcı değil azaltıcı niteliktedir. Bu açıdan da kamu yararı yoktur.

 

      Yerel Yönetim Özerklik Şartının 5 inci maddesinde: "yerel yönetimlerin sınırlarında mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara danışılmadan değişiklik yapılamaz" hükmü vardır.

 

      5393 sayılı Belediye Kanununda birleşme ve katılmada Yerel Yönetim Özerklik Şartına uygun olarak referandum yapılması öngörülmüştür. 5393 sayılı Belediye Kanunun birleşme ve katılmaları düzenleyen maddelerinde sadece katılan belediyede referandumun öngörülmesi, buna karşılık katılınacak belediyede referandumun öngörülmemesi nedeniyle iptal istemini görüşen Anayasa Mahkemesinin E.2005/95 K.2007/5 sayılı 24.01.2007 tarihli Kararında aynen şöyle denilmiştir:

 

      ".... Düzenlemeyle tüzel kişiliği kaldırılacak ya da tabi oldukları tüzel kişiyle ilişkisi kesilecek olan mahal sakinlerinin iradesinin doğrudan doğruya sorulması zorunlu kılınmakta; ancak statüsünde herhangi bir değişiklik yaşamayan ve özerkliğine dokunulmayan katılınacak tüzel kişi (belediye) sakinlerinin doğrudan iradelerine başvurulmamakla birlikte, yine de oylarıyla oluşturulan karar organlarının onayı şart koşulmaktadır. Dava konusu kuralla tüzel kişiliği kaldırılan beldede ya da bağlı bulundukları ve organlarının oluşumuna katıldıkları yerel yönetim birimiyle ilişkileri koparılacak kısımlarında halkoyuna başvurulmasının öngörülmüş olması, yerinden yönetim ilkesinin bir gereğidir. Katılınacak belediyenin hukuksal statüsünde herhangi bir değişiklik olmayacağından, doğrudan doğruya halkoyuna başvurulması zorunluluğu bulunmamaktadır. Buna rağmen yasa koyucu katılınacak belediye meclisinin bu birleşme ve katılmaya onay vermesini zorunlu kılarak, katılınacak belediyenin özerkliğinin korunmasını gözetmiştir."

 

      Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi tüzel kişiliği kaldırılan beldede ya da bağlı bulundukları ve organlarının oluşumuna katıldıkları yerel yönetim birimiyle ilişkileri koparılacak kısımlarında halkoyuna başvurulmasının öngörülmüş olmasını, yerinden yönetim ilkesinin bir gereği olarak görmektedir.

 

      5393 sayılı Belediye Kanunu, Yerel Yönetim Özerklik Şartına uygun olarak katılan beldede referandumu şart koşarken 5747 sayılı Kanun katılan beldelerde referandum öngörmemiştir.

 

      Türkiye Yerel Yönetim Özerklik Şartını 1988 yılında çekince koyarak onaylamış, 1991 yılında da yasal olarak kabul etmiştir. Anayasanın 90 ıncı maddesinde, ".... usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir" dendikten sonra bunların Anayasaya aykırılığının iddia edilemeyeceği bildirilmiştir. Diğer yandan Anayasanın 90 ıncı maddesinde yapılan son değişiklikle, temel hak ve özgürlüklere ilişkin andlaşmalarla kanunların aynı konuda yaptığı düzenlemelerde çatışma olması halinde andlaşma hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu nedenle yapılacak yasal bir düzenleme ile uluslararası andlaşmanın yok sayılması ve bu andlaşmanın getirdiği yükümlülüklerden kaçınılması söz konusu olamaz.

 

      Tüzel kişiliği kaldırılan beldede referandum öngörülmemesi yerinden yönetim ilkesine ve Yerel Yönetim Özerklik Şartına, dolayısı ile Anayasanın 90 ıncı ve 127 nci maddelerine aykırıdır.

 

      Açıklanan nedenlerle, 5747 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin (11), (17), (18), (19), (20), (21), (22), (23), (24), (25), (26) nolu fıkralarında yapılan düzenlemeyle, Diyarbakır'da Sur; İstanbul'da Arnavutköy, Ataşehir, Başakşehir, Beylikdüzü, Çekmeköy, Esenyurt, Sancaktepe, Sultangazi; İzmir'de Bayraklı ve Karabağlar ilçesi kurulması Anayasanın 2 nci, 67 nci, 90 ıncı, 126 ncı ve 127 nci maddelerine aykırıdır.

 

      1) 06.03.2008 tarih ve 5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (1) nolu fıkrasının Anayasaya aykırılığı

 

      5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (1) nolu fıkrasında: Büyükşehir belediye sınırları içinde bulunan ve ekli (42) sayılı listede adları belirtilen ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak aynı listede belirtilen ilçe belediyelerine mahalleleri veya mahalle kısımları ile birlikte katılmıştır.

 

      Yani;

 

      Adana'da 10 ilk kademe belediyesi; Seyhan, Yüreğir, Karaisalı ilçelerine,

 

      Ankara'da 16 ilk kademe belediyesi; Ayaş, Bala, Çubuk, Elmadağ, Gölbaşı, Keçiören, Sincan, Mamak ilçelerine,

 

      Bursa'da 15 ilk kademe belediyesi; Nilüfer, Osmangazi, Kestel, Mudanya, Gemlik ilçelerine

 

      Gaziantep'te 5 ilk kademe belediyesi; Şahinbey, Şehitkamil, Oğuzeli ilçelerine,

 

      İstanbul'da 21 ilk kademe belediyesi; Beykoz, Büyükçekmece, Sarıyer, Silivri, Şile, Tuzla, Eyüp ilçelerine,

 

      İzmir'de 37 ilk kademe belediyesi; Aliağa, Bayındır, Buca, Çiğli, Foça, Gaziemir, Güzelbahçe, Kemalpaşa, Menderes, Menemen, Torbalı, Seferhisar ilçelerine,

 

      Kayseri'de 19 ilk kademe belediyesi; Kocasinan, Melikgazi, Talas, İncesu ilçelerine,

 

      Kocaeli'nde 13 ilk kademe belediyesi; Karamürsel, Gölcük, Körfez ilçelerine,

 

      Konya'da 4 ilk kademe belediyesi; Meram, Selçuklu ilçelerine,

 

      Sakarya'da 4 ilk kademe belediyesi; Akyazı, Hendek, Sapanca ilçelerine,

 

      Samsun'da 3 ilk kademe belediyesi; Tekkeköy ilçesine mahalle olarak bağlanmıştır.

 

      Böylece, 11 büyükşehir belediyesindeki 147 ilk kademe belediyesi toplam 52 ilçeye mahalle olarak katılmıştır.

 

      Tüzel kişiliği kaldırılarak kapatılan ve yeni kurulan ilçelere mahalle olarak katılan ilk kademe belediyeleri, 10.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nu ile büyükşehir belediyesi sınırları içine alınmış ve statüleri belde belediyesinden ilk kademe belediyesine dönüştürülmüştür.

 

      5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun Geçici 2 nci maddesi ile bu düzenleme yapılmasa, bu belediyelerin tüzel kişiliği belde belediyesi olarak devam edecek ve nüfusları 2000'den fazla olanların tüzel kişiliği devam edecekti.

 

      5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (1) nolu fıkrasındaki düzenlemeyle, 11 büyükşehir belediyesindeki 147 ilk kademe belediyesinin toplam 52 ilçeye mahalle olarak katılması kamu yararı amacına yönelik değildir.

 

      5747 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle yeni kurulan ilçelere mahalle olarak katılan ilk kademe belediyeleri ile Kanunun 2 nci maddesinin (1) nolu fıkrasıyla eski ilçelere mahalle olarak bağlanan ilk kademe belediyelerinin durumu aynı değildir.

 

      Birinde yeni ilçe kuruluşu için bazı ilk kademe belediyeleri zorunlu olarak mahalleye dönüştürülmüştür. Diğerinde ise, hiçbir zorunluluk yok iken eskiden beri ilçe olan yerlere ilk kademe belediyeleri mahalle olarak katılmıştır.

 

      İlk kademe belediyelerinin eskiden beri ilçe olan yerlere mahalle olarak bağlanması haksız ve yanlıştır. Adil değildir.

 

      Örneğin: Ankara'da Hasanoğlan belediyesi, hiçbir haklı neden yok iken 13 km. uzaklıktaki Elmadağ ilçesinin mahallesi yapılmıştır.

 

      1928 yılında Polatlı ilçesinin nahiyesi olarak kurulan ve Polatlı'ya 20 Km. uzaklıktaki Temelli, hiçbir makul nedene dayalı olmadan 50 - 70 Km. uzağındaki Sincan ilçesine mahalle olarak bağlanmıştır.

 

      Temelli, Atatürk'ün talimatı ile Bulgaristan ve Romanya'dan göç eden göçmenler için kurulan ilk planlı köydür. Kurtuluş savaşında Atatürk ve silah arkadaşlarını 22 gün, 22 gece ağırlayan ve bugün müze olarak kullanılan "Alagöz Karargahı", Temelli'dedir. Gebze'den sonra Türkiye'nin en büyük Organize Sanayi Bölgesi, Temelli'de kurulmuştur. Organize Sanayi Bölgesinde 100 bin kişiye istihdam sağlaması amaçlanmakta olup, halen 5 bin kişi çalışmaktadır. 650 bin nüfusun yaşaması planlanan Temelli'de halen 50 bin konutun inşaatı devam etmektedir. Temelli belediyesi su ve kanalizasyon ile ilgili tüm alt yapı yatırımlarını tamamlamıştır. Şu anda 8.200 nüfusun ikamet ettiği Temelli Belediyesinin 2008 yılı bütçesi 21 milyon YTL olup, hiç borcu yoktur. Yasadan önce bağlı olduğu Polatlı ilçesi büyükşehir belediyesi sınırları dışındadır. Yeni düzenlemeden sonra, Temelli halkı mahalli müşterek ihtiyaçlarını yanı başındaki kendi belediyesinden değil bağlandığı 70 km uzaktaki ilçe belediyesinden giderirken merkezi yönetim tarafından sağlanan tüm hizmetler için de artık 20 km uzağındaki Polatlı ilçesine değil 70 km. uzaklıktaki Sincan ilçesine gidecektir. Görüldüğü gibi Temeli Belediyesini kapatmanın ve Sincan'a mahalle olarak bağlamanın hiçbir makul nedeni yoktur. Kamu yararı yoktur. Coğrafi şartlar uygun değildir. Ekonomik şartlar uygun değildir. Kamu hizmetinin gereği olarak Sincan ilçesine bağlanmak için hiçbir neden yoktur. Üstelik Yasanın gerekçesinde ileri sürülenlerin hiç biri Temelli için geçerli değildir; ölçek küçüklüğü söz konusu olmayıp, Temelli'nin borcu yoktur, yatırımı çoktur. (Temelli'nin 2008 bütçesi için Bak: EK 13)

 

      1912 yılında kurulan Kayseri Erkilet Belediyesi, 1933 yılında kurulan Eskişehir Muttalip Belediyesi mahalle haline getirilmiştir. Bursa'da 1953'de kurulan Umurbey Belediyesi Gemlik ilçesinin; Kayseri'de 1967'de kurulan Gesi Belediyesi Melikgazi ilçesinin; İzmit'te 1948 yılında kurulan Hereke Belediyesi Körfez ilçesinin mahallesi olmuştur.

 

      Kapatılan bazı ilk kademe belediyeleri tarihi kimliği ile öne çıkan belediyelerdir. Tarihi Kentler Birliği üyeliğine kabul edilen çok sayıda kent belediyesi acımasızca kapatılmıştır.

 

      Uzun yıllardır belediye yönetimi altında demokratik bir yönetime sahip olan vatandaşlarımız küçük hesaplar yüzünden cezalandırılmıştır. Köy statüsünden belediye statüsüne geçen bir yerleşim yerinde halk, yerel düzenlemelerle tanışmıştı. Halk, kendi özgür iradesi ile belediye meclisini ve belediye başkanını seçerek demokrasinin verdiği hakkı yaşıyordu. Şimdi belediyeleri kapatılarak mahalle haline dönüştürülmüştür.

 

      Yerel yönetimlerin var oluşunun siyasal gerekçesinin özünde demokrasi inancı yatar. Bu sebepledir ki, yerel yönetimler öteden beri demokrasinin temel kurumlarından biri olarak kabul edilmişlerdir.

 

      Ayrıca yöre halkı, yerel ortak ihtiyaçlarının karşılanmasında seçimler ve diğer mekanizmalarla yönetimlere demokratik katılım hakkını kullanmakta ve bu hizmetlerin gerçekleştirilmesinde etkili olmaktadır. Böylece, yerel yönetimlerle demokrasi yaygınlaşmakta ve etkinleşmektedir.

 

      50 yıldır, 60 yıldır sahip oldukları belediyenin mahalleye dönüştürüldüğü yörelerde artık demokrasinin yaygınlaşması ve etkinleşmesinden söz edilemeyecektir. Yöredeki insanlar belediyelerinin mahalleye dönüşmesini istemiyor. Temelli'de yaşayan insanların mahalli müşterek ihtiyaçlarını Temelli Belediyesi yerine Sincan Belediyesinin karşılaması aynı şey değil. 1912'den beri belediyeleri olan Erkilet'lilerin derdini, tasasını, sorunlarını Kocasinan Belediyesi ne kadar bilebilir.

 

      Bağlandığı ilçeyle farklı şehir kültürüne sahip çok sayıda belediye var. Burada yaşayan insanların sorunlarını büyüterek yöre halkının ihtiyaçları karşılanabilir mi?

 

      Bu durum, Anayasanın 5 inci maddesinde belirtilen; devletin, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak gibi amaç ve görevlerine ters düşen bir durumdur.

 

      Anayasa ile güdülen ana amaç, Başlangıç'ta, belirtildiği gibi, Türk Ulusu'nun sürekli varlığı ve çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması biçimindedir. Bu ana amaca varılmasını engelleyebilecek ya da yozlaştırabilecek nitelikte hiçbir hak ve özgürlüğün Anayasada tanınmadığı, daha açık bir anlatımla, bu amacın Anayasanın tüm yapısına ilke ve kurallarıyla ruhuna egemen olduğu tartışma götürmeyen bir gerçektir.

 

      Hukuk devletinin tanımına giren birçok unsurlardan birisi de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğidir. Tüm yasaların genel amacının kamu yararı olduğu bilinen bir gerçektir.

 

      Anayasanın 127 nci maddesinde yer alan yerinden yönetim ilkesi yönünden kamu yararı, ancak halkın katılımının ve bu yolla etkinliğinin arttırılması ile gerçekleştirilebilir. Belediyelerin kapatılması, yörenin mahalle olarak bir başka ilçeye bağlanması demokratik katılımı en aza indirecektir. Bu nedenle 5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (1) nolu fıkrası amaç öğesi bakımından da Anayasaya uygun değildir.

 

      İlk kademe belediyelerini mahalleye dönüştürme ve bunları bir başka ilçeye bağlama kararı, yapılacak yerel seçimlerle ve o yörelerde oluşan rantla bağlantılıdır. 5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (1) nolu fıkrası hükmü ile 52 ilçenin sınırları yeniden çizilmektedir.

 

      Gerçekleştirilen bu operasyonla sadece seçimleri kazanmaya elverişli bir ortam yaratılmış olmamakta, bunun yanında Büyükşehirlerdeki yeni rant alanlarının yönetimi de ele geçirilmiş olmaktadır. İleri sürülen gerekçelerin arkasına saklanan gerçek, sınırları değiştiren ilçelerde belediye seçimlerini kazanmak ve şehirlerde oluşan rant alanlarını yönetmektir.

     

      Kanunun 2 nci maddesinin (1) nolu fıkrasındaki düzenlemeyle, 147 ilk kademe belediyesinin tüzel kişiliğinin kaldırılması ve mahalle olarak 52 ilçeye bağlanması kamu yararı amacına değil, belli bir partinin veya kişilerin yarar sağlaması amacına yöneliktir. 5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrası bu bakımdan da Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırıdır.

 

      2004 yerel yönetim seçimleri öncesinde AKP benzer bir girişimde daha bulunmuştu. 5025 sayılı Yasada; nüfusu 2000'in altında olan belediyelerin tüzel kişiliklerinin, başkaca bir işleme gerek kalmaksızın 27 Mart 2004 gününde kalkması, bu yerlerin aynı adla köye dönüşmesi, buralarda, 28 Mart 2004 gününde yapılacak yerel yönetim seçimlerinde, belediye yerine köy tüzel kişiliği organlarının seçilmesi öngörülmüştü.

 

      Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu yasayı bir kez daha görüşülmesi için geri gönderdi. Cumhurbaşkanının geri gönderme yazısından sonra yasa TBMM'de ele alınıp görüşülmediği için yasalaşmadı.

 

      2004 yılında yerel seçimlerden üç ay önce yapılmak istenen girişimin benzeri, 2008 yılında seçimlere on ay kala yapılmak istenmektedir.

 

      Anayasanın 67 nci maddesinin son fıkrasında, seçim yasalarında yapılan değişikliklerin, yürürlüğe girdiği günden başlayarak bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.

 

      2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 3507 sayılı Kanunla değişik 8 inci maddesinin birinci fıkrasında; mahalli idareler seçimlerinin beş yılda bir yapılacağı, her seçim döneminin beşinci yılındaki 1 Ocak gününün seçimin başlangıç tarihi, aynı yılın Mart ayının son Pazar gününün de oy verme günü olduğu hükme bağlanmıştır.

 

      Seçim bir süreçtir. Bu süreçte seçim bölgelerinin belirlenmesi, siyasi partilerin adaylarını belirlemesi, aday listelerini vermeleri, adayların incelenmesi, adayların ilanı ve itirazlar, seçimlerde kullanılacak oy pusulalarının basımı, propaganda dönemi gibi aşamalar vardır. 2972 sayılı Yasanın 8 inci maddesi uyarınca, 2009 yılının Mart ayının son Pazar günü yapılacak mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 dur. Mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 olduğundan Anayasanın öngördüğü bir yıllık süre 1 Ocak 2008 günü dolmaktadır. Oy verme günü olan Mart ayının son Pazar günü, seçimlerin sona erdiği, sonlandığı gündür. Bu hali eski ilçelere mahalle olarak bağlanan beldelerde yaşayanların seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları ellerinden alınmış olacaktır.

 

      Mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 olduğundan Anayasanın öngördüğü bir yıllık süre 1 Ocak 2008 de doldu. 5747 sayılı Yasanın 2 nci maddesinin (1) nolu fıkrasıyla yapılan düzenleme seçim sonuçlarını doğrudan etkileyecek nitelikte olduğundan ve Anayasada öngörülen bir yıllık süreden önce yürürlüğe sokulduğundan getirilen düzenleme, Anayasanın 67 nci maddesine aykırıdır.

 

      Türk demokrasi tarihinde Kırşehir'in ilçe haline getirilmesinde olduğu gibi, bir bölge halkının belli bir siyasi partiye oy vermiş bulunmalarından dolayı toptan cezalandırılmaları geçmişte de görüldü.

 

      1953 yılında muhalefet partisini destekleyen Kastamonu'nun Abana ilçesi bir Kanunla köy haline getirildi ve iktidar partisini destekleyen Bozkurt belediyesi ilçe merkezi yapıldı.

 

      Bu konu ili ilgili iptal başvurusunu inceleyen Anayasa Mahkemesinin 15.11.1967 gün ve 12751 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin, Abana İlçe Merkezinin Abana'dan kaldırılıp Bozkurt'a Nakline İlişkin 6203 sayılı Kanun hükümlerinin iptali istemi ile ilgili olarak verdiği K.967 - 20, E.963 - 145 sayılı Kararı aynen şöyledir:

 

      "Merkezi idarenin kuruluşuna ilişkin ilkelerini gösteren Anayasanın 115 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına şöyle denmektedir: Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından coğrafya durumuna, iktisadi şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır. İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır.

 

      Bu hükme göre, Türkiye'nin gerek illere ayrılmasında, gerekse illerin öbür kademeli bölümlere ve bu arada ilçelere ayrılmasında gözönünde tutulacak alan ölçü, coğrafya durumu, iktisadi koşullarla kamu hizmetlerinin gerekleridir. İdari kademelere bölünmede bu anılan ölçülerin gözönünde tutulması ilkesi, bu kademelerin merkezlerinin belli edilmesinde de öncelikle uygulanır: Çünkü, il veya ilçenin veya diğer bir kademenin merkezi demek, oranın işlerinin toplandığı en önemli bir yer demektir, Bu bakımdan bir idari bölümün merkezinin, coğrafya durum, iktisadi koşullar ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre en uygun bir yerde bulunması Anayasa buyruğu olduğu gibi, bir merkezin değiştirilmesinde dahi yeni merkezin coğrafya durumu, iktisadi koşullar ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre eskisinden daha üstün bir yer niteliğini taşıması da, yine Anayasa buyruğudur. Demek ki, merkez değiştirmelerini merkezin eski merkeze göre coğrafya durumu, iktisadi koşullar ve kamu hizmetlerinin gerekleri bakımından daha üstün olduğu açıkça anlaşılmadıkça, böyle bir değiştirme Anayasaya uygun sayılamaz......... Anayasanın Seçme ve Seçilme Hakkı başlıklı 5 inci maddesinde: Vatandaşlar kanunda gösterilen şartlara uygun olarak; seçme ve seçilme hakkına, sahiptir. Seçimler, serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yapılır denilmektedir. Buna göre seçimlerin serbestliğini doğrudan doğruya veya dolayısıyla bozmaya elverişli bulunan veya bozmak amacı ile konulmuş olan bütün hükümler, Anayasaya aykırı niteliktedir. ........... Seçimlerde Abana'lıların C.H.P. ye ve Bozkurt'ların ise iktidar partisi olan D.P. ye oy verdikleri anlaşılmaktadır......... Dava konusu hükmün kabulü ile seçimlerde yurttaşların serbestçe oy kullanmalarının sınırlandırılması ve sonraki seçimler bakımından onların etki altında bırakılması yoluna gidildiği veya böyle bir yol tutulmadığı düşünülse bile, bu hüküm yüzünden yurttaşlar üzerinden bir korkunun seçim propagandası sırasında ortaya sürebilecek söylentilerle pek kolaylıkla yaratılabileceği ve seçim serbestliğinin rahatlıkla etkileyebileceği anlaşılmaktadır, Buna göre dava konusu hüküm Anayasanın 55 inci maddesine de aykırıdır ve bu bakımdan dahi iptal edilmelidir......... Anayasanın "Cumhuriyetin nitelikleri başlıklı 2 nci maddesinde", Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir denilmektedir, Hukuk devletinin tanımına giren birçok unsurlardan birisi de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, başka deyimle, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğidir. Buna göre çıkarılması için kamu yararı bulunmayan bir kanun, Anayasanın 2 nci maddesi hükmüne aykırı nitelikte olur ve dava açıldığında iptali gerekir."

 

      Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesinin Abana ilçesi ile ilgili kararı, ilçelerin; coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre kurulması gerektiğini, seçimlerin serbestliğini doğrudan doğruya veya dolayısıyla bozmaya elverişli bulunan veya bozmak amacı ile konulmuş olan bütün hükümlerin, Anayasaya aykırı olacağı, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğini açıkça belirtmektedir.

 

      Seçimlerde iktidar partisini kızdıracak sonuçlar sonrasında halkta belediyelerinin bölüneceği, başka ilçeyle birleştirileceği, mahalleye veya köye dönüştürüleceği korku ve endişesi yaratılarak serbestçe seçim yapılması mümkün değildir.

 

      Anayasamızın 13 üncü maddesi: "Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz hükmünü taşımaktadır. Demokratik toplum düzeni her şeyden önce seçme ve seçilme hakkına azami ölçüde saygı gösterilmesini gerektirir. Anayasanın 67 nci maddesinde yer alan seçimlerin serbestliği ilkesi, baskı ve müdahaleleri dışlayan bir kavramdır.

 

      Anayasanın Cumhuriyetin nitelikleri başlıklı 2 nci maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir denilmektedir. Hukuk devletinin tanımına giren birçok unsurlardan birisi de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, başka deyimle, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğidir.

 

      Açıklanan nedenlerle, 5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle ilk kademe belediyelerini mahalle olarak başka ilçelere bağlamak, Anayasanın 2 nci, 5 inci, 67 nci ve 126 ncı maddelerine aykırıdır.

 

      İlçelere mahalle olarak bağlanan ilk kademe belediyelerinin tüzel kişiliklerinin kaldırılması başka gerekçelerle de Anayasaya aykırıdır.

 

      5747 sayılı Kanunun Gerekçesi'nde; "kırsal alandaki küçük belediyeler bakımından yapılan idari yapı değişikliğinin ilk adım belediyeleri açısından da gerekli olduğu, yeterli büyüklüğe sahip ilk kademe belediyelerinin ilçe belediyesine dönüştürüldüğü, diğerlerinin ise kendisine en yakın ilçe belediyesi ile birleştirildiği" belirtilmektedir.

 

      Yerelleşme tüm demokratik ülkelerde temel ilke kabul edilmiş iken bu Kanun toplumu merkezileşmeye yöneltmektedir. Yöre nüfusunun azlığı halkın denetimini ve yerel yönetime katılımını artırır. Yerelleşmenin tercih edilmesinin temel nedeni budur.

 

      Belediyelerin yaklaşık üçte birinin kapatılması yerelleşmeye ve demokrasiye inançsızlığın en belirgin örneğidir. OECD'nin 2002 yılında yayınladığı bir rapora göre: Fransa'da 36.763, İtalya'da 8.100, İspanya'da 8.078, Belçika'da 589, Hollanda'da 548 belediye bulunmaktadır. Avrupa Birliğine üye olan diğer ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemizdeki belediye sayısının azlığı açıkça görülür.

 

      Kuşkusuz, yasa koyucu daha etkin ve verimli bir kamusal hizmet sağlamak amacıyla, yeni bir idari yapı oluşturabilir. Ancak etkinlik ve verimlilik sorunu, bu yasanın yaklaşımıyla yani sadece büyüklüğe ya da ölçeğe odaklanarak çözümlenebilecek bir sorun değildir. Bu ölçüt, etkin ve verimli hizmet sağlamak için gerekli şartlardan yalnızca biridir.

 

      Belediyelerin borçlu olması kapatma gerekçesi olarak ileri sürülmektedir. Bu gerekçenin haklılığı yoktur. Çünkü kapatılan belediyeler içinde hiç borcu olmayan, değerli taşınmazlara sahip belediyeler de vardır. Bilerek, borcuyla baş edebilecek düzeyde borçlanarak yatırımlara girişen belediyeler de borçlu belediyeler kabul edilmiştir. Kaldı ki belediyelerin mali açıdan iyi durumda olmaması kötü yönetimle ilgili değildir. Yıllardır hemen herkes belediyelere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanmadığını söylemektedir.

 

      Büyükşehir sınırları içine alınarak ilk kademe belediyesi statüsüne sokulan bu belediyelerin gelirlerinin % 40'ına yakınına el konulmuştu. Böylece Anayasanın 127 nci maddesinde tanımı yapılan özerk yerel yönetim kuruluşu olma özellikleri iyice zayıflatılmıştı. Gelirleri ve yetkileri azaltılan ilk kademe belediyelerinin verimli hizmet vermiyorlar gerekçesiyle kapatılmalarına zemin hazırlandı. Öte yandan Anayasal güvenceye sahip bazı belediyelerin çıkar çevrelerinin önünde engel oluşturabilmeleri ilk kademe belediyelerinin tüzel kişiliklerinin bir an evvel kaldırılmasını gerektirdi.

 

      İlk kademe belediyelerinin çoğu toptancı anlayış yüzünden hiçbir kamu yararı olmadan kapatıldı. Yöre halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını kendi belediye yönetimi altında gidermesi önlendi. Belediyeden mahalleye dönüşen yöre halkının belediye meclislerindeki temsil oranlarında da hak kayıpları olması önemsenmedi.

 

      Daha da vahimi, bütün bunlar halka sorulmadan yapıldı. Onlara, mahalli müşterek ihtiyaçlarınızı yeni oluşturacağımız yerel yönetimler aracılığı ile karşılayacaksınız denildi. Yöre halkına hiç sormadan onların olurunu almadan yasa zoruyla yapıldı.

 

      Yerel yönetimlerin var oluşunun siyasal gerekçesinin özünde demokrasi inancı yatar. Bu sebepledir ki, yerel yönetimler öteden beri demokrasinin temel kurumlarından biri olarak kabul edilmişlerdir.

 

      Ayrıca yöre halkı, yerel ortak ihtiyaçlarının karşılanmasında seçimler ve diğer mekanizmalarla yönetimlere demokratik katılım hakkını kullanmakta ve bu hizmetlerin gerçekleştirilmesinde etkili olmaktadır. Böylece, yerel yönetimlerle demokrasi yaygınlaşmakta ve etkinleşmektedir.

 

      Anayasanın 127 nci maddesine göre, mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir. Görüldüğü gibi Anayasa, yerel yönetimlerin "büyüklük" esasına göre değil "yerinden yönetim" ilkesine göre kurulmasını öngörmüştür. Yerinden yönetim ilkesini gözetmeden ölçek küçüklüğü ve borçluluk gerekçesine dayanarak borçlu ve küçük olmayan tüm belediyeleri aynı gerekçeyle kapatmak yerinden yönetim ilkesine uygun değildir.

 

      Anayasanın 127 nci maddesindeki "yerinden yönetim" ilkesi bağlamında belediyelerin o yerde bulunanların, ortak gereksinimlerini karşılamak için kendi seçtiği organlarca yönetilen kamu tüzelkişileri olduğu ortaya çıkmaktadır.

 

      Yerinden yönetim ilkesi yönünden kamu yararı, ancak halkın katılımının ve bu yolla etkinliğinin arttırılması ile gerçekleştirilebilir. Belediyelerin kapatılması, demokratik katılımı en aza indirecektir. Bu nedenle Kanunun 2 nci maddesinin (1) nolu fıkrası amaç öğesi bakımından da Anayasaya uygun değildir.

 

      Belediye tüzel kişiliğini kaldırarak mahalleye dönüştürmek yörede yaşayan halkın mahalli müşterek ihtiyaçları açısından demokratik bir yaklaşım değildir. Tüm ilk kademe belediyelerini toptancı bir yaklaşımla verimli ve etkin çalışıp çalışmadıklarını araştırmadan kapatmakta kamu yararı yoktur. Kapatılan belediyelerin içinde bilançoları sağlıklı olan çok sayıda belediye vardır. Kanun, küçük ölçekli olan verimli ve etkin değildir anlayışı ile hazırlanmıştır ki, bu da doğru bir yaklaşım değildir. Büyük ölçekli olmasına karşın etkin ve verimli olmayan belediyeler olduğu gibi küçük ölçekli olan ama verimli ve etkin çalışan belediyeler de vardır. Toptancı yaklaşım yanlıştır.

      Öte yandan getirilen düzenleme Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartına aykırıdır. 5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (1) nolu fıkrasıyla; 42 sayılı listede adları yazılı 147 ilk kademe belediyesi kapatılarak 52 ilçeye mahalle olarak bağlandı. Ancak bu bağlanma işlemleri yöre halkına sorulmadan yapıldı.

 

      Yerel Yönetim Özerklik Şartının 5 inci maddesinde: "yerel yönetimlerin sınırlarında mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara danışılmadan değişiklik yapılamaz" hükmü vardır.

 

      5393 sayılı Belediye Kanununda birleşme ve katılmada Yerel Yönetim Özerklik Şartına uygun olarak referandum yapılması öngörülmüştür. 5393 sayılı Belediye Kanunun birleşme ve katılmaları düzenleyen maddelerinde sadece katılan belediyede referandumun öngörülmesi, buna karşılık katılınacak belediyede referandumun öngörülmemesi nedeniyle iptal istemini görüşen Anayasa Mahkemesinin E.2005/95 K.2007/5 sayılı 24.01.2007 tarihli Kararında aynen şöyle denilmiştir:

 

      ".... Düzenlemeyle tüzel kişiliği kaldırılacak ya da tabi oldukları tüzel kişiyle ilişkisi kesilecek olan mahal sakinlerinin iradesinin doğrudan doğruya sorulması zorunlu kılınmakta; ancak statüsünde herhangi bir değişiklik yaşamayan ve özerkliğine dokunulmayan katılınacak tüzel kişi (belediye) sakinlerinin doğrudan iradelerine başvurulmamakla birlikte, yine de oylarıyla oluşturulan karar organlarının onayı şart koşulmaktadır. Dava konusu kuralla tüzel kişiliği kaldırılan beldede ya da bağlı bulundukları ve organlarının oluşumuna katıldıkları yerel yönetim birimiyle ilişkileri koparılacak kısımlarında halkoyuna başvurulmasının öngörülmüş olması, yerinden yönetim ilkesinin bir gereğidir. Katılınacak belediyenin hukuksal statüsünde herhangi bir değişiklik olmayacağından, doğrudan doğruya halkoyuna başvurulması zorunluluğu bulunmamaktadır. Buna rağmen yasa koyucu katılınacak belediye meclisinin bu birleşme ve katılmaya onay vermesini zorunlu kılarak, katılınacak belediyenin özerkliğinin korunmasını gözetmiştir."

 

      Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi tüzel kişiliği kaldırılan beldede ya da bağlı bulundukları ve organlarının oluşumuna katıldıkları yerel yönetim birimiyle ilişkileri koparılacak kısımlarında halkoyuna başvurulmasının öngörülmüş olmasını, yerinden yönetim ilkesinin bir gereği olarak görmektedir.

 

      5393 sayılı belediye Kanunu, Yerel Yönetim Özerklik Şartına uygun olarak katılan beldede referandumu şart koşarken 5747 sayılı Kanun tüzel kişiliği kaldırılan beldelerde referandum öngörmemiştir.

 

      Türkiye Yerel Yönetim Özerklik Şartını 1988 yılında çekince koyarak onaylamış, 1991 yılında da yasal olarak kabul etmiştir. Anayasanın 90 ıncı maddesinde, ".... usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir" dendikten sonra bunların Anayasaya aykırılığının iddia edilemeyeceği bildirilmiştir. Diğer yandan Anayasanın 90 ıncı maddesinde yapılan son değişiklikle, temel hak ve özgürlüklere ilişkin andlaşmalarla kanunların aynı konuda yaptığı düzenlemelerde çatışma olması halinde andlaşma hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu nedenle yapılacak yasal bir düzenleme ile uluslararası andlaşmanın yok sayılması ve bu andlaşmanın getirdiği yükümlülüklerden kaçınılması söz konusu olamaz.

 

      Tüzel kişiliği kaldırılan beldede referandum öngörülmemesi yerinden yönetim ilkesine ve Yerel Yönetim Özerklik Şartına, dolayısı ile Anayasanın 90 ıncı ve 127 nci maddesine aykırıdır.

 

      Kısacası, Kanunun 2 nci maddesinin (1) nolu fıkrasındaki düzenlemeyle, 42 sayılı listede adları yazılı 147 ilk kademe belediyesinin tüzel kişiliğinin kaldırılması ve yine listede adları yazılı 52 ilçeye mahalle bağlanması yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasanın 2 nci, 5 inci, 67 nci, 90 ıncı, 126 ncı ve 127 nci maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

 

      1) 06.03.2008 tarih ve 5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (2) nolu fıkrasının Anayasaya aykırılığı

 

      5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (2) nolu fıkrası ile: İstanbul ilinde Eminönü ilçesi kaldırılmış, Eminönü Belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleriyle birlikte Fatih Belediyesine katılmıştır.

 

      3 bin yıllık bir şehir olan ve gece 30 bin, gündüz 3 milyon nüfusu barındıran; Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına ev sahipliği yapan müzeleri ve tarihi mekânlarıyla İstanbul'un kültür ve turizm değeri olan Eminönü, mahalle yapılmıştır.

 

      Yerebatan Sarayı, Topkapı Sarayı, Babıali, Sultan Ahmet, Süleymaniye, Kapalıçarşı, Mısır Çarşısı, Dikilitaş gibi sayısız tarihi eser bulunan Eminönü, merkezi yönetimin yıllardır izlediği yanlış politikalarla hem insansızlaştırıldı hem metruklaştırıldı. Devletin yapacağı yatırımlarla kültür, ticaret ve turizm merkezi olması gereken Eminönü, bakımsızlık ve terkedilmişlik yüzünden imalathanelerin merkezi oldu.

 

      Anayasanın 126 ncı maddesinin birinci fıkrası hükmüne göre: "Türkiye, merkezî idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır."

 

      İlçeler kurulurken coğrafi ve ekonomik koşullar veya kamu hizmetinin gereği ölçütleri kullanıldığından ilçeler kapatılırken de aynı ölçütler kullanılmalıdır. Oysa Eminönü ilçesi kapatılırken Anayasanın 126 ncı maddesinde öngörülen ölçütler değil başka ölçütler kullanılmıştır.

 

      5747 sayılı Kanunun Madde Gerekçesinde, İstanbul'daki tarihi dokunun idari bütünlüğünü temin amacıyla Eminönü ilçesinin kaldırılarak Fatih ilçesine katıldığı belirtilmiştir.

 

      Başbakan Erdoğan, Eminönü'nün Fatih ilçesine bağlanmasına ilişkin eleştirilere yanıt verdiği konuşmasında, "Eminönü ilçesi Fatih'e katılırken, orada düşündüğümüz bir incelik var. Eminönü ilçesi 30 bin nüfusa sahip, gündüz 3 milyona yakın bir nüfus. 30 bin nüfusun Eminönü'ne sağladığı kaynakla, siz 3 milyonluk yükü kaldıramazsınız. Bilende bilmeyende konuşuyor" diyerek Eminönü'nün neden kapatıldığına açıklık getirmiştir.

 

      Eminönü ilçesinin Anayasanın 126 ncı maddesinde öngörülen ölçütlere göre değil başka ölçütler uyarınca kapatılması Anayasanın 126 ncı maddesine aykırıdır.

 

      Anayasanın 127 nci maddesindeki; "Mahalli idarelere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır" hükmüne uygun olarak belediyelere yeterli gelir kaynağı sağlayamayan iktidar, Eminönü belediyesini, üzerindeki yükü kaldıramıyor gerekçesi ile kapatmıştır.

 

      Oysa yıllardır belediyelerin en önemli gelir kaynağı olan merkezi yönetim bütçe gelirlerinden belediyelere ayrılan payların sadece nüfus esasına göre dağıtılmasının, belediyelere bütçeden ayrılan pay oranının yıllar içinde artırılması gerekirken azaltılmasının yanlışlığı söyleniyor.

 

      Nüfusun yanında yöredeki sanayi yoğunluğunun, turizm veya kültür merkezi olmanın, sahip olunan tarihi dokunun, eğitim kurumlarının sayısının, gelişme hızının, üretim ve tüketim kapasitesinin, kültür ve eğitim seviyesinin, ekonomik faktörlerin bütçe gelirlerinden belediyelere ayrılan payların dağıtımında kriter olarak kullanılmasının gerekli olduğu söyleniyor.

 

      Anayasa Mahkemesi, 13.05.2004 tarih ve 2003/77sayılı kararında bu doğrultuda karar oluşturdu. Büyük şehir belediyelerinin il merkezlerinde toplanan genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan payın dağıtımın sadece nüfus kriterine göre yapılmasını, Anayasanın 127 nci maddesindeki "yerel yönetimlere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması" ilkesine aykırı bulmuştur.

 

      Doğru olan, yapılması gereken; belediye gelirlerinin artırılması ve payların nüfus dışı ölçütlerin de kullanılarak dağıtılması, belediyelerin kapatılması değil.

 

      Belediyesi yük kaldıramayan bu yüzden kapatılması gereken; ancak ilçe olduğu için belediyesi kapatılamayan tek ilçe de Eminönü ilçesi değil.

 

      Nitekim, İçişleri Bakanı, bu Yasanın TBMM Genel Kurulundaki görüşmeleri sırasında bir soruya aynen şöyle yanıt vermiştir.

 

      "İlçeler vardır. İlçelerimizden nüfusu 2 binin altına düştüğü halde belediyesi devam etmektedir, böyle ilçelerimiz vardır; bunun sayısı 50'dir. Ama, ilçe hükmi şahsiyetini kaldırmadıkça belediyeyi kaldıramazsınız. Burada da biz öyle bir tasarrufta bulunmuyoruz, Eminönü dışında."

 

      Anayasanın 10 uncu maddesine göre yasa önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Yasaların ve bu yasalarla getirilen kuralların genel olması hukuk devleti ve yasa önünde eşitlik ilkelerinin bir sonucudur. Yasaların genelliğinden anlaşılan, belli kişileri hedef almayan, özel bir durum gözetmeyen, önceden saptanıp, soyut biçimde herkese uygulanabilecek kurallar içermesidir. O halde yasa kurallarının her şeyden önce genel nitelikte olması, herkes için objektif hukuki durumlar yaratması ve aynı hukuki durumda bulunan kişilere ayrım gözetmeksizin uygulanabilir olması gerekir. Yasaların ve bu yasalarla getirilen kuralların genel olması hukuk devleti ve yasa önünde eşitlik ilkelerinin bir sonucudur. Yasaların genelliğinden anlaşılan, belli kişileri hedef almayan, özel bir durum gözetmeyen, önceden saptanıp, soyut biçimde herkese uygulanabilecek kurallar içermesidir. O halde yasa kurallarının her şeyden önce genel nitelikte olması, herkes için objektif hukuki durumlar yaratması ve aynı hukuki durumda bulunan kişilere ayrım gözetmeksizin uygulanabilir olması gerekir.

 

      Bu nedenle ilçeler içinde sadece Eminönü ilçesinin ve belediyesinin kapatılması Anayasanın 10 uncu maddesine aykırıdır.

 

      Aslında ileri sürülen kapatma gerekçelerinin arkasına saklanan başka gerekçeler var. Asıl amaç, belediye seçimlerini kazanmak ve oluşan rant alanlarını yönetmektir. Yoksa, kendisine verilen görevle orantılı gelir kaynağı olmadığı için üzerindeki yükü kaldıramayan, tek belediye Eminönü belediyesi değildir.

 

      Eminönü ilçesinin kaldırılması, Eminönü Belediyesinin Fatih Belediyesine katılması kamu yararı amacına değil, belli bir partinin veya kişilerin yarar sağlaması amacına yöneliktir.

 

      Hukuk devletinin tanımına giren birçok öğeden biri de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, başka bir deyişle, özel çıkarlar için ya da belli kişilerin yararına olarak bir yasanın kabul edilemeyeceğidir. Kamu yararı amacı taşımayan yasaların, amaç öğesi yönünden Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği açıktır.

 

      Anayasanın 67 nci maddesinin son fıkrasında, seçim yasalarında yapılan değişikliklerin, yürürlüğe girdiği günden başlayarak bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.

 

      2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 3507 sayılı Kanunla değişik 8 inci maddesinin birinci fıkrasında; mahalli idareler seçimlerinin beş yılda bir yapılacağı, her seçim döneminin beşinci yılındaki 1 Ocak gününün seçimin başlangıç tarihi, aynı yılın Mart ayının son Pazar gününün de oy verme günü olduğu yazılıdır.

 

      Seçim bir süreçtir. Bu süreçte seçim bölgelerinin belirlenmesi, siyasi partilerin adaylarını belirlemesi, aday listelerini vermeleri, adayların incelenmesi, adayların ilanı ve itirazlar, seçimlerde kullanılacak oy pusulalarının basımı, propaganda dönemi gibi aşamalar vardır. 2972 sayılı Yasanın 8 inci maddesi uyarınca, 2009 yılının Mart ayının son Pazar günü yapılacak mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 dur. Mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 olduğundan Anayasanın öngördüğü bir yıllık süre 1 Ocak 2008 günü dolmaktadır. Oy verme günü olan Mart ayının son Pazar günü, seçimlerin sona erdiği, sonlandığı gündür. Bu hali Eminönü'nde yaşayanların seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları ellerinden alınmış olacaktır.

 

      Mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 olduğundan Anayasanın öngördüğü bir yıllık süre 1 Ocak 2008 de dolmuştur. 5747 sayılı Yasanın 1 inci maddesiyle yapılan düzenleme, seçim sonuçlarını doğrudan etkileyecek nitelikte olduğundan Anayasada öngörülen bir yıllık süreden önce yürürlüğe sokulduğundan Anayasanın 67 nci maddesine aykırıdır.

 

      Türk demokrasi tarihinde siyasi amaçlarla ilçe yapma, köye dönüştürme girişimleri AKP iktidarından önce de vardı.

 

      Kırşehir'in ilçe haline getirilmesinde olduğu gibi, 1953 yılında muhalefet partisini destekleyen Kastamonu'nun Abana ilçesi bir Kanunla köy haline getirildi ve iktidar partisini destekleyen Bozkurt belediyesi ilçe merkezi yapıldı.

 

      Bu konu ili ilgili iptal başvurusunu inceleyen Anayasa Mahkemesinin 15.11.1967 gün ve 12751 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin, Abana İlçe Merkezinin Abana'dan kaldırılıp Bozkurt'a Nakline İlişkin 6203 sayılı Kanun hükümlerinin iptali istemi ile ilgili olarak verdiği K.967 - 20, E.963 - 145 sayılı Kararında, ilçelerin; coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre kurulması gerektiğini, seçimlerin serbestliğini doğrudan doğruya veya dolayısıyla bozmaya elverişli bulunan veya bozmak amacı ile konulmuş olan bütün hükümlerin, Anayasaya aykırı olacağını, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğini açıkça belirtmektedir.

 

      Seçimlerde iktidar partisini kızdıracak sonuçlar sonrasında halkta belediyelerinin kapatılacağı, mahalleye dönüştürüleceği, ilçe olmaktan çıkarılacağı korku ve endişesi yaratılarak serbestçe seçim yapılması mümkün değildir.

 

      Anayasamızın 13 üncü maddesi: "Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz hükmünü taşımaktadır. Demokratik toplum düzeni her şeyden önce seçme ve seçilme hakkına azami ölçüde saygı gösterilmesini gerektirir. Anayasanın 67 nci maddesinde yer alan seçimlerin serbestliği ilkesi, baskı ve müdahaleleri dışlayan bir kavramdır.

 

      Anayasanın Cumhuriyetin nitelikleri başlıklı 2 nci maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir denilmektedir. Hukuk devletinin tanımına giren birçok unsurlardan birisi de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, başka deyimle, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğidir.

 

      Açıklanan nedenlerle, 5747 sayılı Yasanın 2 nci maddesinin (2) nolu fıkrası ile yapılan düzenlemeyle Eminönü ilçesinin kaldırılması, Eminönü Belediyesinin Fatih Belediyesine katılması Anayasanın 2 nci, 10 uncu, 67 nci ve 126 ncı maddelerine aykırıdır.

 

      Eminönü ilçesinin kaldırılması, Eminönü Belediyesinin Fatih Belediyesine katılması başka gerekçelerle de Anayasaya aykırıdır.

 

      Yerelleşme tüm demokratik ülkelerde temel ilke kabul edilmiş iken bu Kanun toplumu merkezileşmeye yöneltmektedir.

 

      Yerel yönetimlerin var oluşunun siyasal gerekçesinin özünde demokrasi inancı yatar. Bu sebepledir ki, yerel yönetimler öteden beri demokrasinin temel kurumlarından biri olarak kabul edilmişlerdir.

 

      Ayrıca yöre halkı, yerel ortak ihtiyaçlarının karşılanmasında seçimler ve diğer mekanizmalarla yönetimlere demokratik katılım hakkını kullanmakta ve bu hizmetlerin gerçekleştirilmesinde etkili olmaktadır. Böylece, yerel yönetimlerle demokrasi yaygınlaşmakta ve etkinleşmektedir.

 

      Bu durum, Anayasanın 5 inci maddesinde belirtilen; devletin, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak gibi amaç ve görevlerine ters düşen bir durumdur.

 

      Anayasa ile güdülen ana amaç, Başlangıç'ta, belirtildiği gibi, Türk Ulusu'nun sürekli varlığı ve çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması biçimindedir. Bu ana amaca varılmasını engelleyebilecek ya da yozlaştırabilecek nitelikte hiçbir hak ve özgürlüğün Anayasada tanınmadığı, daha açık bir anlatımla, bu amacın Anayasanın tüm yapısına ilke ve kurallarıyla ruhuna egemen olduğu tartışma götürmeyen bir gerçektir.

 

      Anayasanın 127 nci maddesine göre, mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir. Görüldüğü gibi Anayasa, yerel yönetimlerin "yerinden yönetim" ilkesine göre kurulmasını öngörmüştür. Yerinden yönetim ilkesini gözetmeden başka gerekçelere dayanarak belediye kapatmak yerinden yönetim ilkesine uygun değildir.

 

      Anayasanın 127 nci maddesinin birinci fıkrası, "yerinden yönetim" ilkesini açıklayan ikinci fıkrasıyla birlikte değerlendirildiğinde konu daha çok açıklık kazanmakta, yerel yönetimlerin, hukuksal yapıları ve işlevleriyle varlık amaçları gözetildiğinde, o yerde bulunanların, ortak gereksinimlerini karşılamak için kendi seçtiği organlarca yönetilen kamu tüzelkişileri olduğu ortaya çıkmaktadır.

 

      Tüm yasaların genel amacının kamu yararı olduğu bilinen bir gerçektir. Oysa Yasadaki düzenleme, oluşan rantları yönetme isteğine ve siyasal nedenlere dayanmaktadır. Yerinden yönetim ilkesi yönünden kamu yararı, ancak halkın katılımının ve bu yolla etkinliğinin arttırılması ile gerçekleştirilebilir. Belediyenin kapatılması, o yörede yaşayan halkın bir başka belediyeye bağlanması demokratik katılımı en aza indirecektir. Bu nedenle Kanunun 2 inci maddesinin (2) nolu fıkrası amaç öğesi bakımından da Anayasaya uygun değildir.

 

      Belediye tüzel kişiliğini kaldırarak bir başka belediyeye katmak yörede yaşayan halkın mahalli müşterek ihtiyaçları açısından demokratik bir yaklaşım değildir ve Anayasanın 127 nci maddesinde sözü edilen yerinden yönetim ilkesine aykırıdır. Mahalli müşterek ihtiyaçlar Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartına göre en yakın olan yerde giderilmelidir.

 

      Öte yandan 5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasıyla Eminönü belediyesinin kapatılması ve Fatih Belediyesine katılma işlemi yöre halkına sorulmadan yapıldı.

 

      Yerel Yönetim Özerklik Şartının 5 inci maddesinde: "yerel yönetimlerin sınırlarında mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara danışılmadan değişiklik yapılamaz" hükmü vardır.

 

      5393 sayılı Belediye Kanununda birleşme ve katılmada Yerel Yönetim Özerklik Şartına uygun olarak referandum yapılması öngörülmüştür. 5393 sayılı Belediye Kanunun birleşme ve katılmaları düzenleyen maddelerinde sadece katılan belediyede referandumun öngörülmesi, buna karşılık katılınacak belediyede referandumun öngörülmemesi nedeniyle iptal istemini görüşen Anayasa Mahkemesinin E.2005/95 K.2007/5 sayılı 24.01.2007 tarihli Kararında aynen şöyle denilmiştir:

 

      ".... Düzenlemeyle tüzel kişiliği kaldırılacak ya da tabi oldukları tüzel kişiyle ilişkisi kesilecek olan mahal sakinlerinin iradesinin doğrudan doğruya sorulması zorunlu kılınmakta; ancak statüsünde herhangi bir değişiklik yaşamayan ve özerkliğine dokunulmayan katılınacak tüzel kişi (belediye) sakinlerinin doğrudan iradelerine başvurulmamakla birlikte, yine de oylarıyla oluşturulan karar organlarının onayı şart koşulmaktadır. Dava konusu kuralla tüzel kişiliği kaldırılan beldede ya da bağlı bulundukları ve organlarının oluşumuna katıldıkları yerel yönetim birimiyle ilişkileri koparılacak kısımlarında halkoyuna başvurulmasının öngörülmüş olması, yerinden yönetim ilkesinin bir gereğidir. Katılınacak belediyenin hukuksal statüsünde herhangi bir değişiklik olmayacağından, doğrudan doğruya halkoyuna başvurulması zorunluluğu bulunmamaktadır. Buna rağmen yasa koyucu katılınacak belediye meclisinin bu birleşme ve katılmaya onay vermesini zorunlu kılarak, katılınacak belediyenin özerkliğinin korunmasını gözetmiştir."

 

      Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi tüzel kişiliği kaldırılan beldede ya da bağlı bulundukları ve organlarının oluşumuna katıldıkları yerel yönetim birimiyle ilişkileri koparılacak kısımlarında halkoyuna başvurulmasının öngörülmüş olmasını, yerinden yönetim ilkesinin bir gereği olarak görmektedir.

 

      5393 sayılı belediye Kanunu, Yerel Yönetim Özerklik Şartına uygun olarak katılan beldede referandumu şart koşarken 5747 sayılı Kanun katılan beldelerde referandum öngörmemiştir.

 

      Türkiye Yerel Yönetim Özerklik Şartını 1988 yılında çekince koyarak onaylamış, 1991 yılında da yasal olarak kabul etmiştir. Anayasanın 90 ıncı maddesinde, ".... usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir" dendikten sonra bunların Anayasaya aykırılığının iddia edilemeyeceği bildirilmiştir. Diğer yandan Anayasanın 90 ıncı maddesinde yapılan son değişiklikle, temel hak ve özgürlüklere ilişkin andlaşmalarla kanunların aynı konuda yaptığı düzenlemelerde çatışma olması halinde andlaşma hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu nedenle yapılacak yasal bir düzenleme ile uluslararası andlaşmanın yok sayılması ve bu andlaşmanın getirdiği yükümlülüklerden kaçınılması söz konusu olamaz.

 

      Eminönü belediyesinin kapatılması ve Fatih Belediyesine katılma işleminde beldede referandum öngörülmemesi yerinden yönetim ilkesine ve Yerel Yönetim Özerklik Şartına, dolayısı ile Anayasanın 90 ıncı ve 127 nci maddesine aykırıdır.

 

      Kısacası, Kanunun 2 nci maddesinin (2) nolu fıkrasındaki düzenlemeyle, İstanbul ilinde Eminönü ilçesinin kaldırılması, Eminönü Belediyesinin tüzel kişiliğinin kaldırılarak mahalleleriyle birlikte Fatih Belediyesine katılması yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasanın 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 67 nci, 90 ıncı, 126 ncı ve 127 nci maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

 

      2) 06.03.2008 tarih ve 5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (3) ve (4) nolu fıkralarının Anayasaya aykırılığı

 

      5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (3) nolu fıkrasıyla:

 

      Kadıköy İlçe Belediyesine bağlı Atatürk Mahallesinin bir kısmı Ümraniye İlçe Belediyesine,

 

      Esenler İlçe Belediyesinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Proje Yolunun kuzeyinde kalan kısmı Başakşehir İlçe Belediyesine,

 

      Esenler İlçe Belediyesinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Proje Yolunun güneyinde kalan kısmı Bağcılar İlçe Belediyesine katılmıştır.

 

      5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (4) nolu fıkrasıyla ise:

 

      İstanbul İlinde Gürpınar İlk Kademe Belediyesine bağlı Pınartepe Mahallesi ve Kıraç İlk Kademe Belediyesine bağlı Çakmaklı Mahallesinin TEM - D100 bağlantı yolunun batısı Büyükçekmece İlçe Belediyesine;

 

      Çekmeköy İlk Kademe Belediyesine bağlı Mehmet Akif Ersoy Mahallesinin Ümraniye - Şile Yolunun güneyinde kalan kısmı Ümraniye İlçe Belediyesine;

 

      Ömerli İlk Kademe Belediyesine bağlı Merkez Mahallesinin Ömerli Baraj Gölü içindeki Yarımada üzerinde bulunan Germeçli Tepesi, Akça İlyas Tepesi, Ziyaret Tepesi ve Koçullu Köyü Ziyaret Tepesi mevkilerinin Pendik İlçesine bağlı Kurtdoğmuş Köyüne;

 

      Bahçeşehir İlk Kademe Belediyesinin 1. Kısım Mahallesinin TEM'in güneyinde ve TEM D100 bağlantı yolunun doğusunda kalan kısmı Avcılar İlçe Belediyesine katılmıştır.

 

      5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (3) ve (4) nolu fıkralarıyla bazı belediye ve ilçe sınırlarının değiştirilmesi, yerel yönetim seçimleri ve o yörelerde oluşan rantlarla ilgilidir. Gerçekleştirilen bu operasyonla sadece seçim kazanmaya elverişli bir ortam yaratılmış olmamakta, bunun yanında İstanbul'daki rant alanlarının yönetimi de ele geçirilmeye uygun hale getirilmektedir.

 

      Kanunun Madde Gerekçesinde 5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (3) ve (4) nolu fıkralarıyla getirilen düzenlemelerin gerekçesi belirtilmemiştir. Yani getirilen fıkra hükmünün hangi gerekçeyle getirildiği belli değildir. Hiç olmazsa diğer düzenlemelerde gerçekleri yansıtmasa da bir gerekçe ileri sürülmüştür. Getirilen bu düzenlemenin keyfiliği ve İstanbul'daki rant ve seçim hesaplarıyla ilgili olduğu çok açıktır.

 

      5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (3) ve (4) nolu fıkraları hükmü ile; İstanbul ilinde Kadıköy, Esenler, Ümraniye, Başakşehir, Bağcılar, Büyükçekmece, Ümraniye, Avcılar ilçe belediyelerinin ve Pendik ilçesinin sınırları yeniden çizilmektedir.

 

      5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (3) ve (4) nolu fıkralarındaki düzenleme, kamu yararı amacına değil, belli bir partinin veya kişilerin yarar sağlaması amacına yöneliktir.

 

      Hukuk devletinin tanımına giren birçok öğeden biri de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, başka bir deyişle, özel çıkarlar için ya da belli kişilerin yararına olarak bir yasanın kabul edilemeyeceğidir. Kamu yararı amacı taşımayan yasaların, amaç öğesi yönünden Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği açıktır.

 

      Bu iktidar belediye sınırlarında değişiklik yapma girişiminde ilk defa bulunmuyor. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun Geçici 2 nci maddesindeki düzenlemeye dayanarak 2005 yılından bu yana kendinden olmayan belediyelerin sınırlarını değiştirmek için çok sayıda girişimde bulunmuştur. Bu bağlamda İstanbul'da da Avcılar, Çatalca, Büyükçekmece, Bahçeşehir gibi belediyelerin sınırları değiştirilmek istendi. Sınır değişikliği yapılmak istenen alanların imara açık ancak yapılaşmanın olmadığı alanlar olması dikkat çekicidir. Bu sınır değişiklik kararlarının neredeyse tamamı İdari Mahkemelerde açılan davalarda iptal ettirildi.

 

      İstanbul'da sınır değişikliği kararlarının kamu hizmetinin gereği veya coğrafi ve ekonomik şartlar gereği yapılmadığını, tamamen siyasi amaçlarla yapıldığını gösteren çarpıcı örneklerden biri Çatalca'daki sınır değişikliği kararıdır. 5216 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından Çatalca belediyesine bağlı, Yazlık, Gümüşpınar, Örcünlü, Çanakça, Kestanelik, Nakkaş, Bahşeyiş, Yassıören ve Kızılcaali köyleri 19.08.2004 tarihinde Hadımköy Belediyesine bağlandı. Çatalca belediye başkanı üç ay sonra ANAP'tan istifa edip AKP'ye geçince köyleri yeniden Çatalca sınırlarına bağlandı.

 

      İktidar, İstanbul'da yargı organlarından dönen sınır değişikliği kararlarını şimdi bu Yasa ile uygulamaya çalışmaktadır. Oluşan yargı kararlarını işlevsiz kılmaya çalışmaktadır. Bunun, Anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesine ve hukuk devleti ilkesine aykırılığı açıktır.

 

      (Örnek için - EK 11 - Esenyurt ilk kademe Belediyesinin talebi üzerine 5216 sayılı yasanın Geçici 2 nci maddesi uyarınca bu belediyenin sınırları içine alınmasını uygun gören İçişleri Bakanlığı'nın 27.10.2005 tarih ve 59005 sayılı onayını iptal eden İstanbul 1. İdare Mahkemesinin Esas No. 2005/3229, Karar No. 2007/2850 sayıl Kararı.)

 

      Anayasanın 67 nci maddesine göre, sonucu yönünden seçimlerle doğrudan ilgili olan bir yasal düzenlemenin seçimlerden en az bir yıl önce yapılması zorunludur.

 

      Anayasanın 67 nci maddesinin son fıkrasında, seçim yasalarında yapılan değişikliklerin, yürürlüğe girdiği günden başlayarak bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.

 

      2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 3507 sayılı Kanunla değişik 8 inci maddesinin birinci fıkrasında; mahalli idareler seçimlerinin beş yılda bir yapılacağı, her seçim döneminin beşinci yılındaki 1 Ocak gününün seçimin başlangıç tarihi, aynı yılın Mart ayının son Pazar gününün de oy verme günü olduğu hükme bağlanmıştır.

 

      Seçim bir süreçtir. Bu süreçte seçim bölgelerinin belirlenmesi, siyasi partilerin adaylarını belirlemesi, aday listelerini vermeleri, adayların incelenmesi, adayların ilanı ve itirazlar, seçimlerde kullanılacak oy pusulalarının basımı, propaganda dönemi gibi aşamalar vardır. 2972 sayılı Yasanın 8 inci maddesi uyarınca, 2009 yılının Mart ayının son Pazar günü yapılacak mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 dur. Mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 olduğundan Anayasanın öngördüğü bir yıllık süre 1 Ocak 2008 günü dolmaktadır. Oy verme günü olan Mart ayının son Pazar günü, seçimlerin sona erdiği, sonlandığı gündür. Bu hali eski ilçe sınırlarının değiştirildiği yerlerde yaşayanların seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları ellerinden alınmış olacaktır.

 

      Bu nedenle 5747 sayılı Yasanın 2 nci maddesinin (3) ve (4) nolu fıkraları ile yapılan ve İstanbul ilindeki 9 ilçenin sınırında değişiklik yapan düzenleme, seçim sonuçlarını doğrudan etkileyecek nitelikte olduğundan ve 2972 sayılı Yasanın 8 inci maddesi uyarınca, 2009 yılının Mart ayının son Pazar günü yapılacak mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihinin 1 Ocak 2009 olması karşısında Anayasada öngörülen bir yıllık süreden önce yürürlüğe sokulduğundan Anayasanın 67 nci maddesine aykırıdır.

 

      Anayasa Mahkemesinin 15.11.1967 gün ve 12751 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin, Abana İlçe Merkezinin Abana'dan kaldırılıp Bozkurt'a Nakline İlişkin 6203 sayılı Kanun hükümlerinin iptali istemi ile ilgili olarak verdiği K.967 - 20, E.963 - 145 sayılı Kararında: "Seçimlerin serbestliğini doğrudan doğruya veya dolayısıyla bozmaya elverişli bulunan veya bozmak amacı ile konulmuş olan bütün hükümlerin, Anayasaya aykırı olacağı, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğini açıkça belirtmektedir.

 

      Seçimlerde iktidar partisini kızdıracak sonuçlar sonrasında halkta belediye ve ilçe sınırlarının değiştirileceği korku ve endişesi yaratılarak serbestçe seçim yapılması mümkün değildir.

 

      Anayasamızın 13 üncü maddesi: "Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz hükmünü taşımaktadır. Demokratik toplum düzeni her şeyden önce seçme ve seçilme hakkına azami ölçüde saygı gösterilmesini gerektirir. Anayasanın 67 nci maddesinde yer alan seçimlerin serbestliği ilkesi, baskı ve müdahaleleri dışlayan bir kavramdır.

 

      Anayasanın Cumhuriyetin nitelikleri başlıklı 2 nci maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir denilmektedir. Hukuk devletinin tanımına giren birçok unsurlardan birisi de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, başka deyimle, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğidir.

 

      Açıklanan nedenlerle, 5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (3) ve (4) nolu fıkralarında yapılan düzenlemeyle İstanbul'da 9 ilçenin sınırlarında değişiklik yapmak Anayasanın 2 nci ve 67 nci maddelerine aykırıdır.

 

      Öte yandan getirilen düzenleme Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartına aykırıdır. 5747 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (3) ve (4) nolu fıkralarıyla; İstanbul'da 9 ilçenin sınırlarında değişiklik yapılmıştır. Ancak bu değişiklikler yöre halkına sorulmadan yapılmıştır.

 

      Yerel Yönetim Özerklik Şartının 5 inci maddesinde: "yerel yönetimlerin sınırlarında mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara danışılmadan değişiklik yapılamaz" hükmü vardır.

 

      5393 sayılı Belediye Kanununda birleşme ve katılmada Yerel Yönetim Özerklik Şartına uygun olarak referandum yapılması öngörülmüştür. 5393 sayılı Belediye Kanunun birleşme ve katılmaları düzenleyen maddelerinde sadece katılan belediyede referandumun öngörülmesi, buna karşılık katılınacak belediyede referandumun öngörülmemesi nedeniyle iptal istemini görüşen Anayasa Mahkemesinin E.2005/95 K.2007/5 sayılı 24.01.2007 tarihli Kararında aynen şöyle denilmiştir:

 

      ".... Düzenlemeyle tüzel kişiliği kaldırılacak ya da tabi oldukları tüzel kişiyle ilişkisi kesilecek olan mahal sakinlerinin iradesinin doğrudan doğruya sorulması zorunlu kılınmakta; ancak statüsünde herhangi bir değişiklik yaşamayan ve özerkliğine dokunulmayan katılınacak tüzel kişi (belediye) sakinlerinin doğrudan iradelerine başvurulmamakla birlikte, yine de oylarıyla oluşturulan karar organlarının onayı şart koşulmaktadır. Dava konusu kuralla tüzel kişiliği kaldırılan beldede ya da bağlı bulundukları ve organlarının oluşumuna katıldıkları yerel yönetim birimiyle ilişkileri koparılacak kısımlarında halkoyuna başvurulmasının öngörülmüş olması, yerinden yönetim ilkesinin bir gereğidir. Katılınacak belediyenin hukuksal statüsünde herhangi bir değişiklik olmayacağından, doğrudan doğruya halkoyuna başvurulması zorunluluğu bulunmamaktadır. Buna rağmen yasa koyucu katılınacak belediye meclisinin bu birleşme ve katılmaya onay vermesini zorunlu kılarak, katılınacak belediyenin özerkliğinin korunmasını gözetmiştir."

 

      Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi tüzel kişiliği kaldırılan beldede ya da bağlı bulundukları ve organlarının oluşumuna katıldıkları yerel yönetim birimiyle ilişkileri koparılacak kısımlarında halkoyuna başvurulmasının öngörülmüş olmasını, yerinden yönetim ilkesinin bir gereği olarak görmektedir.

 

      5393 sayılı Belediye Kanunu, Yerel Yönetim Özerklik Şartına uygun olarak katılan beldede referandumu şart koşarken 5747 sayılı Kanun, tüzel kişiliği kaldırılan beldelerde referandum öngörmemiştir.

 

      Türkiye Yerel Yönetim Özerklik Şartını 1988 yılında çekince koyarak onaylamış, 1991 yılında da yasal olarak kabul etmiştir. Anayasanın 90 ıncı maddesinde, ".... usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir" dendikten sonra bunların Anayasaya aykırılığının iddia edilemeyeceği bildirilmiştir. Diğer yandan Anayasanın 90 ıncı maddesinde yapılan son değişiklikle, temel hak ve özgürlüklere ilişkin andlaşmalarla kanunların aynı konuda yaptığı düzenlemelerde çatışma olması halinde andlaşma hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu nedenle yapılacak yasal bir düzenleme ile uluslararası andlaşmanın yok sayılması ve bu andlaşmanın getirdiği yükümlülüklerden kaçınılması söz konusu olamaz.

 

      Sınırları değiştirilen beldelerde referandum öngörülmemesi yerinden yönetim ilkesine ve Yerel Yönetim Özerklik Şartına, dolayısı ile Anayasanın 90 ıncı ve 127 nci maddesine aykırıdır.

 

Kısacası, Kanunun 2 nci maddesinin (3) ve (4) nolu fıkralarındaki düzenlemeyle, 9 belediyenin sınırlarının değiştirilmesi yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasanın 2 nci, 67 nci, 90 ıncı ve 127 nci maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

 

      3) 06.03.2008 tarih ve 5747 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesinin (1) nolu fıkrasının Anayasaya aykırılığı

 

      5747 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesinin (1) nolu fıkrası ile bu Kanuna ekli 44 sayılı listede adları yazılı belediyelerin tüzel kişilikleri, ilk mahalli idareler seçiminden sonra geçerli olmak üzere kaldırılarak köye dönüştürülmektedir.

 

      44 sayılı listede adları yazılı belediyelerin sayısı 863 dür. Bir başka ifadeyle Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2007 Nüfus Sayımı Sonuçlarına göre nüfusu 2000'den az olan 863 belde belediyesi, bu Kanunun Geçici 1 inci maddesinin (1) nolu fıkrasındaki hükümle köye dönüştürülmektedir.

 

      Türkiye'de 2011 belde belediyesi vardı. Belde belediyelerinin 863'ü bu Kanunla köye dönüştürülerek kapatılmıştır. Rakamlar, 5747 sayılı Kanununla belediyelerin üçte birinden fazlasının kapatıldığını göstermektedir.

 

Bugüne kadar ne (1930 yılında kabul edilen) 1580 sayılı Belediye Kanununun ne de 5393 sayılı Belediye Kanununun yürürlükte olduğu süre içinde hiç belediye kapatılmamıştır. 1923'de 436 olan belediye sayısı, 2008 yılının başında 3225 olmuştur. Belediyeler Kanunu Tasarısı 59. Hükümet tarafından 3 Mart 2004 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulduğunda belediye sayısı 3215 idi. 1930 yılından beri nüfusu 2000'in altına düşse bile hiç belediye kapatılmamıştır.

 

      5747 sayılı Kanunun Gerekçesi'nde; küçük yerleşim birimlerindeki belediyelerin kaynak oluşturma kapasitesi bulunmadığından küçük belediyelerin genel bütçe vergi gelirlerinden aktarılan paya bağımlı hale geldiği, nüfusu küçük belediyelerin kaynak sıkıntısı nedeniyle mali yapılarının bozulduğu ve borçlarının giderek arttığı, bunların hizmet yerine borç üreten bir yapıya dönüşmelerinin kaçınılmaz olduğu, sürekli borçlanmalarına rağmen bu belediyelerin temel alt yapı ihtiyaçlarının karşılanmadığı, BELDES projeleri ile alt yapı ihtiyaçlarının karşılanacağı ama alt yapı tesislerinin inşasının yeterli olmadığı, bunların sürekli bakımı ve işletilmesi de gerekeceği, bu belediyelerin ileri teknoloji gerektiren katı atık ve su arıtma gibi yatırımları gerçekleştiremeyecekleri, teknik kapasite yetersizliği nedeniyle imar ve ruhsat işlemlerinin yeterli kalitede olmadığı ileri sürülmektedir.

 

      Gerekçede ileri sürülen bu sav, yeni değildir. 2004 yılında TBMM'ne sunulan Belediye Kanununun Gerekçesinde de benzer şeyler söyleniyordu.

 

      Bu gerekçeye dayalı olarak belediyelerin kapatılması ve köye dönüştürülmesindeki amacın kamu yararı sağlamak olmadığı çok açıktır. Küçük ölçekli olan verimsizdir anlayışı doğru bir yaklaşım değildir. Büyük ölçekli olmasına karşın verimsiz çalışan belediyeler olduğu gibi küçük ölçekli olan ama verimli çalışan belediyeler de vardır. Ayrıca belediyelerin etkili görev yapamamalarının sebebi ölçek küçüklüğü değildir. Belediyelerin yeterli gelir kaynakları yoktur. Özellikle yeni belediye yasası ile yerel yönetimlere çok sayıda yeni görevler yüklenmiş buna karşılık yerel yönetimlere aktarılan hizmet alanı ölçüsünde kaynak sağlanmamıştır. Anayasanın 127 nci maddesinde yer alan: "Bu idarelere, görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır" kuralına karşın yıllardır belediye gelirleri yasası çıkarılmamıştır. Üstelik uygulamada yıllar içinde belediyelere aktarılan pay azaltılırken küçük belediyelerin payları dağıtım nüfus ölçütüne göre yapıldığı için daha da azalmıştır. Nüfusa göre dağıtımda yaz - kış, gece - gündüz nüfus farklılıkları bile dikkate alınmamaktadır. Belediyenin bulunduğu yörenin turistik merkez olması, o yörede tarihi ve kültürel dokunun bulunması ve benzeri faktörler dikkate alınmamaktadır.

 

      Yerel yönetimlerin tümü açısından en önemli gelir kaynağı, bütçe vergi paylarıdır. Öncelikle bu payların anlamlı bir orana yükseltilmesi ve nüfus dışı ölçütlerin de dikkate alınarak yerel yönetimlere dağıtılması gerekir. Yapılması gereken şey belediyelerin yetkilerini ve gelirlerini artırmaktır. Kapatmak çare değildir. Belediye yönetimi altında yaşayan insanlar kasabalarının köye dönüştürülmesini istemiyor. Köy olmak istemiyor.

 

      Belediyeler kapatılınca yörede yaşayan insanların ihtiyacı sona mı erecek? Okul, su, yol, kanalizasyon, hastane, konut vb. ihtiyaçları bitecek mi? Kapatılan belediye yönetimlerinin devredileceği il özel idareleri veya köylere hizmet götürme birlikleri bu ihtiyaçları kaynak kullanmadan mı sağlayacak? Bahane olarak ileri sürülenler il özel idareleri veya köylere hizmet götürme birlikleri için geçerli olamayacak mı?

 

      Yerel yönetimler kendilerine verilen görevleri yerine getirmek için yeterli kaynağa kavuştuğunda, küçük belediyeler ölçek küçüklüğünü kolayca avantaja dönüştürebilirler. Buralarda yolsuzluk, verimsizlik olmaz. Kaynaklar yerel önderler aracılığı ile en yüksek faydayı sağlayacak şekilde kullanılır. Yeter ki bunlara yeterli kaynak tahsis edilsin. Kapatılacak olan belediyelerde yaşayan yöre halkı, hizmete en çok ihtiyaç duyan vatandaştır. Bu vatandaşlarımız belediyelerine aktarılacak daha çok kaynakla hizmet almayı beklerken, onlara belediyeleriniz kapatılacak deniyor.

 

      Kapatma gerekçelerden biri de: "Küçük ölçekli belediyeler büyük tutarda parasal kaynak gerektiren içme suyu, kanalizasyon ve arıtma tesisi gibi yatırımları yapamıyor" gerekçesidir. Bu gerekçe, gerçekleri yansıtan ama sadece kapatılanlar için değil tüm belediyeler için geçerli olan bir savdır. Böyle olduğu için Hükümet, 18.04.2007 tarihinde kabul edilen 5625 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun'un 2 nci maddesi ile belediye teşkilatı olan yerleşim yerlerinin içme, kullanma ve endüstri suyunun temini ve kanalizasyon hizmetleri için gelecek yıllara sâri taahhütlere girişmeye DSİ Genel Müdürlüğünü yetkili kıldı. Eski düzenlemeye göre, DSİ Genel Müdürlüğü yalnızca Ankara, İstanbul, İzmir ve nüfusu 100.000'i aşan şehirlerde yetkili idi. Diğer şehirlerde ise İller Bankası yetkili idi. Yapılan bu yasa değişikliği ile DSİ Genel Müdürlüğü'ne belediye teşkilatı olan tüm yerleşim yerlerinin "içme, kullanma ve endüstri suyunu temin etme" görevi verildi ve bu göreve "kanalizasyon" hizmetleri de eklendi. Büyük tutarda parasal kaynak gerektiren su ve kanalizasyon yatırımları için bir merkezi yönetim kuruluşu olan DSİ Genel Müdürlüğü yetkili kılındı. Katı atık ve arıtma tesislerini yapımı için de mahalli idare birliklerinin kurulması ve bu birliklere katılımın Bakanlar Kurulu Kararı ile zorunlu kılınabilmesi için 26.05.2005 tarih ve 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanununda düzenleme yapıldı. BELDES Projesi başlatıldı. Yani Kanunun Gerekçesinde ileri sürülenler gerçekleri yansıtmıyor. Belediyelerin gerçekleşen su ve kanalizasyon yatırımlarının bakım ve onarımını yapamayacakları savı da gerçekleri gizleyen spekülatif bir söylemdir. İleride ortaya çıkacak olan bakım, onarım ihtiyacı bu yeni düzenleme nedeniyle ortadan mı kalkacak? Belediyeler kapatıldığı için bakım ve onarımlar kaynak gerektirmeden mi yapılacak?

 

      Söz konusu belde belediyeleri kapatıldığında, buralarda yaşayan halk, başta yerel hizmetler olmak üzere eğitim, sağlık, ulaştırma hizmetlerinden yoksun kalacaktır. Bu hizmetlerin karşılanmaması ve aksatılmasıyla bu yerleşmelerdeki nüfus bu hizmetlere daha rahat ulaşacakları kent merkezlerine göçe başlayacaktır. Kırsal kesimdeki nüfus azalacaktır. Mera ve hazine arazileri üzerindeki düzensiz yapılaşma hızla artacaktır. Kapatılan belediyelerin çoğunun imar planı vardır. Belediyeler 3194 sayılı imar kanununa tabi iken bir anda 3367 sayılı Köy Kanununa tabi olacaklarından mevcut uygulama imar planlarının uygulanmasında sıkıntılar ortaya çıkacaktır. Yöre halkına günlük çalışma saatleri dışında da hizmet veren belediye yönetiminin kapatılması, hizmet kalitesini düşürecektir. Tüm bu nedenlerle belde belediyelerinin kapatılmasında kamu yararı yoktur.

 

      Yerelleşme tüm demokratik ülkelerde temel ilke kabul edilmiş iken bu Kanun toplumu merkezileşmeye yöneltmektedir. Yöre nüfusunun azlığı halkın denetimini ve yerel yönetime katılımını artırır. Yerelleşmenin tercih edilmesinin temel nedeni budur. Belediyelerin yaklaşık üçte birinin kapatılması yerelleşmeye ve demokrasiye inançsızlığın en belirgin örneğidir. OECD'nin 2002 yılında yayınladığı bir rapora göre: Fransa'da 36.763, İtalya'da 8.100, İspanya'da 8.078, Belçika'da 589, Hollanda'da 548 belediye bulunmaktadır. Avrupa Birliğine üye olan diğer ülkelerle nüfusları da gözönünde tutularak karşılaştırıldığında ülkemizdeki belediye sayısının azlığı açıkça görülür.

 

      Kapatılan belediyelerin içinde bilançoları nüfusu 2000'den fazla olan belediyelerden daha sağlıklı olan çok sayıda belediye vardır. Borçsuz belediyeler vardır. Borcu ile baş edebilen belediyeler vardır. Sürdürülebilir, baş edilebilir borç, olumsuzluk değil olumluluk göstergesidir. Öyle olmasa ne özel sektörün ne de Devletin borçlu olmaması gerekirdi. Dünyanın en büyük ülkelerinin, en büyük şirketlerinin bile borcu vardır. Nüfusu 2000'in altına düşen belde belediyelerini toptancı bir yaklaşımla verimli ve etkin çalışıp çalışmadıklarını araştırmadan kapatmakta kamu yararı yoktur. Toptancı yaklaşım yanlıştır. Her belediye farklıdır.

 

      Belediyelere görevleri ile orantılı gelir sağlama görevi yerine getirilmeden, bunlara gelir kaynakları yaratma olanağı sağlamadan, bütçe gelirleri hâsılatından dağıtılan gelirleri adil bir şekilde dağıtmadan nüfusu 2000'den az belediyeleri kapatmak doğru değildir. Bütün bunlar yapılmadan küçük ölçekliler verimsizdir gibi yanlış bir varsayımla yasal düzenleme getirmek haksızdır.

 

      Kapatılacak belediyelerin içinde çok uzun yıllardır belediye olarak hizmet veren belediyeler var.

 

      Örneğin; 1896'da kurulan (Artvin) Kılıçkaya Belediyesi, 1903 yılında kurulan (Amasya) Gümüş Belediyesi, 1953 yılından beri belediye olan (Sivas) Çepni Belediyesi, 1972 yılında kurulan Muğla (Bafa) Belediyesi, 1957 yılında kurulan (Aydın) Yenice Belediyesi, 1968'de kurulan (Burdur) Bozluca Belediyesi, 1972'de kurulan (Ardahan) Ortakent Belediyesi, 1971 yılında kurulan (Ordu) Yalıköy Belediyesi, 1968'de belediye olan (Manisa) Nuriye Belediyesi köye dönüştürülmektedir.

 

      Belediye iken köye dönüştürülen yerler arasında sadece Türkiye'nin değil Dünya'nın en önemli beldeleri vardır.

 

      Bunlardan; borcu olmayan, 7000 turistik yatak belgesi ve yat limanı olan, yaz nüfusu 15 bini bulan, 200 yabancının konut satın alarak yerleştiği Marmaris'in turistik beldesi Turunç belediyesi nüfusu 2000'in altında gerekçesi ile köye dönüştürülmektedir.

 

      Turizmde öncelikli yöre ilan edilen Çorum Alacahöyük Belediyesi de kapatılmaktadır.

 

      Yılda 2 milyon turistin ziyaret ettiği, 1985'de Dünya Miras Listesine giren, milli park ve SİT alanı ilan edilen Göreme belediyesi de köye dönüştürülmektedir.

 

      Ege'nin tek kar yağan ve uluslararası standartlara göre kayak yapılan Bozdağ Belediyesi kapatılmaktadır.

 

      Bektaşi kültürünün en önemli merkezi Hasandede Belediyesi köye dönüştürülmektedir.

 

      Yüz binlerce turistin ziyaret ettiği Dünya miras listesinde olan Afrodisias'ın olduğu Geyre Belediyesi kapatılmaktadır.

 

      (Isparta) Körküler Belediyesinin nüfusu 1.995, (Adıyaman) Köseceli Belediyesinin nüfusu 1998, (Elâzığ) Baltaşı Belediyesinin nüfusu 1.999 olduğu için kapatılacaktır.

 

      Mersin'de Büyükeceli beldesinde nükleer enerji santrali kurulacak ama belediyesi kapatılmaktadır.

 

      Jeotermal kuyularına sahip olduğu için ekonomik bakımdan hiçbir güçlüğü olmayan borçsuz Aydın ili Salavatlı Belediyesi de kapatılacaktır.

 

      Kapatılacak belediyeler arsında Atatürk'ün Büyük Taarruzda hücum emri verdiği Zafertepe, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in memleketi İslamköy, 20 yıldır Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi tarafından Kalehöyük'te arkeolojik kazılar yapılan ve Japonların müze kurmaya hazırlandığı Kırşehir'in Kaman İlçesi'ne bağlı Çağırkan da yer alıyor. Ünlü TV dizisi Asmalıkonak'ın çekildiği ve turizm ve hediyelik eşya satışlarının patladığı Mustafapaşa da belediye olmaktan çıkarılmaktadır.

 

      Haksız olan, yanlış olan, adil olmayan bir yasal düzenlemenin amacı kamu yararı olamaz. Hukuk devletinin tanımına giren birçok unsurlardan birisi de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğidir. Tüm yasaların genel amacının kamu yararı olduğu bilinen bir gerçektir. Buna göre çıkarılması için kamu yararı bulunmayan bir kanun, Anayasanın 2 nci maddesi hükmüne aykırı nitelikte olur. Bu nedenle 5747 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesinin (1) nolu fıkrası Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırıdır.

 

      Uzun yıllardır belediye yönetimi altında demokratik bir yönetime sahip olan vatandaşlarımız küçük hesaplar yüzünden cezalandırılıyor. Köy statüsünden belediye statüsüne geçen bir yerleşim yerinde halk, yerel düzenlemelerle tanışmıştı. Halk, kendi özgür iradesi ile belediye meclisini ve belediye başkanını seçerek demokrasinin verdiği hakkı yaşıyordu.

 

      Yerel yönetimlerin var oluşunun siyasal gerekçesinin özünde demokrasi inancı yatar. Bu sebepledir ki, yerel yönetimler öteden beri demokrasinin temel kurumlarından biri olarak kabul edilmişlerdir.

 

      Ayrıca yöre halkı, yerel ortak ihtiyaçlarının karşılanmasında seçimler ve diğer mekanizmalarla yönetimlere demokratik katılım hakkını kullanmakta ve bu hizmetlerin gerçekleştirilmesinde etkili olmaktadır. Böylece, yerel yönetimlerle demokrasi yaygınlaşmakta ve etkinleşmektedir.

 

      Kasabadan köye dönüştürülen nüfusu 2000'den az olan belediyelerin bulunduğu yörede artık demokrasinin yaygınlaşması ve etkinleşmesinden söz edilemeyecektir. Yöredeki insanlar kasabalarının köye dönüşmesini istemiyor. 40 yıldır, 50 yıldır belediye yönetimi altında yaşayan insanlar köy yönetimi altında yaşamak istemiyor.

 

      Belediye yönetimi gibi köy yönetimine göre daha gelişmiş bir yönetime sahip halk, birden bire "köylü halka" dönüşünce onur kırıcı bir işleme maruz kalmış olma duygusu içine girmiştir.

 

      Bu durum, Anayasanın 5 inci maddesinde belirtilen; devletin, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak gibi amaç ve görevlerine ters düşen bir durumdur.

 

      Anayasa ile güdülen ana amaç, Başlangıç'ta, belirtildiği gibi, Türk Ulusu'nun sürekli varlığı ve çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması biçimindedir. Bu ana amaca varılmasını engelleyebilecek ya da yozlaştırabilecek nitelikte hiçbir hak ve özgürlüğün Anayasada tanınmadığı, daha açık bir anlatımla, bu amacın Anayasanın tüm yapısına ilke ve kurallarıyla ruhuna egemen olduğu tartışma götürmeyen bir gerçektir.

 

      Yerinden yönetim ilkesi yönünden kamu yararı, ancak halkın katılımının ve bu yolla etkinliğinin arttırılması ile gerçekleştirilebilir. Belediyelerin kapatılması, demokratik katılımı en aza indirecektir. Bu nedenle 5747 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesinin (1) nolu fıkrası amaç öğesi bakımından da Anayasaya uygun değildir.

 

      2004 yılında 5393 sayılı Kanunla nüfusu 2000'in altında olan belediyelerin kapatılması kabul edildiğinde Kanunun Gerekçesinde 2000 yılı Nüfus Sayım Sonuçlarına göre bu durumda olan belediye sayısının 340 tane olduğu açıklanmıştı. Kapatma işlemi çeşitli yasal düzenlemelerle 2009 yılına ötelenerek ve kapatma işleminin 2000 yılı değil 2007 yılında yapılacak Nüfus Sayım Sonuçlarına göre yapılacağı hükme bağlanarak bu geçen süre içinde doğal olarak belediyelerin çoğunun nüfusunun 2000'in üstüne çıkması bekleniyordu. Bu beklenti 2007 sonuçları açıklanan kadar devam etti. Sonuçlar açıklandığında beklenenin tam tersi oldu. Türkiye'nin nüfusu azaldı. Kapatılacak belediye sayısı azalacağına yaklaşık üç kat artarak 863'e yükseldi. Yasa koyucunun iradesinden, beklentisinden, tahmininden tamamen farklı olan bir durum ortaya çıktı.

 

      2000 yılında yapılan sayımda Türkiye'nin nüfusu 67.8 milyon kişi idi. Bilim adamları TÜİK'in daha önce yayımlamış olduğu verilerden yola çıkarak 2007 yılı ortası için 73.9 milyon, yılsonu için de 74.2 milyon tahmininde bulunuyorlardı. Ama açıklanan sayı 70, 5 milyon oldu. Bu tahminlerle TÜİK'in açıklaması arasında 3.5 milyon farklılık var. Sonuçlardan hangisinin hatalı olduğu hala tartışılıyor. TÜİK, daha önceki projeksiyonlara göre 3.5 - 4 milyon daha az çıkan nüfus azalmasının nereden kaynaklandığını, şüphe uyandırmayacak biçimde ortaya koyamamıştır.

 

      Böyle bir belirsizlik ve kuşku ortamında sağlıklı, haklı, adaletli bir yasal düzenleme yapma olanağı yoktur.

 

      Bu gelişmeler yasa koyucunun amacına, iradesine, beklentilerine uygun değildir. Üstelik 2007 Yılı Adrese Dayalı Nüfus Sayım Sonuçlarının doğruluğu konusunda kamuoyunda büyük şüpheler oluşmuş, açıklanan sonuçlara çok sayıda itiraz olmuştur. Bu itirazların bir kısmı yargıya taşınmış bazı belediyeler nüfuslarının yeniden tespit edilmesi talebinde bulunmuştur.

 

      TÜİK'in 2007 Yılı Adrese Dayalı Nüfus Sayım Sonuçlarını yargıya götüren çok sayıda belediyeden biri olan Erzincan ili Yaylabaşı Belediyesi Sivas Bölge İdare Mahkemesine 1966 olarak açıklanan nüfusunun 2020 olarak düzeltilmesi talebiyle başvurmuştur. Yaylabaşı Belediyesi'nin başvurusunda özetle şöyle denilmektedir: "Belediyemizde yıllardır yaşamakta olan berberimiz, muhtarımız, komutanımız ve çiftçi vatandaşlarımızdan 54 kişiden 31'i TÜİK personeli tarafından adreslerinde sayılmalarına rağmen TÜİK'in adres ve sokak numaralarını yazmada yaptığı hata yüzünden sisteme dahil edilmemişlerdir. 23 kişi ise beldemizin meskun sahasının dışında bulunan küme evlerimizde yaşamaktadır. Buralarda sayım yapılmadığı anlaşılmaktadır. Sisteme dahil edilmeyen kişiler 2008 yılının Ocak ve Şubat aylarında Erzincan Merkez İlçe Nüfus Müdürlüğüne müracaat ederek kayıtlarını yaptırmıştır. Sisteme dahil edilmeyen 54 kişinin tespitinin yapılarak nüfusumuzun 2020 olarak düzeltilmesini talep ederiz." (Bak: EK 14)

 

      TÜİK'in yaptığı sayım sonuçlarına yargı organı nezdinde itiraz eden belediyelerden biri olan (Antalya) Abdurrahmanlar Belediye Başkanlığı da 1.988 olarak açıklanan nüfusunun hatalı olduğunu, hatanın kaynağının belde belediyesi sınırları içinde olan "Zümrüt", "Çıtlıklı" ve "Töngüçlü" mahallelerindeki nüfusun belde sınırı dışında olan ve hiçbir sınır ihtilafının olmadığı Şatırlı köyü nüfusunda gösterilmiş olmasından kaynaklandığı ileri sürerek Antalya 2. İdare Mahkemesine 07.03.2008 tarihinde dava açmıştır. (Bak: EK 15)

 

      TÜİK'in yaptığı sayım sonuçlarını yargıya götüren belediyelerden bir diğeri (Antalya) Dağbeli Belediye Başkanlığı'dır. Antalya 2. İdare Mahkemesine verilen dilekçede, Dağbeli Belediyesinin 1.828 olarak açıklanan nüfusunun 2000 yılında 3.912 olduğu, 2007 yılında yapılan referandumda beldede 1.773 seçmen kaydının bulunduğu, beldede 1050 meskenin mevcut olduğu, 1019 elektrik, 1054 su abonesi olduğu, saptanabildiği kadarıyla 245 kişinin sayımının yapılmadığı, sayımı yapılmayanlar arasında Belediye Başkanı ve eşinin de bulunduğu, belediye başkanının sadece oğlunun sayıldığı belirtilmiştir. (Bak: EK 16)

 

      (Erzincan) Mercan Belediye Başkanlığı da 1989 olarak açıklanan nüfusunun hatalı olduğunu ileri sürerek beldede oturan 14 kişinin TÜİK tarafından 31.12.2007 tarihinden önce kaydedilmediğine dair Tercan Sulh hukuk Mahkemesine başvurmuş ve mahkeme 03.03.2008 tarihinde 14 kişinin 31.12 2007 tarihinden önce yerleşmek sureti ile Mercan Beldesinde ikamet ettiklerini tespit etmiştir. (Bak: EK 17)

 

      Dava açanlardan bir diğeri, (Kütahya ) Balıköy Belediye Başkanlığı'dır. TÜİK, Balıköy belediyesinin nüfusunun 1955 olduğunu açıklamıştır Balıköy Belediye Başkanlığı madende çalışanların, öğretmenlerin ve bazı vatandaşların sayılmadığını ileri sürerek TÜİK'in hatalı sayım yapması nedeniyle İdare Mahkemesine dava açmıştır. (Bak: EK 18)

 

      Benzer şekilde (Kütahya) Günlüce Belediyesi de TÜİK'in hatalı sayım yapması nedeniyle İdare Mahkemesine de dava açmıştır. Dava dilekçesinde beldede ikamet eden 13 öğretmen, 2 doktor ve 1 hemşirenin aileleri ile birlikte belde nüfusu içinde sayılmadığını ileri sürülmüştür. (Bak: EK 19)

 

      Burada örnek olarak verilenler dışında TÜİK'in sayım sonuçlarını yargıya götüren çok sayıda belediye vardır.

 

      Anayasanın 36 ncı maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu öngörülmüştür. Nüfusu 2000'in altına düşen belde belediyelerinin tüzel kişiliklerinin yasal düzenlemeyle kapatılarak köye dönüştürülmesi, bunların kişisel menfaatini ihlal eden bir idari işlem hakkında açtıkları dava lehlerine sonuçlansa bile hiç bir etki doğurmayacaktır. Bunun yargı kararlarını işlevsiz hale getireceği, dolayısıyla kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkesine aykırı olacağı açıktır. Yargı organlarının idari işlemin iptali yönündeki kararları bu belediyelere yeniden tüzel kişilik kazandırmayacağından bunların hak arama hürriyetleri önlenmiş olmaktadır. Anayasamızın 13. Maddesi: Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz hükmünü taşımaktadır. Hak arama hürriyetine getirilen bu sınırlama Anayasaya aykırıdır. Bu nedenle 5747 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesinin (1) nolu fıkrası ile getirilen düzenleme Anayasanın 2 nci 13 üncü ve 36 ncı maddelerine aykırıdır.

 

      Kanunun Gerekçesinde kapatılma için ileri sürülen nedenlerden biri de, nüfusu 2000'in altına düşen belde belediyelerinin 5393 sayılı Kanunun hükümlerine göre zaten kapatılmalarının gerektiğidir.

 

      Gerçekten de 03.07.2005 tarihinde kabul edilen 5393 sayılı Belediye Kanununda; yeni belediye kurulması için nüfusun en az 5.000 olması şart koşulmuş ve nüfusu 2.000'in altına düşen belediyelerin, köye dönüştürülmesi öngörülmüştür.

 

      Ancak nüfusu 2.000'in altına düşen belediyelerin kapatılması ile ilgili düzenleme büyük tepki toplayınca, 5393 sayılı Kanunun Geçici 3 üncü maddesine konulan hükümle; nüfusu 2.000'in altına düşen belediyelerden Kanunun birleşme ve katılma hükümlerinden yararlanmak isteyenlerin köye dönüştürme işleminin 31.12.2006 tarihine kadar uygulanmaması kabul edilmiştir.

 

      Nüfusu 2.000'in altına düşen belediyelerin kapatılması işleminin 2007 yılının başına kadar ertelenmesi de tepkileri dindirmediğinden bu kez 5594 sayıl yasa ile; nüfusu 2.000'in altına düşen belediyelerin kapatılması işlemi ilk mahallî idare seçimlerine, yani 2009 Mart'ına kadar ertelenmiştir.

 

      5393 sayılı Belediye Kanununda bu Kanunda öngörülen nüfus büyüklüğü için Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığınca bildirilen nüfusun esas alınacağına dair hüküm vardır. Ancak, 2009 yılında gerçekleşecek kapatılma işleminin 2000 yılı Nüfus Sayım Sonuçlarına göre yapılması da adil olmadığından 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanununun geçici maddesinde yapılan bir düzenleme ile nüfus tespit işlemlerinin ikametgâha dayalı nüfus kayıt sisteminin kurulmasına kadar ertelenmesi kabul edilmiştir.

 

      Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2007 Nüfus Sayımı Sonuçlarına göre 863 belde belediyesinin nüfusu 2000'den az çıkmıştır.

 

      Bütün bu gelişmelerden sonra AKP Hükümeti, 5393 sayılı Belediye Kanununda öngörülen idari işlemlerle tüzel kişiliği kaldırma yerine, bunu Kanunla yapmayı tercih etmiştir.

 

      Gerçekten de 5393 sayılı Belediye Kanununun 11 inci maddesinde yer alan düzenlemeye göre, nüfusu 2.000'in altına düşen belediyelerin Danıştay'ın görüşü alınarak, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine müşterek kararname ile köye dönüştürülmesi gerekmektedir.

 

      Bu yol seçildiğinde her belediye için Bakanlığın teklifi, Bakanlar Kurulunun ve Danıştay'ın kararı gereklidir. 1580 sayılı Yasadaki "Danıştay'ın kararı" ibaresi 5393 sayılı yasada "Danıştay'ın görüşü" ibaresine dönüştürülmüştür. Ama bu dönüştürme sonuca fazla etkili değildir. Danıştay'ın olumsuz görüşüne karşın kapatma gerçekleşirse itiraz halinde Danıştay'ın son kararı vereceği tabidir.

 

      Bu yol seçilmemiştir. Çünkü bu yolla belediye kapatmanın süresi uzayacağı gibi bazıları da yargıdan dönebilir. Oysa AKP Hükümetinin acelesi var. İdari yol izlenerek belediyelerin kapatılması halinde bu belediyelerin 2009 mahalli idareler seçimlerine katılacağı düşünülmektedir.

 

      Bu yüzden acele ediliyor ve Anayasanın 67 nci maddesine göre, sonucu yönünden seçimlerle doğrudan ilgili olan bir yasal düzenlemenin seçimlerden en az bir yıl önce yapılması zorunluluğundan dolayı kapatma işlemini yasa ile bir yıldan önce yapmak isteniyor. Tek başına bu olgu bile iktidarın kamu yararı amacından sapmış olduğunu ortaya koyabilecek bir nitelik taşımaktadır.

 

      2004 yerel yönetim seçimleri öncesinde AKP benzer bir girişimde daha bulunmuştu. 5025 sayılı Yasada; 2000 yılı genel nüfus sayım sonuçlarına göre, il ve ilçe belediyeleri ile büyükşehir belediye sınırları içinde kalan belediyeler hariç, nüfusu 2000'in altında olan belediyelerin tüzel kişiliklerinin, başkaca bir işleme gerek kalmaksızın 27 Mart 2004 gününde kalkması, bu yerlerin aynı adla köye dönüşmesi, buralarda, 28 Mart 2004 gününde yapılacak yerel yönetim seçimlerinde, belediye yerine köy tüzel kişiliği organlarının seçilmesi öngörülmüştü.

 

      Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu yasayı bir kez daha görüşülmesi için geri gönderdi. Geri gönderme gerekçesinde: "Farklı seçim çevrelerinde farklı seçimlerin yapılmasını sağlayacak, bir başka deyişle sonucu yönünden seçimlerle doğrudan ilgili olan düzenlemenin, yaklaşık üç ay sonra yapılacak seçimlerde uygulanmasını olanaklı kıldığını, bu içeriğiyle, incelenen Yasa'nın Geçici 1 inci maddesinin seçimlerle doğrudan ilgili olduğunu ve seçim yasası değişikliği niteliğinde bulunduğunu ve Anayasanın 67 nci maddesinin son fıkrasıyla bağdaşmadığını" belirtmişti. Cumhurbaşkanının geri gönderme yazısından sonra yasa TBMM'de ele alınıp görüşülmediği için yasalaşmadı.

 

      2004 yılında yerel seçimlerden üç ay önce yapılmak istenen girişimin benzeri, 2008 yılında seçimlere on ay kala yapılmak istenmektedir.

 

      Anayasanın 67 nci maddesinin son fıkrasında, seçim yasalarında yapılan değişikliklerin, yürürlüğe girdiği günden başlayarak bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.

 

      2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 3507 sayılı Kanunla değişik 8 inci maddesinin birinci fıkrasında; mahalli idareler seçimlerinin beş yılda bir yapılacağı, her seçim döneminin beşinci yılındaki 1 Ocak gününün seçimin başlangıç tarihi, aynı yılın Mart ayının son Pazar gününün de oy verme günü olduğu hükme bağlanmıştır.

 

      Seçim bir süreçtir. Bu süreçte seçim bölgelerinin belirlenmesi, siyasi partilerin adaylarını belirlemesi, aday listelerini vermeleri, adayların incelenmesi, adayların ilanı ve itirazlar, seçimlerde kullanılacak oy pusulalarının basımı, propaganda dönemi gibi aşamalar vardır. 2972 sayılı Yasanın 8 inci maddesi uyarınca, 2009 yılının Mart ayının son Pazar günü yapılacak mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 dur. Mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 olduğundan Anayasanın öngördüğü bir yıllık süre 1 Ocak 2008 günü dolmaktadır. Oy verme günü olan Mart ayının son Pazar günü, seçimlerin sona erdiği, sonlandığı gündür. Bu hali eski ilçe sınırlarının değiştirildiği yerlerde yaşayanların seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları ellerinden alınmış olacaktır.

 

      Bu nedenle 5747 sayılı Yasanın Geçici 1 inci maddesinin (1) nolu fıkrası ile yapılan düzenleme, seçim sonuçlarını doğrudan etkileyecek nitelikte olduğundan ve 2972 sayılı Yasanın 8 inci maddesi uyarınca, 2009 yılının Mart ayının son Pazar günü yapılacak mahalli idareler seçiminin başlangıç tarihinin 1 Ocak 2009 olması karşısında Anayasada öngörülen bir yıllık süreden önce yürürlüğe sokulduğundan Anayasanın 67 nci maddesine aykırıdır.

 

      Türk demokrasi tarihinde siyasi amaçlarla ilçe yapma, köye dönüştürme girişimleri AKP iktidarından önce de vardı.

 

      Kırşehir'in ilçe haline getirilmesinde olduğu gibi, bir bölge halkının belli bir siyasi partiye oy vermiş bulunmalarından dolayı toptan cezalandırılmaları geçmişte de görüldü.

 

      1953 yılında muhalefet partisini destekleyen Kastamonu'nun Abana ilçesi bir Kanunla köy haline getirildi ve iktidar partisini destekleyen Bozkurt belediyesi ilçe merkezi yapıldı.

 

      Bu konu ili ilgili iptal başvurusunu inceleyen Anayasa Mahkemesinin 15.11.1967 gün ve 12751 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin, Abana İlçe Merkezinin Abana'dan kaldırılıp Bozkurt'a Nakline İlişkin 6203 sayılı Kanun hükümlerinin iptali istemi ile ilgili olarak verdiği K.967 - 20, E.963 - 145 sayılı Kararı aynen şöyledir:

 

      "Merkezi idarenin kuruluşuna ilişkin ilkelerini gösteren Anayasanın 115 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına şöyle denmektedir: Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından coğrafya durumuna, iktisadi şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır. İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır.

 

      Bu hükme göre, Türkiye'nin gerek illere ayrılmasında, gerekse illerin öbür kademeli bölümlere ve bu arada ilçelere ayrılmasında gözönünde tutulacak alan ölçü, coğrafya durumu, iktisadi koşullarla kamu hizmetlerinin gerekleridir. İdari kademelere bölünmede bu anılan ölçülerin gözönünde tutulması ilkesi, bu kademelerin merkezlerinin belli edilmesinde de öncelikle uygulanır: Çünkü, il veya ilçenin veya diğer bir kademenin merkezi demek, oranın işlerinin toplandığı en önemli bir yer demektir, Bu bakımdan bir idari bölümün merkezinin, coğrafya durum, iktisadi koşullar ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre en uygun bir yerde bulunması Anayasa buyruğu olduğu gibi, bir merkezin değiştirilmesinde dahi yeni merkezin coğrafya durumu, iktisadi koşullar ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre eskisinden daha üstün bir yer niteliğini taşıması da, yine Anayasa buyruğudur. Demek ki, merkez değiştirmelerini merkezin eski merkeze göre coğrafya durumu, iktisadi koşullar ve kamu hizmetlerinin gerekleri bakımından daha üstün olduğu açıkça anlaşılmadıkça, böyle bir değiştirme Anayasaya uygun sayılamaz......... Anayasanın Seçme ve Seçilme Hakkı başlıklı 5 inci maddesinde: Vatandaşlar kanunda gösterilen şartlara uygun olarak; seçme ve seçilme hakkına, sahiptir. Seçimler, serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yapılır denilmektedir. Buna göre seçimlerin serbestliğini doğrudan doğruya veya dolayısıyla bozmaya elverişli bulunan veya bozmak amacı ile konulmuş olan bütün hükümler, Anayasaya aykırı niteliktedir. ........... Seçimlerde Abana'lıların C.H.P. ye ve Bozkurt'ların ise iktidar partisi olan D.P. ye oy verdikleri anlaşılmaktadır......... Dava konusu hükmün kabulü ile seçimlerde yurttaşların serbestçe oy kullanmalarının sınırlandırılması ve sonraki seçimler bakımından onların etki altında bırakılması yoluna gidildiği veya böyle bir yol tutulmadığı düşünülse bile, bu hüküm yüzünden yurttaşlar üzerinden bir korkunun seçim propagandası sırasında ortaya sürebilecek söylentilerle pek kolaylıkla yaratılabileceği ve seçim serbestliğinin rahatlıkla etkileyebileceği anlaşılmaktadır, Buna göre dava konusu hüküm Anayasanın 55 inci maddesine de aykırıdır ve bu bakımdan dahi iptal edilmelidir......... Anayasanın "Cumhuriyetin nitelikleri başlıklı 2 nci maddesinde", Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir denilmektedir, Hukuk devletinin tanımına giren birçok unsurlardan birisi de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, başka deyimle, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğidir. Buna göre çıkarılması için kamu yararı bulunmayan bir kanun, Anayasanın 2 nci maddesi hükmüne aykırı nitelikte olur ve dava açıldığında iptali gerekir."

 

      Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesinin Abana ilçesi ile ilgili kararı, ilçelerin; coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre kurulması gerektiğini, seçimlerin serbestliğini doğrudan doğruya veya dolayısıyla bozmaya elverişli bulunan veya bozmak amacı ile konulmuş olan bütün hükümlerin, Anayasaya aykırı olacağını, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğini açıkça belirtmektedir.

 

      Seçimlerde iktidar partisini kızdıracak sonuçlar sonrasında halkta belediyelerinin bölüneceği, başka ilçeyle birleştirileceği, mahalleye veya köye dönüştürüleceği, hatta ilçe olmaktan çıkarılacağı korku ve endişesi yaratılarak serbestçe seçim yapılması mümkün değildir. Nüfusu 2000 - 5000 arasında olan beldelerde yaşayan seçmenlerin kendi belediyelerinin de bir yasal düzenleme ile kapatılabileceği korkusuna kapılmadan oy kullanmaları mümkün mü?

 

      Anayasamızın 13 üncü maddesi: "Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz hükmünü taşımaktadır. Demokratik toplum düzeni her şeyden önce seçme ve seçilme hakkına azami ölçüde saygı gösterilmesini gerektirir. Anayasanın 67 nci maddesinde yer alan seçimlerin serbestliği ilkesi, baskı ve müdahaleleri dışlayan bir kavramdır.

 

      Anayasanın Cumhuriyetin nitelikleri başlıklı 2 nci maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir denilmektedir. Hukuk devletinin tanımına giren birçok unsurlardan birisi de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, başka deyimle, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasanın kabul edilmeyeceğidir.

 

      Açıklanan nedenlerle, 5747 sayılı Yasanın Geçici 1 inci maddesinin (1) nolu fıkrasıyla yapılan düzenlemeyle Ekli 44 sayılı listede adları yazılı belediyelerin tüzel kişiliklerinin ilk genel mahalli idareler seçiminden geçerli olmak üzere kaldırılarak köye dönüştürülmesi Anayasanın 2 nci ve 67 nci maddelerine aykırıdır.

 

      Öte yandan, hukuk devletinde kazanılmış haklara saygı gösterilmesi bir zorunluluk, hatta yükümlülüktür. Hukuksal tasarrufu doğuran irade sahiplerinin aynı yöntemle bu tasarrufu geri almalarına veya değiştirmelerine olanak bulunmaktadır. Ancak, önceden oluşmuş hukuksal durumların sonradan yapılacak işlemlerle değiştirilmesi, hukuktan beklenen güvenlikle bağdaşmaz. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2 nci maddesinde açıklanan "Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir." hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.

 

      5393 sayılı Belediye Kanununun 8 inci maddesi belediyelerin birleşmesine ve ya belediyeye katılmaya izin vermektedir. Özellikle nüfusu 2000'den az olan belde belediyeleri meskûn sahalarına 5000 metreden fazla olmayan belde, köy ve bunların bir kısmı ile birleşerek veya bir başka belde belediyesine katılarak nüfuslarını artırabilmektedir. Böylece nüfuslarını artırarak belde belediye tüzel kişiliğinin kaldırılmasının koşullarını ortadan kaldırabilmektedir.

 

      5393 sayılı Kanunun 11 inci maddesindeki kapatma tehdidinden kurtulmak amacıyla yasada öngörülen prosedürleri gerçekleştirmek için girişimde bulunan çok sayıda belediye vardır. Bunların bir kısmı yasada öngörülen tüm prosedürü tamamlamış ve birleşmeyi gerçekleştirmiştir. Bazısı ise kanunun gerektirdiği tüm işlemleri yapmış, referandum sonuçlandırılmış, ilgili il valiliği bağlanma işlemini ve sınır değişikliğini onaylamış ve sonuç için İçişleri Bakanlığı'na yazı yazmıştır.

 

      Örneğin, Giresun'un Bulancak ilçesine bağlı Sofulu köyünün Kovanlık belde belediyesine katılması 20.02.2008 tarihinde İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğüne bildirilmiş, Genel Müdürlük de 27.02.2008 tarihinde gereğinin yapılması için Giresun Valiliğine yazı yazmıştır. (Bak: EK 22)

 

      Bir başka örnek, Tokat ili Almus ilçesine bağlı Gevrek köyünün Kınık belde belediyesine bağlanmasıdır. Burada da referandum yapılmış, belediye meclisi karar almış, il valiliği köyün beldeye bağlanmasının Valilikçe uygun görüldüğünü İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğüne 12.03.2008 tarihinde bildirilmiştir. (Bak: EK 23)

 

      Diğer bir örnek, Kütahya ili Balıköy ve Günlüce belediyelerinin gerçekleştirdikleri birleşmedir.

 

      Kışla köyü 14.12.2007 tarihinde, Karaşehir köyü 15.12.2007 tarihinde Balıköy Belediyesine katılma kararı almıştır. 2.3.2008 tarihinde yapılan referandumda Balıköy belediyesine 169 nüfuslu Kışla köyü ile 96 nüfuslu Karaşehir köyünün mahalle olarak katılması kabul edilmiştir. 11.3.2008 tarihinde İçişleri Bakanlığı bağlanma işlemlerini onaylamış, 13.3.2008 tarihinde Kütahya Valiliği katılma işlemlerinin tamamlandığını bildirmiştir. (Bak: EK 18)

 

      Günlüce Belediyesi de TÜİK tarafından 1978 olarak açıklanan nüfusunu 74 nüfuslu Işıklı köyü ile birleşerek 2052'ye yükseltmiştir İçişleri Bakanlığı 11.3.2008 tarihinde birleşme kararına onaylamış, 13.3.2008 tarihinde Kütahya Valiliği katılma işlemlerinin tamamlandığını bildirmiştir. (Bak: EK 19)

 

      Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçlarına göre: Nüfusu 1.891 olarak tespit edilen Kovanlık beldesi, Sofullu köyünün beldenin mahallesi olmasıyla nüfusunu 2. 338'e; nüfusu 1.532 olarak açıklanan Kınık belde belediyesi, Gevrek köyünün beldenin mahallesi olmasıyla nüfusunu 2.093'e; nüfusu 1955 olarak tespit edilen Balıköy beldesi, Kışla köyü ile Karaşehir köyünün beldenin mahallesi olmasıyla nüfusunu 2. 220'ye; nüfusu 1978 olarak tespit edilen Günlüce beldesi, Işıklı köyünün beldenin mahallesi olmasıyla nüfusunu 2052'ye çıkarmıştır.

 

      Buna rağmen, Kovanlık, Kınık, Balıköy, Günlüce belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak köye dönüştürülmüştür.

 

      Bu durumda olan belediyelerin sayısı tam olarak bilinmemektedir. Yasanın TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında milletvekilleri 5393 sayılı Yasanın birleşmeye ilişkin hükümlerinden yararlanıp bakanlıktan veya valiliklerden yazı bekleyen kaç belediye olduğunu İçişleri Bakanına sormuş, fakat yanıt alamamışlardır.

 

      Anayasa Mahkemesi kazanılmış hak kavramını; "...kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel olacak niteliğine dönüşmüş hak" olarak tanımlamıştır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar ise bu nitelikte değildir. Ancak, kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın yeni yasadan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekmektedir. (Anayasa Mahkemesi, E.1999/50, K.2001/67)

 

      Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararında ise "Gerek öğretide, gerekse uygulamada, kişilerin hukuki statülerini belirlemiş ve buna dayalı olarak da yeni hukuki durumların ve hakların elde edilmesine neden olmuş, bir başka deyişle hukuki sonuçlarını yerine getirmiş olan durumların, artık geriye dönülmez, vazgeçilmez haklar olduğu, yani kazanılmış hak teşkil ettiği" vurgulanmıştır. (DİBKK. E.1989/1 - 2, K.1989/2)

 

      5393 sayılı Kanunun birleşme ve katılmaya ilişkin 8. ve 12. madde hükümleri hala yürürlüktedir. Bu hükümler yeni bir yasal düzenleme ile yürürlükten kaldırılmamıştır. 5393 sayılı Yasanın 5747 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden önce de sonra da yürürlükte olduğu hükümlerinden yararlanmak isteyen, yasanın öngördüğü tüm işlemleri yerine getiren belediye tüzel kişilerinin bu hakları elinden alınmıştır.

 

      Hukuk Devleti'nin unsurlarından bir diğeri olan hukuk güvenliği, diğer bir ifadeyle "güvenin korunması ilkesi" de ilgilinin hukuki durumunun süreceğine olan güveni dolayısıyla hayal kırıklığına uğratılmaması anlamına gelir. Güvenin korunması, her zaman mevcut bir hukuki durumun dokunulmazlığı anlamında olmasa da, her düzenleme değişikliğinde yasakoyucunun göz önünde bulundurması gereken bir husustur.

 

      Halkın Devlete olan güveninin korunması da ancak hukuk güvenliğinin sağlanmasıyla mümkündür.

 

      Bu yönüyle, Hukuk Devleti'nin önemli bir unsuru olarak hukuk güvenliği, yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda belirli sınırlar içinde, bütün Devlet davranışlarının, az çok, önceden öngörülebilir olması anlamını taşır. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güven değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir.

 

      Haklı beklenti, idarenin ister bir taahhüt, isterse uzun süren bir uygulamasına güvenerek olsun, bireylerin bir çıkarları ya da lehlerine olan bir sonuca ulaşabileceklerini ya da edinebileceklerini ümit etmelerini ifade eder. Yeni düzenlemenin hukuki istikrarı bozmaması, hakların kullanılmasını zorlaştırmayacak ya da doğmuş olan haklarının hiçe sayılması anlamına gelecek şekilde tasarlanmaması gerekmektedir.

 

      Anayasanın 2 nci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasa koyucu, yasaların yalnız Anayasaya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.

 

      Belediye Kanununun birleşmeye ilişkin hükümleri hala yürürlüktedir. Birleşme işlemlerini tamamlamış veya sadece muamelenin tamamlanması bekleyen belediyelerin kazanılmış haklarına saygı göstermeden bunların da tüzel kişiliğini toptancı anlayış içerisinde kaldırmak ve köye dönüştürmek Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırıdır.

 

      Hükümet sözcüleri, belde belediyelerini köye dönüştürmeyi, gerekli olduğu için yapmak istediklerini, bu belediyelerin çoğunun AKP'lilerce yönetildiğini ileri sürmektedir. Gerçekten de kapatılacak olan 863 belediyenin 493'ü AKP'li belediye başkanlarınca yönetilmektedir. Ama gerçekleştirilen bu operasyonla belde belediyelerin bir kısmı değil kapatılan belediyelerin tümünün yönetimi 10 yıl süre ile il özel idaresi genel sekreterlerinin yönetimindeki (vali ve kaymakamın denetimindeki) il özel idarelerine veya köylere hizmet götürme birliklerine verilecektir. Yani buraların yönetimi AKP kadrolarına teslim edilecektir. Hükümet, buraları il özel idarelerinin şubesi haline dönüştürerek yönetmeyi planlıyor. Tüzel kişiliği kapatılan belediyeler Kanunun Geçici 1 inci maddesinin (1) nolu fıkrası hükmü ile köye dönüştürülecek ve Kanunun 3 üncü maddesinin (5) nolu fıkrasında yer alan hükümler doğrultusunda köye dönüşen yerlerin içme suyu, kanalizasyon, temizlik, çöp toplama, ulaşım, itfaiye ve diğer hizmetlerini yürütmek üzere il özel idareleri veya köyleri hizmet götürme birlikleri gerekli tedbirleri alacaktır.

 

      Köy tüzel kişiliği ve il özel idareleri Anayasamıza göre yerel yönetim organları olmakla beraber uygulamada mahalli müşterek ihtiyacın karşılanması ve özerklik açısından bunların belediye ile karşılaştırılması mümkün değildir.

 

      İl özel idarelerinin seçilmiş organları olsa da, asıl olarak atanmış görevliler tarafından yönetildiği bilinen bir gerçektir. Köy tüzel kişiliği de, kendi halkının ortak ve yerel gereksinimlerini karşılayan ve genel karar organları halk tarafından seçilen en küçük yerel yönetim birimi iken, belediyeler özellikle kentleşme ve çok partili siyasal yaşamla birlikte daha da ön plana çıkmışlar ve yerinden yönetim kuruluşlarının tipik örnekleri olmuşlardır. Belediyeler il özel idareleri ve köyler böylesine farklı yerel yönetim birimlerini oluşturmaktadır.

 

      Kapatılan belde belediyelerinde yaşayan yöre halkı, 10 yıl süre ile belli bir partinin etkisinde ve denetiminde olan bir idari yapı ile yönetilecektir. Hukuk devletinin tanımına giren birçok öğe den biri de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, başka bir deyişle, özel çıkarlar için ya da belli kişilerin, grupların veya siyasi partilerin yararına olarak bir yasanın kabul edilemeyeceğidir. Kamu yararı amacı taşımayan yasaların, amaç öğesi yönünden Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği açıktır.

 

      Anayasaya göre, mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir. Görüldüğü gibi Anayasa, yerel yönetimlerin nüfus esasına göre değil yerinden yönetim esasına göre kurulmasını (dolayısıyla kapatılmasını) öngörmüştür. Bu yüzden yerinden yönetim ilkesini gözetmeden Anayasada kuruluş için gözetilmesi öngörülmeyen nüfus kriterine dayanarak belediyeleri kapatmak yerinden yönetim ilkesine uygun değildir.

 

      Anayasanın 127 nci maddesinin ikinci fıkrasında sözü edilen "yerinden yönetim ilkesi", yerel yönetimlerin tüzelkişiliğe sahip olmaları, görevli organlarını seçme hakkının verilmesi ve bu organlara karar verme yetkisinin tanınması gibi üç ana öğeden oluşur.

 

      Bu kavram, herhangi bir yerel yönetim biriminin sınırları içinde yaşayan kişi, aile, zümre ya da sınıfın özel çıkarlarını değil, aynı yörede birlikte yaşamaktan doğan eylemli durumların yarattığı, yoğunlaştırdığı ve güncelleştirdiği, özünde yerel ve kamusal hizmet karakterinin ağır bastığı ortak beklentileri ifade etmektedir. Bu gereksinimleri yerel planda karşılama olanak ve önceliklerini takdir yetkisinin o yörede yaşayan halkın yasalara dayalı olarak oluşturdukları organlara bırakılması, hem yerinden yönetim ilkesine, hem özerklik ilkesine, hem de demokratik yaşam biçimine daha uygun bir yoldur.

 

      Böyle davranmak yerine belediye tüzel kişiliğini köy tüzel kişiliğine dönüştürmek ve o yörede yaşayan halkın mahalli müşterek ihtiyaçlarının il özel idareleri veya köylere hizmet götürme birlikleri aracılığı ile gidermeye çalışmak demokratik bir yaklaşım değildir. Anayasanın 127 nci maddesine aykırıdır. Tüm yasaların genel amacının kamu yararı olduğu bilinen bir gerçektir. Oysa 5747 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesinin (1) nolu fıkrasındaki düzenleme daha çok siyasal nedenlere dayanmaktadır. Yerinden yönetim ilkesi yönünden kamu yararı, ancak halkın katılımının ve bu yolla etkinliğinin arttırılması ile gerçekleştirilebilir. Belediyelerin kapatılması, demokratik katılımı en aza indirecektir. Bu nedenle Tasarı, amaç öğesi bakımından da Anayasaya uygun değildir.

 

      Mahalli müşterek ihtiyaçların kapatılan belediyeler yerine il özel idareleri veya köylere hizmet götürme birlikleri aracılığı ile giderilmesi, Yerel Yönetim Özerklik Şartının 2 nci maddesine de aykırıdır.

 

      Yerel Yönetim Özerklik Şartının 2 nci maddesine göre: Özerk yerel yönetim kavramı yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkânı anlamını taşır. Bu hak, doğrudan, eşit ve genel oya dayanan gizli seçim sistemine göre serbestçe seçilmiş üyelerden oluşan ve kendilerine karşı sorumlu yürütme organlarına sahip olabilen meclisler veya kurul toplantıları tarafından kullanılacaktır.

 

      Bu anlamda il özel idarelerinin ve köylere hizmet götürme birliklerinin Yerel Yönetim Özerklik Şartının 2 nci maddesinde tanımlanan özerk yerel yönetim kavramına uygun olduğu söylenemez. Buradaki tanıma uygun bir yapı olan belediyeyi köye dönüştürerek mahalli müşterek ihtiyaçların karşılanması görevini başka bir yapıya vermek Yerel Yönetim Özerklik Şartının 2 nci maddesine uygun değildir.

 

      Bu nedenle 5747 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesinin (1) nolu fıkrası Anayasanın 90 ıncı maddesine de aykırıdır.

 

      Öte yandan getirilen düzenleme Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartının 5 inci maddesine de aykırıdır. Tüzel kişiliği kaldırılarak köye dönüştürülen belde belediyelerinin pek çoğu salt nüfusları 2000'den fazla olduğu için kurulmadı. Nüfusu 2000'i aşan köy halkına belediye olmak isteyip istemedikleri soruldu. Referandum yapıldı. Referandumda belediye olmak istemeyen köyler belediyeye dönüştürülmedi. 5747 sayılı Kanun referandum öngörmemektedir. Belediyelerinin köye dönüştürülmesi halka sorulmamakta yasa zoruyla belediyeleri kapatılmaktadır.

 

      Yerel Yönetim Özerklik Şartının 5 inci maddesinde: "yerel yönetimlerin sınırlarında mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara danışılmadan değişiklik yapılamaz" hükmü vardır.

 

      5393 sayılı Belediye Kanununda birleşme ve katılmada Yerel Yönetim Özerklik Şartına uygun olarak referandum yapılması öngörülmüştür. 5393 sayılı Belediye Kanunun birleşme ve katılmaları düzenleyen maddelerinde sadece katılan belediyede referandumun öngörülmesi, buna karşılık katılınacak belediyede referandumun öngörülmemesi nedeniyle iptal istemini görüşen Anayasa Mahkemesinin E.2005/95 K.2007/5 sayılı 24.01.2007 tarihli Kararında aynen şöyle denilmiştir:

 

      ".... Düzenlemeyle tüzel kişiliği kaldırılacak ya da tabi oldukları tüzel kişiyle ilişkisi kesilecek olan mahal sakinlerinin iradesinin doğrudan doğruya sorulması zorunlu kılınmakta; ancak statüsünde herhangi bir değişiklik yaşamayan ve özerkliğine dokunulmayan katılınacak tüzel kişi (belediye) sakinlerinin doğrudan iradelerine başvurulmamakla birlikte, yine de oylarıyla oluşturulan karar organlarının onayı şart koşulmaktadır. Dava konusu kuralla tüzel kişiliği kaldırılan beldede ya da bağlı bulundukları ve organlarının oluşumuna katıldıkları yerel yönetim birimiyle ilişkileri koparılacak kısımlarında halkoyuna başvurulmasının öngörülmüş olması, yerinden yönetim ilkesinin bir gereğidir. Katılınacak belediyenin hukuksal statüsünde herhangi bir değişiklik olmayacağından, doğrudan doğruya halkoyuna başvurulması zorunluluğu bulunmamaktadır. Buna rağmen yasa koyucu katılınacak belediye meclisinin bu birleşme ve katılmaya onay vermesini zorunlu kılarak, katılınacak belediyenin özerkliğinin korunmasını gözetmiştir."

 

      Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi tüzel kişiliği kaldırılan beldede ya da bağlı bulundukları ve organlarının oluşumuna katıldıkları yerel yönetim birimiyle ilişkileri koparılacak kısımlarında halkoyuna başvurulmasının öngörülmüş olmasını, yerinden yönetim ilkesinin bir gereği olarak görmektedir.

 

      5393 sayılı belediye Kanunu, Yerel Yönetim Özerklik Şartına uygun olarak katılan beldede referandumu şart koşarken 5747 sayılı Kanun katılan beldelerde referandum öngörmemiştir.

 

      Türkiye Yerel Yönetim Özerklik Şartını 1988 yılında çekince koyarak onaylamış, 1991 yılında da yasal olarak kabul etmiştir. Anayasanın 90 ıncı maddesinde, ".... usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir" dendikten sonra bunların Anayasaya aykırılığının iddia edilemeyeceği bildirilmiştir. Diğer yandan Anayasanın 90 ıncı maddesinde yapılan son değişiklikle, temel hak ve özgürlüklere ilişkin andlaşmalarla kanunların aynı konuda yaptığı düzenlemelerde çatışma olması halinde andlaşma hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu nedenle yapılacak yasal bir düzenleme ile uluslararası andlaşmanın yok sayılması ve bu andlaşmanın getirdiği yükümlülüklerden kaçınılması söz konusu olamaz.

 

      Tüzel kişiliği kaldırılan beldede referandum öngörülmemesi yerinden yönetim ilkesine ve Yerel Yönetim Özerklik Şartına, dolayısı ile Anayasanın 90 ıncı ve 127 nci maddelerine aykırıdır.

 

      Kısacası, Kanunun Geçici 1 inci maddesinin (1) nolu fıkrasındaki düzenlemeyle, 863 belde belediyesinin tüzel kişiliğinin kaldırılarak köye dönüştürülmesi yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasanın 2 nci, 5 inci, 13 üncü, 36 ıncı, 67 nci, 90 ıncı ve 127 nci maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

 

      IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ

 

      İptali istenen madde fıkralarının tümü, Anayasanın 2 nci maddesine açıkça aykırı olduğundan ve kamu yararı amacına değil, belli bir partinin veya kişilerin yarar sağlaması amacına yönelik olduğundan uygulanmaları halinde, sonradan giderilmesi güç ya da olanaksız zararlar doğabilecektir.

 

      Bu Kanun ile; 2011 belde belediyesinin 863'ü nüfusları 2000'in altına düştüğü için köye dönüşüyor. 283 ilk kademe belediyesinden 240'ı mahalle, 34'ü ilçe oluyor. 8'i tüzel kişiliğini koruyarak büyükşehir belediyesi dışına çıkıyor, 1'i köye dönüşüyor. Buna karşılık, 43 yeni ilçe kuruluyor. Ayrıca Eminönü ilçesinin ve Eminönü Belediyesi'nin tüzel kişiliğini kalkıyor, Fatih Belediyesi'ne katılıyor.

 

      Yeni kurulan ilçelere; belde belediyeleri, mahalleler ve köyler katılmaktadır. Yasada yeni kurulan ilçelere katılma işlemi; ya başka ilçelerin mahallelerini, köylerini katarak veya tüzel kişiliği kaldırılan ilk kademe belediyelerinin mahallelerini katarak veyahut ilçelerin köylerini yeni kurulan ilçelere katarak yapılmaktadır. Bunlara ek olarak bir ilçenin bir mahallesinin belirli kısımları başka belediyelere katılmıştır.

 

      Belediyelerin tüzel kişiliğini kaldırma, köye dönüştürme, belediye sınırları içinde mahalle oluşturma, kaldırma, birleştirme işlemleri 5393 sayılı Belediye Kanunu'nda öngörülen idari prosedürler çerçevesinde gerçekleştirilebilir. Bu yol seçilmemiştir. Çünkü bu yol seçildiğinde belediyelerin büyük bir kısmı seçim takvimi nedeniyle önümüzdeki yerel seçimlere katılacak, ilçe sınırlarında geniş çaplı değişiklik yapma ihtiyacı ortaya çıkmayacaktır. Oysa, yasa ile düzenleme yapılarak, yerel seçimler öncesinde yeni ilçeler oluşturma, ilçelerin mahallelerini ve köylerini değiştirme, ilçe sınırlarını değiştirme gibi yöntemlerle önümüzdeki yıl yapılacak yerel seçimlerde Hükümete avantaj sağlayacak girişimlerde bulunulmuştur.

 

      İlçe ve belediye sınırlarının yeniden belirlenmesi için yapılan bölme, ekleme, çıkarma, kapatma işlemlerinin 2009 Mart ayında yapılacak yerel seçimlere yönelik olduğu, 2009 seçimlerini kazanmayı kolaylaştıracak amacıyla yeni bir tasarım yapıldığı çok açıktır.

 

      Ayrıca, büyükşehirlerde operasyon yapılan yerlerin şehirlerdeki yeni yerleşim alanları olması dikkat çekicidir. Yapılan sınır değişikliklerinin bir başka amacı şehirlerde oluşan rant alanlarını yönetmektir.

 

      Kısacası büyükşehir belediyelerinin bulunduğu yerlerde ilçe ve belediye sınırlarında yapılan değişiklikler, kamu yararı amacına değil, kişilere ve siyasi partilere avantaj sağlamaya yöneliktir.

 

      Öte yandan, bu Yasa ile nüfusu 2000'in altında kaldı gerekçesiyle 863 belde belediyesi kapatılmıştır. Oysa 2007 Yılı Adrese Dayalı Nüfus Sayım Sonuçlarının doğruluğu konusunda kamuoyunda büyük şüpheler oluşmuş, açıklanan sonuçlara yargı organları nezdinde çok sayıda itiraz olmuş, bazı belediyeler nüfuslarının yeniden tespit edilmesi talebinde bulunmuştur.

 

      Örneğin (Erzincan) Mercan Belediye Başkanlığı, 1989 olarak açıklanan nüfusunun hatalı olduğunu ileri sürerek beldede oturan 14 kişinin TÜİK tarafından 31.12.2007 tarihinden önce kaydedilmediğine dair Tercan Sulh hukuk Mahkemesine başvurmuş ve mahkeme 03.03.2008 tarihinde 14 kişinin 31.12 2007 tarihinden önce yerleşmek sureti ile Mercan Beldesinde ikamet ettiklerini tespit etmiştir. Bu Yasa yürürlükte olduğu sürece yargı organlarının kararları etkisiz kalacaktır.

 

      Salt kişisel ve siyasal nedenlerden dolayı Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa belediyeler kapatılmaktadır. Hem de bir, iki, üç, beş belediye değil tam 1147 belediye kapatılmaktadır. (Buna karşılık 43 yeni ilçe belediyesi kurulmaktadır.) Belediyeleri kapatılan yörelerde yaşayan halk mutsuz ve huzursuzdur. 5747 sayılı Yasa, kapatılan belediyelerin tüzel kişiliğini 2009 yılında yapılacak mahalli idareler seçimine kadar sürdürmelerine izin vermekle beraber yetkilerine birtakım sınırlamalar getirmektedir. Getirilen sınırlamalar bu idarelerin kendilerine verilen kamu görevlerini tam olarak yapmalarını engelleyici niteliktedir. 1147 belediyenin bulunduğu yerde mahalli müşterek ihtiyaçların karşılanması büyük zafiyete uğratılmıştır. Belediye yönetimlerinin elleri kolları bağlanmıştır.

 

      Öte yandan bu Yasa hükümleri yürürlükte kaldığı sürece, sıkışacak seçim takvimi nedeniyle 2009 yerel yönetim seçimlerine Hükümetin bu düzenlemeleri sonucunda oluşan yeni belediye, ilçe, köy ve mahalle sınırları ile gidilecektir. Böyle bir sonuç, yerel yönetimlerin katılımı ile zenginleşen demokratik yaşama büyük bir darbe vuracaktır.

 

      Açıklanan nedenlerle yasanın uygulanmasından giderilmesi olanaksız hukukî durum ve zararlar ortaya çıkacağından, iptali istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerin de durdurulması gerekmektedir.

 

      V. SONUÇ VE İSTEM

 

      06.03.2008 tarih ve 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun;

 

      1) 1 inci maddesinin (11), (17), (18), (19), (20), (21), (22), (23), (24), (25), (26) nolu fıkraları, Anayasanın 2 nci, 67 nci, 90 ıncı, 126 ncı ve 127 inci maddelerine aykırı olduğundan,

 

      2) 2 nci maddesinin (1) nolu fıkrası, Anayasanın 2 nci, 5 inci, 67 nci, 90 ıncı, 126 ncı ve 127 inci maddelerine aykırı olduğundan,

 

      3) 2 nci maddesinin (2) nolu fıkrası, Anayasanın 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 67 nci, 90 ıncı, 126 ncı ve 127 inci maddelerine aykırı olduğundan,

 

      4) 2 nci maddesinin (3) ve (4) nolu fıkraları, Anayasanın 2 nci, 67 nci, 90 ıncı ve 127 maddelerine aykırı olduğundan,

 

      5) Geçici 1 inci maddesinin (1) nolu fıkrası, 2 nci, 5 inci, 13 üncü, 36 ıncı, 67 nci, 90 ıncı ve 127 inci Anayasanın maddelerine aykırı olduğundan, iptallerine ve sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların doğmasının önlenmesi için iptal davası sonuçlanıncaya kadar bunların yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin talebimizi saygı ile arz ederiz."

 

 

 

      II- YASA METİNLERİ

     

      A- İptali İstenilen Yasa Kuralları

 

      6.3.2008 günlü, 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un dava konusu kuralları da içeren maddeleri şöyledir:

 

      "MADDE 1- (1) Aşağıda belirtilen esaslar çerçevesinde;

 

      1. Sofulu, Buruk, Kürkçüler, Baklalı, İncirlik ve Suluca ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak, ekli (1) sayılı listede belirtilen mahalleler merkez olmak, aynı listede adları yazılı köyler bağlanmak ve aynı adla bir belediye kurulmak üzere Adana İlinde Sarıçam,

 

      2. Salbaş İlk Kademe Belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak, ekli (2) sayılı listede belirtilen mahalleler merkez olmak, aynı listede adları yazılı köyler bağlanmak ve aynı adla bir belediye kurulmak üzere Adana İlinde Çukurova,

 

      3. Altınova, Sarayköy ve Sirkeli ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılmıştır. Altınova İlk Kademe Belediyesinin Yıldırım Beyazıt ve Peçenek mahalleleri ile Sarayköy ve Sirkeli belediyeleri Pursaklar İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Pursaklar merkez olmak üzere Ankara İlinde Pursaklar,

 

      4. Aksu, Pınarlı ve Yurtpınar ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Çalkaya İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Çalkaya merkez olmak, ekli (3) sayılı listede adları yazılı belediye ile köyler bağlanmak ve Çalkaya Belediyesinin adı Aksu olarak değiştirilmek üzere Antalya İlinde Aksu,

 

      5. Düzlerçamı, Yeşilbayır ve Çığlık ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Döşemealtı İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Döşemealtı merkez olmak ve ekli (4) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Antalya İlinde Döşemealtı,

 

      6. Varsak İlk Kademe Belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Kepez İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Kepez merkez olmak ve ekli (5) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Antalya İlinde Kepez,

 

      7. Beldibi ve Doyran ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Konyaaltı İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Konyaaltı merkez olmak ve ekli (6) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Antalya İlinde Konyaaltı,

 

      8. Muratpaşa İlk Kademe Belediyesi merkez olmak üzere Antalya İlinde Muratpaşa,

 

      9. Bağlar İlk Kademe Belediyesi merkez olmak ve ekli (7) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Diyarbakır İlinde Bağlar,

 

      10. Kayapınar İlk Kademe Belediyesi merkez olmak ve ekli (8) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Diyarbakır İlinde Kayapınar,

 

      11. Bağıvar ve Çarıklı ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Sur İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Sur merkez olmak, ekli (9) sayılı listede adları yazılı belediye ve köyler bağlanmak üzere Diyarbakır İlinde Sur,

 

      12. Yenişehir İlk Kademe Belediyesi merkez olmak ve ekli (10) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Diyarbakır İlinde Yenişehir,

 

      13. Kazım Karabekir İlk Kademe Belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleye dönüştürülmüştür. Palandöken Belediyesi ve ekli (11) sayılı listede adları yazılı mahalleler merkez olmak ve aynı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Erzurum İlinde Palandöken,

 

      14. Dadaşköy ve Dumlu ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Yakutiye İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Yakutiye Belediyesi ve ekli (12) sayılı listede adları yazılı mahalleler merkez olmak ve aynı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Erzurum İlinde Yakutiye,

 

      15. Odunpazarı İlk Kademe Belediyesi merkez olmak ve ekli (13) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Eskişehir İlinde Odunpazarı,

 

      16. Çukurhisar ve Muttalip ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Tepebaşı İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Tepebaşı merkez olmak ve ekli (14) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Eskişehir İlinde Tepebaşı,

 

      17. Boğazköy, Bolluca, Durusu, Hadımköy, Haraççı ve Taşoluk ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak ve ekli (15) sayılı listede adları yazılı mahalleler ile mahalle kısımları Arnavutköy İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Ekli (15) sayılı listede adları yazılı mahalleler ile mahalle kısımları merkez olmak ve aynı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere İstanbul İlinde Arnavutköy,

 

      18. Ekli (16) sayılı listede adları yazılı mahalleler ile mahalle kısımları merkez olmak ve aynı adla bir belediye kurulmak üzere İstanbul İlinde Ataşehir,

 

      19. Bahçeşehir İlk Kademe Belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak ekli (17) sayılı listede adları yazılı mahalleler ile mahalle kısımları merkez olmak, aynı listede adları yazılı köyler bağlanmak ve aynı adla bir belediye kurulmak üzere İstanbul İlinde Başakşehir,

 

      20. Gürpınar ve Yakuplu ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak ekli (18) sayılı listede adları yazılı mahalleler ile mahalle kısımları Beylikdüzü İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Ekli (18) sayılı listede adları yazılı mahalleler merkez olmak üzere İstanbul İlinde Beylikdüzü,

 

      21. Alemdağ, Ömerli ve Taşdelen ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak ekli (19) sayılı listede adları yazılı mahalleler ile mahalle kısımları Çekmeköy İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Ekli (19) sayılı listede adları yazılı mahalleler ile mahalle kısımları merkez olmak ve aynı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere İstanbul İlinde Çekmeköy,

 

      22. Kıraç İlk Kademe Belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak Esenyurt İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Ekli (20) sayılı listede adları yazılı mahalleler ile mahalle kısımları merkez olmak üzere İstanbul İlinde Esenyurt,

 

      23. Samandıra, Sarıgazi ve Yenidoğan ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak, ekli (21) sayılı listede adları yazılı mahalleler ile mahalle kısımları merkez olmak, aynı listede adları yazılı köyler bağlanmak ve aynı adla bir belediye kurulmak üzere İstanbul İlinde Sancaktepe,

 

      24. Ekli (22) sayılı listede adları yazılı mahalleler ile mahalle kısımları merkez olmak ve aynı adla bir belediye kurulmak üzere İstanbul İlinde Sultangazi,

 

      25. Ekli (23) sayılı listede adları yazılı mahalleler merkez olmak ve aynı adla bir belediye kurulmak üzere İzmir İlinde Bayraklı,

 

      26. Ekli (24) sayılı listede adları yazılı mahalleler merkez olmak, aynı listede adları yazılı köyler bağlanmak ve aynı adla bir belediye kurulmak üzere İzmir İlinde Karabağlar,

 

      27. Yeniköy, Bahçecik, Yuvacık ve Kullar ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Karşıyaka İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Karşıyaka Belediyesi ile ekli (25) sayılı listede adları yazılı mahalle kısımları merkez olmak, aynı listede adları yazılı köyler bağlanmak ve Karşıyaka Belediyesinin adı Başiskele olarak değiştirilmek üzere Kocaeli İlinde Başiskele,

 

      28. Şekerpınar İlk Kademe Belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Çayırova İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Çayırova Belediyesi ve ekli (26) sayılı listede adları yazılı mahalleler merkez olmak üzere Kocaeli İlinde Çayırova,

 

      29. Darıca İlk Kademe Belediyesi ve ekli (27) sayılı listede adları yazılı mahalleler merkez olmak üzere Kocaeli İlinde Darıca,

 

      30. Tavşancıl İlk Kademe Belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Dilovası İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Dilovası merkez olmak ve ekli (28) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Kocaeli İlinde Dilovası,

 

      31. Kuruçeşme, Bekirpaşa, Alikahya ve Akmeşe ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Saraybahçe İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Saraybahçe merkez olmak, ekli (29) sayılı listede adları yazılı mahalle kısımları ile köyler bağlanmak ve Saraybahçe Belediyesinin adı İzmit olarak değiştirilmek üzere Kocaeli İlinde İzmit,

 

      32. Uzunçiftlik, Uzuntarla, Eşme, Acısu, Maşukiye, Büyükderbent, Arslanbey, Sarımeşe ve Suadiye ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Köseköy İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Köseköy Belediyesi merkez olmak, ekli (30) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak ve Köseköy Belediyesinin adı Kartepe olarak değiştirilmek üzere Kocaeli İlinde Kartepe,

 

      33. Adanalıoğlu, Bahçeli, Dikilitaş, Karacailyas, Kazanlı, Yenitaşkent, Bağcılar ve Huzurkent ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Akdeniz İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Akdeniz merkez olmak ve ekli (31) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Mersin İlinde Akdeniz,

 

      34. Davultepe, Tece ve Kuyuluk ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Mezitli İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Mezitli merkez olmak ve ekli (32) sayılı listede adları yazılı belediyeler ve köyler bağlanmak üzere Mersin İlinde Mezitli,

 

      35. Dorukkent, Arpaçsakarlar ve Yalınayak ilk kademe belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Toroslar İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Toroslar merkez olmak ve ekli (33) sayılı listede adları yazılı belediyeler ve köyler bağlanmak üzere Mersin İlinde Toroslar,

 

      36. Çiftlikköy İlk Kademe Belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Yenişehir İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Yenişehir merkez olmak ve ekli (34) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Mersin İlinde Yenişehir,

 

      37. Güneşler İlk Kademe Belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Adapazarı İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Adapazarı merkez olmak ve ekli (35) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Sakarya İlinde Adapazarı,

 

      38. Nehirkent ve Hanlı ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Arifiye İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Arifiye merkez olmak ve ekli (36) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Sakarya İlinde Arifiye,

 

      39. Bekirpaşa ve Çaybaşıyeniköy ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Erenler İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Erenler merkez olmak ve ekli (37) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Sakarya İlinde Erenler,

 

      40. Kazımpaşa ve Yazlık ilk kademe belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Serdivan İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Serdivan merkez olmak ve ekli (38) sayılı listede adları yazılı mahalle ve kısımlar ile köyler bağlanmak üzere Sakarya İlinde Serdivan,

 

      41. Atakent, Kurupelit, Altınkum, Çatalçam ve Taflan ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte Atakum İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. Atakum merkez olmak ve ekli (39) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Samsun İlinde Atakum,

 

      42. Canik İlk Kademe Belediyesi merkez olmak ve ekli (40) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Samsun İlinde Canik,

 

      43. Gazi ve Yeşilkent ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleleri ile birlikte İlkadım İlk Kademe Belediyesine katılmıştır. İlkadım merkez olmak ve ekli (41) sayılı listede adları yazılı köyler bağlanmak üzere Samsun İlinde İlkadım,

 

      adlarıyla kırküç ilçe kurulmuştur.

 

      MADDE 2- (1) Büyükşehir belediye sınırları içinde bulunan ve ekli (42) sayılı listede adları belirtilen ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak aynı listede belirtilen ilçe belediyelerine mahalleleri veya mahalle kısımları ile birlikte katılmıştır.

 

      (2) İstanbul İlinde Eminönü İlçesi kaldırılmıştır. Eminönü Belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleriyle birlikte Fatih Belediyesine katılmıştır.

 

      (3) İstanbul İlinde Kadıköy İlçe Belediyesine bağlı Atatürk Mahallesinin E-80 karayolu ile O4 karayolunun kuzeyinde kalan kısımları Ümraniye İlçe Belediyesine, Esenler İlçe Belediyesine bağlı askeri alanın güneyinden geçen, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Proje Yolunun Mahmutbey yolu ile kesiştiği noktadan başlayarak, Mahmutbey yolunu takiben Gaziosmanpaşa İlçe Belediyesinin Malkoçoğlu ve İsmet Paşa mahallelerinin kesiştiği noktaya gelen hattın batısında ve Proje Yolunun kuzeyinde kalan kısmı Başakşehir İlçe Belediyesine ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Proje Yolunun güneyinde kalan kısmı Bağcılar İlçe Belediyesine katılmıştır.

 

      (4) İstanbul İlinde Gürpınar İlk Kademe Belediyesine bağlı Pınartepe Mahallesi ve Kıraç İlk Kademe Belediyesine bağlı Çakmaklı Mahallesinin TEM-D100 bağlantı yolunun batısı Büyükçekmece İlçe Belediyesine; Çekmeköy İlk Kademe Belediyesine bağlı Mehmet Akif Ersoy Mahallesinin Ümraniye-Şile Yolunun güneyinde kalan kısmı Ümraniye İlçe Belediyesine; Ömerli İlk Kademe Belediyesine bağlı Merkez Mahallesinin Ömerli Baraj Gölü içindeki Yarımada üzerinde bulunan Germeçli Tepesi, Akça İlyas Tepesi, Ziyaret Tepesi ve Koçullu Köyü Ziyaret Tepesi mevkilerinin Pendik İlçesine bağlı Kurtdoğmuş Köyüne ve Bahçeşehir İlk Kademe Belediyesinin 1. Kısım Mahallesinin TEM'in güneyinde ve TEM D100 bağlantı yolunun doğusunda kalan kısmı Avcılar İlçe Belediyesine katılmıştır.

 

      (5) Erzurum İlinde Dadaşkent İlk Kademe Belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleriyle birlikte Ilıca Belediyesine katılmış ve Ilıca İlçesinin adı Aziziye olarak değiştirilmiştir. Merkez İlçeye bağlı Dereboğazı ve Yukarıyenice köyleri Aziziye İlçesine bağlanmıştır.

 

      (6) Ankara İlinde Bala İlçesine bağlı Karaali İlk Kademe Belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak Merkez ve Yazlık mahalleleri Gölbaşı Belediyesine; Tohumlar, Karahasanlı, Kömürcü, Evciler, Çavuşlu, Yayla ve Akarlar mahalleleri Çankaya Belediyesine; Ahmetçayırı ve Yöreli mahalleleri ise Bala Belediyesine katılmıştır.

 

      (7) Eskişehir İlinde Sakarıılıca Belediyesi köye dönüştürülerek büyükşehir belediye sınırları dışına çıkarılmıştır. Bursa İlinde Zeytinbağı, Göynükbelen ve Karıncalı belediyeleri, İzmir İlinde Mordoğan Belediyesi ve Samsun İlinde Çınarlık Belediyesi tüzel kişiliğini korumak suretiyle büyükşehir belediye sınırları dışına çıkarılmıştır. Mersin İlinde Gözne ve Soğucak belediyeleri Toroslar İlçesine ve Değirmençay Belediyesi Yenişehir İlçesine bağlanarak büyükşehir belediye sınırları dışına çıkarılmıştır.

 

      (8) 14/1/2000 tarihli ve 593 sayılı Sakarya İlinde Büyük Şehir Belediyesi Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen Adapazarı Büyükşehir Belediyesinin adı Sakarya Büyükşehir Belediyesi ve 2/9/1993 tarihli ve 504 sayılı Yedi İlde Büyükşehir Belediyesi Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen İzmit Büyükşehir Belediyesinin adı Kocaeli Büyükşehir Belediyesi olarak değiştirilmiştir.

 

      (9) Ekli (43) sayılı listede adları yazılı bucaklar ve bucak teşkilatları kaldırılmıştır. Kaldırılan bucak merkezleri ve bağlı köyleri bu Kanunda belirtilen il ve ilçelere bağlanmıştır.

 

      GEÇİCİ MADDE 1- (1) Ekli (44) sayılı listede adları yazılı belediyelerin tüzel kişilikleri, ilk genel mahalli idareler seçiminden geçerli olmak üzere kaldırılarak köye dönüştürülmüştür.

 

      (2) Bu yerleşim yerleri için 2380 sayılı Kanun uyarınca verilen paylar, tüzel kişiliğin kalktığı yıl için İçişleri Bakanlığınca bildirilen nüfus esas alınmak suretiyle on yıl süreyle ilgili il özel idarelerine gönderilir.

 

      (3) Köye dönüştürülen belediyelerin, 5393 sayılı Belediye Kanunu gereğince yapılandırılan borçları ile kamu kurumlarına ve İller Bankasına olan borçları, bu belediyelerin tüzel kişiliklerinin fiilen sona erdiği tarihi takip eden yıldan itibaren, 2380 sayılı Kanun uyarınca genel bütçe vergi gelirleri tahsilât toplamı üzerinden belediyelere ayrılan toplam paydan bir yıl içinde İller Bankasınca kesilir ve on iki eşit taksit halinde alacaklı idarelere ödenir.

 

      (4) Birinci fıkra hükmü uyarınca köye dönüştürülen belediyeler, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde 5393 sayılı Belediye Kanununun 8 inci maddesindeki usule bağlı olmaksızın, belediye meclisinin kararı ile bağlı olduğu il veya ilçe belediyesine mahalle olarak katılma talebinde bulunabilir. Katılma işleminin gerçekleşebilmesi için katılacak belediye ile katılınacak olan il veya ilçe belediyesinin sınırları arasında başka bir belediye veya köy bulunamaz. Bu belediyeler ile katılacakları il veya ilçe belediyeleri arasındaki meskûn sahadan meskûn sahaya olan uzaklık on kilometreden fazla olamaz. Katılım işlemi katılınacak belediye meclisinin olumlu kararı ile sonuçlanır."

 

      B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları       

 

      Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 2., 5., 10., 13., 36., 67., 90., 126. ve 127. maddelerine dayanılmış, Anayasa'nın 63. maddesi de iptali istenilen kuralla ilgili görülmüştür.

 

      III- İLK İNCELEME

     

      Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ'ın katılımları ile 29.4.2008 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına oybirliği ile karar verilmiştir.

 

 

 

 

      IV- ESASIN İNCELENMESİ

 

      Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 30. maddesinin birinci fıkrası gereğince İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Mahalli İdareler Genel Müdürü Vali Ercan Topaca, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Aytaç Durak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Ankara Büyükşehir Belediye başkanı İ. Melih Gökçek ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun 30.10.2008 günlü sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

 

      A- Yasa'nın Dava Konusu Kurallarının Anayasa'nın 67. Maddesinin Son Fıkrası Yönünden İncelenmesi

 

      Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 67. maddesinin son fıkrasında, seçim yasalarında yapılan değişikliklerin, yürürlüğe girdiği günden başlayarak bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmayacağının, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 3507 sayılı Kanunla değişik 8. maddesinin birinci fıkrasında da, mahalli idareler seçimlerinin beş yılda bir yapılacağının, her seçim döneminin beşinci yılındaki 1 Ocak gününün seçimin başlangıç tarihi, aynı yılın Mart ayının son Pazar gününün de oy verme günü olduğunun hükme bağlandığı, seçimin bir süreç olduğu ve bu sürecin, seçim bölgelerinin belirlenmesi, siyasi partilerin adaylarını belirlemesi, aday listelerini vermeleri, adayların incelenmesi, adayların ilanı, itirazlar, seçimlerde kullanılacak oy pusulalarının basımı ve propaganda dönemi gibi aşamalarının bulunduğu, 2972 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca, 2009 yılının Mart ayının son Pazar günü yapılacak mahalli idareler seçimi sürecinin başlangıç tarihinin 1 Ocak 2009 olduğu, bu tarihe göre de, seçim kanunlarında yapılan değişikliklerin Anayasa'nın 67. maddesinin son fıkrası uyarınca en son 31 Aralık 2007 tarihi itibarıyla yürürlüğe konulması gerektiği,  5747 sayılı Yasa'nın dava konusu edilen hükümlerinin mevcut seçim çevrelerini değiştirmesi, yeni seçim çevreleri oluşturması, farklı seçim çevrelerinde farklı seçimlerin yapılmasını sağlayacak düzenlemeler içermesi ve 1 Ocak 2009 tarihine göre, Anayasa'nın 67. maddesinde öngörülen 1 yıllık sürenin ihlalinden sonra yürürlüğe sokulması nedeniyle Anayasa'nın 67. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

 

      Anayasa'nın 67. maddesinin son fıkrasında, "Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz." denilmektedir.

 

      5747 sayılı Yasa'nın iptali istenilen hükümlerinin, 2009 yılının Mart ayının son Pazar günü yapılacak olan mahalli idareler seçiminde uygulanmasına olanak sağlayan maddesi, söz konusu Yasa hükümlerinin hangi tarihten itibaren yürürlüğe girdiğini düzenleyen 4. maddesidir. Bu maddenin Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapılabilmesi için dava konusu edilmiş olması gerekir. Söz konusu madde dava konusu edilmediğinden, Anayasa'ya uygun olup olmadığının incelenmesine olanak bulunmamaktadır.

 

      Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.

 

      B- Yasa'nın 1. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının 11, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25 ve 26. Bentlerinin İncelenmesi

 

      Dava dilekçesinde, 5747 sayılı Yasayla yeni kurulan ilçeler arasında coğrafi ve ekonomik şartlar ile kamu hizmetlerinin gereği olarak ilçe olması gereken yerler olduğunda şüphe bulunmadığı, ancak Diyarbakır, İstanbul ve İzmir'de yeni kurulan ilçelerin, 2009 yılında yapılacak yerel yönetimler seçiminde iktidar partisine avantaj sağlamaya yönelik değerlendirmelere dayalı olarak kurulduğu ve sınırları belirlenirken de, doğal (nehir, göl gibi) ve yapay (yol gibi) eşiklerin göz önünde tutulmadığı, ayrıca, anılan yerlerdeki ilk kademe belediyelerinin de, hiçbir kamu yararı olmaksızın, belli bir partinin veya kişilerin yararına olarak ve o yörede yaşayan insanların görüşüne başvurulmaksızın kapatıldıkları, dolayısıyla Diyarbakır ve İstanbul'daki ilk kademe belediyelerinin tüzel kişiliklerinin sona erdirilmesinin ve Diyarbakır, İstanbul ve İzmir'de yeni ilçeler kurulmasına ilişkin düzenlemelerin Anayasa'nın 2., 67., 90., 126. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

 

      5747 sayılı Yasa'nın 1. maddesi ile Adana, Ankara, Antalya, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Mersin, Sakarya ve Samsun Büyükşehir Belediyeleri sınırları içerisinde, bazıları halen mevcut olan ilçe belediyelerinden alınan mahallelerin birleştirilmesi suretiyle, bazıları da anılan Büyükşehir belediyelerinin sınırları içerisinde yer alan bir kısım ilk kademe belediyelerinin tüzel kişiliklerinin sona erdirilmesi ve bazı ilk kademe belediyelerinin de merkez yapılması suretiyle toplam 43  yeni ilçe, buna bağlı olarak da 43 yeni ilçe belediyesi kurulmuştur.

 

      Maddede, 43 yeni ilçe oluşturulurken, büyükşehirlerdeki ilk kademe belediyesi uygulamasına son verilerek, 90 ilk kademe belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılmış, 35 ilk kademe belediyesi de yeni kurulan ilçelerin merkezi haline getirilerek ilçe belediyesine dönüştürülmüş, böylece bu belediyelerin de ilk kademe belediyesi nitelikleri sona erdirilmiştir. 

 

      Yasa'nın 2. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 147 ilk kademe belediyesinin tüzel kişilikleri kaldırılarak halen mevcut olan çeşitli ilçelere mahalle olarak katılmış, (5) numaralı fıkrası ile 1 ilk kademe belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleleriyle birlikte bir başka belediyeye katılmış, (6) numaralı fıkrası ile 1 ilk kademe belediyesinin çeşitli mahalleri değişik belediyelere katılmış, (7) numaralı fıkrası ile 1 ilk kademe belediyesinin tüzel kişiliği köye dönüştürülerek büyükşehir belediye sınırları dışına çıkarılmış, 5 ilk kademe belediyesinin ise tüzel kişiliği korunmak suretiyle büyükşehir belediye sınırları dışına çıkarılarak belde belediyesine dönüştürülmüş, 3 ilk kademe belediyesi de başka ilçelere bağlanmak suretiyle büyükşehir sınırları dışına çıkarılmıştır. Böylece, 5747 sayılı yasa ile Büyükşehirlerdeki ilk kademe belediyesi uygulamasına son verilmiştir.

 

      Bü­yükşehir belediye yönetimi, ilk kez, Türkiye'nin üç temel metropol alanını oluşturan İstanbul, Ankara ve İzmir belediyelerinin mevcut siyasal, kurumsal ve mali yapılarını köklü değişikliğe uğratan ve Anayasa'nın 127. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir." hükmüne dayanılarak yürürlüğe konulan, 3030 sayılı Büyükşehir Belediye Yönetimine Dair Kanun'la düzenlenmiştir. Bu Kanun'la büyükşehirlerde, büyükşehir ve ilçe belediyelerinden oluşan iki kademeli bir yönetim sistemi uygulamaya konulmuştur.

 

      3030 sayılı Kanun'da, bir yer­de büyükşehir belediye idaresinin kurulabilmesi için belediye sınırları içinde birden fazla ilçenin bulunması, şayet yoksa öncelikle merkezi idare tarafın­dan en az iki ilçenin kurulması öngörülmekte iken, daha sonra bazı ekonomik nedenlerden dolayı, 1993 yılında 504 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 7 şehrin daha  (Mersin, Es­kişehir, Diyarbakır, Antalya, Samsun, İzmit ve Erzurum) 3030 sayılı Kanun kapsa­mına alınması esnasında, büyükşehir belediyelerinin oluşumu için ilçe bulunması koşulundan vazgeçilerek bu uygulama terk edilmiş, bunun yerine alt kademe belediyesi uygulaması tercih edilmiştir. Bu K.H.K.' ye göre söz konusu belediyelerin sınırları içinde ilçeler oluşturulmamış, ilçe yerine alt kademe adı ile belediye kurulması öngörülmüştür. Daha sonra ise, bu uygulamalara bir yenisi eklenmiş, 593 sayılı KHK ile Sakarya İlinde büyük şehir belediyesi kurulurken, anılan büyükşehir belediye sınırları içerisinde hem büyükşehir ilçe belediyelerinin, hem de alt kademe belediyelerinin bulunması  öngörülmüştür. Böylece hem ilçe belediyeli, hem de alt kademe belediyeli bir büyükşehir modeli oluşturulmuştur. Bu uygulama 5216 sayılı  Kanunda da tercih edilmiş, ancak alt kademe adı, bu Kanunda "ilk kademe" olarak yer almış, 3. maddesinde de, "Büyükşehir belediye sınırları içinde ilçe kurulmaksızın oluşturulan ve büyükşehir ilçe belediyeleriyle aynı yetki, imtiyaz ve sorumluluklara sahip belediye" olarak tanımlanmıştır. 5747 sayılı Kanunun 1 ve 2. maddeleri ile Büyükşehirlerdeki ilk kademe belediyesi uygulamasına son verilerek, tekrar büyükşehir ve ilçe belediyelerinden oluşan iki kademeli yönetim sistemine dönülmüştür.

 

      1. Madde'nin (1) numaralı fıkrasının iptali istenilen bentleri ile Diyarbakır'da 1, İstanbul'da 8 ve İzmir'de de 2 adet olmak üzere toplam 11 yeni ilçe kurulurken, Diyarbakır'da 2, İstanbul'da 16 ilk kademe belediyesinin tüzel kişiliği sona erdirilmekte, Diyarbakır'da 1 ve İstanbul'da 4 ilk kademe belediyesi de yeni kurulan ilçelerin merkezi haline getirilerek ilçe belediyesine dönüştürülmektedir. Böylece bu belediyelerin de ilk kademe belediyesi nitelikleri sona erdirilmektedir. 

 

      Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Başlangıç'ta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiştir. Maddede belirtilen "hukuk devleti" ilkesi gereğince, yasama işlemlerinin, kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Bir kuralın Anayasa'ya aykırılık sorunu çözümlenirken "kamu yararı" konusunda Anayasa Mahkemesi'nin yapacağı inceleme de, yasanın kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığını araştırmaktır. Anayasa'nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa'da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin kimi kararlarında da belirtildiği gibi, kamu yararı, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Bu saptamanın doğal sonucu olarak da, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin yararına olarak yasa kuralı konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması halinde, söz konusu yasa kuralı Anayasa'nın 2. maddesine aykırı düşer ve iptali gerekir. Açıklanan ayrık hal dışında, bir yasa kuralının ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı bir siyasi tercih sorunu olarak yasa koyucunun takdirine ait olduğundan, salt bu nedenle kamu yararı değerlendirmesi yapmak Anayasa yargısıyla bağdaşmaz.

 

      Anayasa'nın 126. maddesinde de, Türkiye'nin, merkezi idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, iktisadi şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre illere, illerin de diğer kademeli bölümlere ayrılacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince Türkiye'nin gerek illere ayrılmasında, gerekse illerin öbür kademeli bölümlere ve bu arada ilçelere ayrılmasında göz önünde tutulacak olan ölçütler, coğrafya durumu, iktisadi koşullar ve kamu hizmetlerinin gerekleridir.

 

      Anayasa'nın 127. maddesinde ise, mahalli idareler, il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları yine kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileri olarak tarif edilmiş, bunların kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği öngörülmüş, seçimlerinin 67. maddedeki esaslara göre beş yılda bir yapılacağı ifade edilmiş ve "Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir" denilmek suretiyle büyükşehir belediyesi kurulmasına imkan sağlanmıştır.   

 

      Buna göre, yasa koyucu, anayasada öngörülen koşullara uymak kaydıyla,  gelişen sosyal, ekonomik, teknik ve benzeri nedenlerin belli bir bölgede ilçe kurulmasını gerektirdiğini takdir ederek yeni bir ilçe kurabilir. Kamu hizmetinin gereklerini, kamu yararını ve Anayasanın 67. maddesindeki koşullar çerçevesinde yapılan seçimlerle oluşan yöre halkının beş yılla sınırlı iradesini gözetmek koşuluyla, ölçek sorununu dikkate alarak, daha etkin ve verimli bir kamusal hizmet sağlamak amacıyla, bir belediyenin ya da köyün tüzel kişiliğini kaldırabilir, belediyeyi köye, köyü belediyeye dönüştürebilir, bir belediye veya köyü bir başka belediyeye mahalle olarak katabilir. Büyük yerleşim yerleri için öngörülen özel yönetim biçiminin gereği olarak, Büyükşehir belediyelerinin sınırları içerisinde yer alan belediyelerin sınır, görev, yetki ve niteliklerinde değişiklikler yapabilir. Bunu yasayla yapabileceği gibi, esas ve usullerini yasada göstermek koşuluyla idari işlemle yapılmasına da olanak tanıyabilir.

 

      5747 sayılı Yasa'nın genel gerekçesinde, bu Yasa'nın yürürlüğe girmesinden önce, kent bütünlüğünün ve büyük kentlerin gelişme alanlarının daha disiplinli bir yapıya kavuşmasının sağlanması için yapıldığı belirtilen bazı yasal düzenlemelerin uygulanmasına (bu bağlamda büyükşehirlerde yaşanan nüfus artışı ve sınır genişlemelerine) bağlı olarak, hem yerel, hem de merkezi idare hizmetlerinin sağlıklı biçimde yürütülmesinin ve bu bölgelerdeki vatandaşlara kaliteli hizmet sunulmasının giderek zorlaştığı, bu nedenle büyükşehir kapsamındaki küçük ölçekli belediyeler ile bu belediyelerin içinde yer aldığı merkezi yönetim idari yapılanmalarında yeni bir ölçek ve alan düzenlemesine gidilmesinin bir zorunluluk olarak ortaya çıktığı, bu zorunluluk gereğince de en uygun idari büyüklüğün oluşturulması bakımından, büyükşehir belediyelerinin bulunduğu yerlerde bir taraftan ilk kademe belediyesi uygulamasının sona erdirildiği, bir taraftan da nüfusları bakımından çok büyük olan ilçe belediyelerinden bazı mahalle veya mahalle kısımlarının alınarak buralarda yeni ilçeler, dolayısıyla da yeni belediyeler kurulduğu belirtilmesine karşılık, dava dilekçesinde, iptali istenilen düzenlemelerle, iktidar partisinin seçim kazanmasına elverişli ortamın nasıl oluşturulduğu, buralarda hangi rant alanlarının bulunduğu, bu bölgelerde bundan sonra yapılacak olan seçimleri iktidar partisinin kazanmasını garanti eden, dolayısıyla bu bölgelerdeki rantı bundan sonra da iktidar partisine ait belediyelerin yöneteceği savının hangi verilere dayandığı, bir başka söyleyişle söz konusu düzenlemelerin kamu yararı amacıyla yapılmadığı somut olarak ortaya konulmuş değildir.

 

      Belirtilen duruma göre, iptali istenen kuralın, bir taraftan ölçek sorununu ortadan kaldırarak, ilk kademe belediyeleri ile büyükşehir belediyeleri arasındaki yetki ve görev karmaşasını gidermek suretiyle, Anayasa'nın 127. maddesiyle yerel yönetimlere yüklenen kamusal hizmetlerin etkin biçimde karşılanmasını, bir taraftan da merkezi yönetim kuruluşları bakımından, merkezi idare hizmetlerinin sağlıklı bir biçimde yürütülmesini temin edebilecek, kamu kaynaklarının israf edilmeden etkin ve verimli kullanılmasını sağlayacak uygun idari büyüklüğün oluşturulmasını amaçladığı ve evvelce mevcut olmayan, ilk kez "alt kademe" adı altında 1993 yılında ihdas edilen, geçen zaman içinde uygulamada, Anayasa'nın öngördüğü "özel yönetim biçimi" içinde etkin ve verimli görülmeyen ilk kademe belediyelerinin tüzel kişiliklerinin, aralarında ayrım yapılmaksızın kamu yararı gözetilerek sona erdirildiği anlaşılmaktadır. Bu saptamanın aksini ortaya koyacak, siyasi rant ya da özel çıkar beklentisiyle yasal düzenlemede bulunulduğunu gösterecek herhangi bir kanıt bulunmadığından, aksi yoldaki değerlendirmelere katılınmamıştır. 

 

      Yasa'nın Geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise, "Bu Kanunla kurulan belediyelerin organlarının seçimi, ilk genel mahalli idareler seçimiyle birlikte yapılır. Bu Kanunla mahalleye veya köye dönüşen veya il ya da ilçe belediyesine katılan belediyelerin tüzel kişiliği, organları ve bunların hak, yetki ve görevleri ilk genel mahalli idareler seçimine kadar devam eder." denilmek suretiyle, ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılırken, Anayasanın 67. ve 127. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince beş yıllık seçim dönemi için ortaya çıkan yöre halkının iradesinin dönem sonuna kadar geçerliliğine dokunulmadığı görülmektedir.

 

      Öte yandan, bir yasa kuralı bir başka yasa kuralına göre ve onun varlığı ya da yokluğu gözetilerek değil, ancak ilgili Anayasa kuralına göre değerlendirilerek denetleneceğinden ve yasa koymak, değiştirmek, yasayı yürürlükten kaldırmak ve yerindeliği takdir etmek tümüyle yasa koyucunun yetkisi içinde ve yasalar arasında uyum ve uygunluk yasa koyucu tarafından gözetilmesi gereken hususlar olduğundan, incelenen kuralda belediye ve ilçelerin sınırlarının nasıl belirleneceğine ilişkin olarak, gerek 5442 sayılı İl İdaresi ve gerekse 5393 sayılı Belediye Kanunlarında yer alan hükümlerde öngörülen yönteme uyulup uyulmadığı anayasal denetime esas oluşturamaz.

 

      Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 67., 126. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

 

      Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

 

      Kural'ın Anayasa'nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

     

      C- Yasa'nın 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

 

      Dava dilekçesinde, tüzel kişilikleri sona erdirilerek mahalle haline getirilen ilk kademe belediyelerinin bazılarının tarihi kimliği ile öne çıkan, bazılarının hiçbir borcu bulunmayan, bazılarının ölçek sorunu olmayan, bazılarının da mahallesi haline geldiği ilçeyle farklı şehir kültürüne sahip belediyeler olduğu, özellikle bu durumun, Anayasa'nın 5. maddesinde, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak olarak sayılan devletin amaç ve görevlerine ters düştüğü, söz konusu belediyelerin mahalleye dönüştürülerek mevcut bir ilçeye bağlanması sonucu 52 ilçenin sınırlarının yeniden çizildiği, bu düzenlemenin asıl amacının kamu yararı olmayıp, iktidar partisinin, sınırları değiştirilen ilçelerde belediye seçimlerini kazanmasının ve şehirlerde oluşan rant alanlarını yönetmesinin sağlanması olduğu, uzun yıllardır belediye yönetimi altında demokratik bir yönetime sahip olan ve kendi özgür iradesi ile belediye meclisini ve belediye başkanını seçerek demokrasinin verdiği olanaklardan yararlanan vatandaşların, ilk kademe belediyelerinin eskiden beri ilçe olan yerlere mahalle olarak bağlanmasının, yerinden yönetim ilkesinin bir gereği ve sonucu olan demokratik katılımı en aza indireceği, ayrıca söz konusu kapatma gerçekleştirilirken referandum öngörülmemesinin de doğru olmadığı, bu nedenle düzenlemenin Anayasa'nın 2., 5., 67., 90., 126. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

 

      Maddenin (1) numaralı fıkrasıyla, büyükşehir belediye sınırları içinde bulunan ve ekli (42) sayılı listede adları belirtilen ve 11 büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde bulunan toplam 147 ilk kademe belediyesinin tüzel kişilikleri kaldırılarak, aynı listede belirtilen ilçe belediyelerine mahalleleri veya mahalle kısımları ile birlikte katılmıştır.

 

      1. maddenin (1) numaralı fıkrasının iptali istenilen bentlerinin Anayasa'ya  aykırı olmadığına ilişkin yukarıda belirtilen gerekçe, 2. maddenin bu fıkrası için de geçerlidir.

 

      Bu nedenle, fıkra  Anayasa'nın 2., 67., 126. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

 

      Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

 

      Kural'ın Anayasa'nın 5. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

 

      D- Yasa'nın 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

 

      Dava dilekçesinde, Eminönü Belediyesinin kamu yararı amacıyla değil, belli bir partiye veya kişilere yarar sağlanması amacıyla kapatılması nedeniyle Anayasanın 2. ve 5. maddelerine, nüfusu 2.000'in altında olduğu için belediyesinin kapatılması gereken, ancak ilçe olduğu için kapatılamayan bir çok yerleşim yeri bulunmasına karşın, benzer durumdaki ilçeler içinde sadece Eminönü ilçesinin kaldırılması ve belediyesinin kapatılması nedeniyle 10. ve 126. maddelerine, ayrıca seçim sonuçlarını doğrudan etkileyecek nitelikte olması ve Anayasa'da öngörülen bir yıllık süreden önce yürürlüğe sokulması nedeniyle 67. maddesine, yeterli gelir sağlanamadığı için kapatılması nedeniyle 127. maddesine ve halkoyuna başvurulmadan kapatılması nedeniyle de 90. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

 

      İptali istenilen kural ile merkezi yönetim birimi olan Eminönü ilçesi kaldırılmış ve bu ilçenin yerel yönetim kuruluşu olan Eminönü Belediyesinin tüzel kişiliği sona erdirilerek mahalleleri ile birlikte Fatih Belediyesine katılmıştır. Fıkraya ilişkin gerekçede, düzenlemenin, İstanbul'daki tarihi dokunun idari bütünlüğünü temin amacıyla yapıldığı ifade edilmiştir.  

 

      1. maddenin (1) numaralı fıkrasının iptali istenilen bentlerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ilişkin yukarıda belirtilen gerekçe, 2. maddenin bu fıkrası için de geçerlidir.

 

      Ayrıca, Eminönü ilçesi ve belediyesi sınırları içinde yaşayanlarla nüfusu 2000'in altında olduğu halde ilçe statüleri devam ettiği için belediyeleri kapatılmayan yörelerde yaşayanlar aynı konumda olmadıklarından, bunlar arasında bir eşitlik karşılaştırması yapmaya imkan olmadığı gibi, tarihi dokunun idari ve coğrafi bütünlüğünü temine yönelik yasa koyucunun amacı gözetildiğinde de aynı sonuca ulaşmak mümkündür ve bu ilçe belediyesi ile kıyaslama yapılan diğer ilçe belediyeleri arasında bu yönden de bir benzerlik bulunmamaktadır.

     

      Açıklanan nedenlerle, fıkra Anayasa'nın 2., 10., 67., 126. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

 

      Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

     

      Kural'ın Anayasa'nın 5. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

 

      E- Yasa'nın 2. Maddesinin (3) ve (4) Numaralı Fıkralarının İncelenmesi

 

      Dava dilekçesinde, bir çok ilçenin sınırlarının değiştirildiği, bu değişikliğin neden yapıldığının Yasa'nın gerekçesinde dahi belirtilmediği, bunun da söz konusu düzenlemenin kamu yararı amacına değil, belli bir partinin veya kişilerin yarar sağlaması amacına yönelik olduğunu gösterdiği, iktidar partisinin 2005 yılından bu yana kendinden olmayan belediyelerin sınırlarını değiştirmek için çok sayıda girişimde bulunduğu, ancak daha önce idari işlemlerle gerçekleştirilen ve özellikle imara açık ancak yapılaşmanın olmadığı alanlarda yapılan söz konusu sınır değişikliklerinin neredeyse tamamının idare mahkemelerinde açılan davalarla iptal ettirildiği, bu defa söz konusu değişikliklerin yasa ile yapılmaya çalışıldığı, sınır değişikliği yapılan yerlerde referandum öngörülmediği, halkta, yapılacak seçimlerde iktidar partisini kızdıracak sonuçların ortaya çıkması halinde, belediye ve ilçe sınırlarının değiştirileceği korku ve endişesi yaratılarak serbestçe seçim yapılmasının mümkün olmadığı, düzenlemelerin Anayasa'nın 2., 67., 90. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

 

      2. maddenin (3) ve (4) numaralı fıkraları ile İstanbul'un bazı ilçe belediyelerine bağlı mahalleler veya mahalle kısımları, bu bölgeler ile aralarında coğrafi bağlantı bulunan başka bir ilçe belediyesine katılmaktadır.

 

      Yasa'nın genel gerekçesinden, hem yerel, hem de merkezi idare hizmetlerinin sağlıklı bir biçimde yürütülmesini temin edebilecek, kamu kaynaklarının israf edilmeden etkin ve verimli kullanılmasını sağlayacak en uygun idari büyüklüğün oluşturulması için, nüfus bakımından çok büyük olan ilçe belediyelerinden bazı mahalle veya kısımlarının idari kapasite yönünden daha uygun olan bir başka ilçe belediyesine bağlandığı anlaşılmaktadır.

 

      1. maddenin (1) numaralı fıkrasının iptali istenilen bentlerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ilişkin yukarıda belirtilen gerekçe, 2. maddenin bu fıkraları için de geçerlidir.

     

      Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasanın 2., 67., ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

 

      Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

 

      Kural'ın Anayasa'nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir

 

      F- Yasa'nın Geçici 1. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

     

      Dava dilekçesinde, söz konusu belde belediyelerinin kapatılmasıyla, buralarda yaşayan halkın, başta yerel hizmetler olmak üzere, eğitim, sağlık, ulaştırma gibi hizmetlerden yoksun kalacağı, bunun da kent merkezlerine göçü hızlandıracağı, kırsal kesimdeki nüfusu azaltacağı, mera ve hazine arazileri üzerindeki düzensiz yapılaşmayı artıracağı, kapatılan belediyeler arasında yaz nüfusu 15.000'i bulan, çok sayıda yabancının konut satın alarak yerleştiği turistik belde belediyeleri ile turizmde öncelikli yöre ya da milli park alanı ilan edilmiş, yılda 2.000.000.- turistin ziyaret ettiği belediyelerin, nüfusunu 2.000.'in üzerine çıkarmak için bir başka belediye ile birleşme veya ona katılma prosedürünü başlatıp da henüz sonuçlandıramamış belediyelerin ve nüfusunun 2.000'in üzerinde olduğu iddiasıyla Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen nüfus sayım sonuçlarının iptali istemiyle dava açan belediyelerin de bulunduğu, 5393 sayılı Belediye Kanununun birleşmeye ilişkin hükümleri hala yürürlükte iken, birleşme işlemlerini tamamlamış veya sadece muamelenin tamamlanmasını bekleyen belediyelerin kazanılmış haklarına saygı gösterilmesi gerektiği, ayrıca Anayasa'nın, yerel yönetimlerin nüfus esasına göre değil yerinden yönetim esasına göre kurulmasını (dolayısıyla kapatılmasını) öngördüğü, bu nedenle Anayasa'da kuruluş için gözetilmesi öngörülmeyen nüfus kriterine dayanarak belediyeleri kapatmanın yerinden yönetim ilkesine uygun düşmediği, nüfusu 2.000'in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesinin yasayla yapılması suretiyle, söz konusu belediyeler ile buralarda yaşayan yurttaşların bu konuya ilişkin dava haklarının ellerinden alındığı, bu  duruma göre düzenlemenin kamu yararı amacına dayanmadığı ve Anayasa'nın 2., 5., 13., 36., 67., 90. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

 

      Yasa'nın Geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla, ekli 44 sayılı listede adları yazılı olan 862 belediyenin tüzel kişilikleri, ilk genel mahalli idareler seçiminden geçerli olmak üzere kaldırılarak köye dönüştürülmüştür.

 

      Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiş, 127. maddesinde, mahalli idareler, il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları yine kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileri olarak tarif edilmiş, bunların kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği öngörülmüş, seçimlerinin 67. maddedeki esaslara göre beş yılda bir yapılacağı ifade edilmiştir.

 

      5747 sayılı Yasa'nın genel gerekçesine ve 30.10.2008 günü yapılan sözlü açıklamalara göre, yasa koyucunun, nüfusu 2.000'in altına düşen belde belediyelerini köye dönüştürmeyi amaçladığı, iptali istenilen düzenlemeyi de, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 31 Aralık 2007 itibarıyla gerçekleştirilen ve 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu'nun 18. maddesinin (d) fıkrası uyarınca,  21 Ocak 2008 günü yapılan basın açıklamasıyla kamu oyuna duyurulan ve aynı gün kurumun internet sitesinde yayımlanan adrese dayalı nüfus sayım sonuçlarını esas almak suretiyle yürürlüğe koyduğu, söz konusu sonuçların ilgili belediyelere yazılı olarak bildirilmediği, Resmi Gazete'de yayımlanmadığı, bu sonuçlara göre, geçici 1. maddenin (1) numaralı fıkrasıyla köye dönüştürülen belediyelerin tamamının nüfuslarının 2.000'inin altında olduğu, dava dilekçesi ekinde ibraz edilen bazı belgelere göre ise, nüfusunun 2.000'in altında olduğu gerekçesiyle tüzel kişilikleri köye dönüştürülen belediyelerin arasında, yaz aylarındaki nüfusu 15 - 20 bini bulan turistik belde belediyeleri ile turizmde öncelikli yöre ya da milli park alanı ilan edilmiş, her yıl çok sayıda turistin ziyaret ettiği belediyelerin, 31.12.2007 tarihi itibarıyla nüfusu 2.000'in altında olmakla birlikte, 5747 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği 22.3.2008 gününden önce nüfusunu 2.000.'in üzerine çıkarmak için bir başka belediye ile birleşme veya ona katılma prosedürünü başlatmış belediyeler ile nüfusunun 2.000'in üzerinde olduğu iddiasıyla Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen nüfus sayım sonuçlarının iptali istemiyle idari dava açan belediyelerin de bulunduğu, bunlardan, Türkiye İstatistik Kurumu kayıtlarına göre nüfuslarının 2.000'in altında olduğundan internet teknolojisini kullanarak haberdar olanların bu tarihe göre, 5747 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesinde önce Türkiye İstatistik Kurumuna başvurarak haberdar olanların bu tarihe göre, Türkiye İstatistik Kurumuna başvurmayıp da, 5747 sayılı Yasa'nın Resmî Gazete'de yayımlandığı 22.3.2008 tarihi itibarıyla haberdar olanların da bu tarihe göre,  nüfuslarının 2.000'in üzerinde olduğundan bahisle, nüfus belirleme işleminin iptali istemiyle idari dava açtıkları anlaşılmaktadır

 

      Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan ve çağdaş demokratik rejimlerin temel ilkelerinden biri olan "hukuk devleti" ilkesinin önkoşullarından birisi de hukuk güvenliğidir. Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği, kişilerin, hukuk düzeninin koruması altındaki haklarını elde etmeleri için gereken her türlü önlemin alınmasını ve bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.     

      Anayasa'nın 125 ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesine göre, menfaatleri ihlal edilenler, idari işlemler hakkında, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri istemiyle idari dava açabilme hakkına sahiptirler.

 

      5393 sayılı Belediye Kanunu'nun halen yürürlükte olan 8. maddesinde, bir belde veya köyün veya bunların bazı kısımlarının meskun sahasının, komşu bir beldenin meskun sahası ile birleşmesi veya bu sahalar arasındaki mesafenin 5.000 metrenin altına düşmesi ve buralarda oturan seçmenlerin yarısından bir fazlasının komşu beldeye katılmak için başvurması halinde, katılınacak belde sakinlerinin oylarına başvurulmaksızın, katılmak isteyen köy veya belde veya bunların kısımlarında başvuruya ilişkin oylama yapılacağı, oylama sonucunun olumlu olması halinde başvuruya ait evrakın, valilik tarafından katılınacak belediyeye gönderileceği, belediye meclisinin, evrakın gelişinden itibaren otuz gün içinde başvuru hakkındaki kararını vereceği, belediye meclisinin uygun görmesi halinde katılımın kesinleşeceği öngörülmektedir.

 

      Bu düzenleme ile bazı koşulların varlığına bağlı olarak, nüfusu 2.000'in altına düşen belediyelerin, birleşme ve katılmalar ile nüfuslarını bu sayının üzerine çıkarmalarına, böylece tüzel kişiliklerini korumalarına olanak sağlanmaktadır.  5747 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin yürürlüğe girdiği 22.3.2008 tarihinden önce, birleşme veya katılma prosedürünü 5393 sayılı Yasa'nın 8. maddesine göre sonuçlandırarak nüfusunu 2.000'in üzerine çıkaran belediyelerin hukuk güvenliklerinin korunması gerekli bulunmaktadır.

 

      5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 11. maddesinde de, nüfusu 2.000'in altına düşen belediyelerin, Danıştay'ın görüşü alınarak, İçişleri Bakanlığı'nın önerisi üzerine müşterek kararname ile köye dönüştürüleceği belirtilmektedir.

 

      2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu ve bu sürenin, idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde ise ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayacağı kurala bağlanmıştır. Buradaki "yazılı bildirim" sözcüğü ile ilgilisinin, idari uyuşmazlığa yol açan işlemin içeriğinden haberdar edilmesi amaçlanmış olup, ilgilinin haberdar olması, tebliğ, ilan veya ıttıla edilmeyle gerçekleşecektir.

 

      Adrese dayalı nüfus sayım sonuçlarının, ilgili belediyelere yazılı olarak bildirilmediği, Resmî Gazete'de yayımlanmadığı dikkate alındığında, ilgili belediyelerin, kendilerine ilişkin nüfus sonuçlarından, en geç 5747 sayılı Yasa'nın Resmî Gazete'de yayımlandığı 22.3.2008 tarihi itibarıyla haberdar olduklarının ve idari dava açma sürelerinin de bu tarih itibarıyla başlayacağının kabulü gerekir.

 

      Hukuk devletinin sağladığı hukuk güvenliğinden yararlanarak ve yasaların kendilerine verdiği bir hakkı kullanarak, tüzel kişiliklerinin köye dönüştürülmesine esas alınan nüfus sayım sonuçlarının gerçeği yansıtmadığından bahisle, 5747 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla nüfuslarının 2.000'in üzerinde olduğunu ileri sürerek idari dava açan belediyelerin tüzel kişiliklerinin, açtıkları davaların sonucu beklenilmeden köye dönüştürülmesi ile Yasa'nın yürürlüğe girdiği 22.3.2008 tarihinden önce 5393 sayılı Yasa'nın 8. maddesi uyarınca yapılan katılma işlemi ile nüfusu 2000'in üzerine çıkan belediyelerin tüzel kişiliklerinin köye dönüştürülmesi Anayasa'da belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Bu nedenle, geçici 1. maddenin (1) numaralı fıkrasının bu belediyeler yönünden iptali gerekir.

 

      Öte yandan, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi yasaların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM İçtüzüğü'nün Anayasa'ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmak zorunda değildir. İstemle bağlı kalmak koşuluyla başka gerekçe ile de Anayasa'ya aykırılık incelemesi yapabileceğinden, iptali istenen kuralla ilgisi nedeniyle Anayasa'nın 63. maddesi yönünden de inceleme yapılmıştır.

 

      Anayasa'nın 63. maddesinde, Devlet'in, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlayacağı, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alacağı, 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu'nun 3. maddesinde, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri, tarihi ve kültürel değerlerin yoğun olarak yer aldığı ve/veya turizm potansiyelinin yüksek olduğu yöreleri korumak, kullanmak, sektörel kalkınmayı ve planlı gelişimi sağlamak amacıyla değerlendirmek üzere sınırları Bakanlığın önerisi ve Bakanlar Kurulu kararıyla tespit ve ilan edilen bölgeler olduğu, turizm merkezlerinin de, kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri içinde veya dışında, öncelikle geliştirilmesi öngörülen, yeri, mevkii ve sınırları Bakanlığın önerisi ve Bakanlar Kurulu kararıyla tespit ve ilan edilen, turizm hareketleri ve faaliyetleri yönünden önem taşıyan yerler veya bölümler olduğu belirtilmiştir.

 

      Nüfus yoğunluğuna bağlı olarak, yerel ihtiyaçların karşılanmasında, köy, belediyelere göre daha alt düzey bir yerel yönetim kuruluşu olduğundan, mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması bakımından kamu yararı gereğince, Yasa'ya ekli 44 sayılı listede gösterilen belediyelerden, sınırları itibarıyla "Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilmiş turizm bölge, alan ve merkezleri ve kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri" kapsamında kalanlar ile  "Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nca saptanan 2008 yılı turizm öncelikli yöreler" listesinde yer alanların tüzel kişiliklerinde değişiklik yapılmadan önce, bu beldelerin coğrafi, ekonomik, sosyal, tarihsel, kültürel ve kimliksel özelliklerinin incelenmesi, özellikle yılın belli dönemlerinde hizmet verdikleri nüfusun, kayıtlı nüfuslarının çok üzerine çıktığının ve bu nüfusa sunulacak hizmetin nitelik ve niceliğinin gözetilmesi gerekmektedir.

 

      İptali istenilen kuralla, sınırları itibarıyla anılan bölgelerde bulunan belde belediyelerinden, nüfusunun 2.000.'in altına düştüğü belirlenenlerin tüzel kişiliklerinin, anılan hususlar üzerinde durulmaksızın köye dönüştürüldüğü anlaşıldığından, geçici 1. maddenin (1) numaralı fıkrası, Yasa'ya ekli 44 sayılı listede gösterilen belediyelerden, sınırları itibarıyla "Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilmiş turizm bölge, alan ve merkezleri ve kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri" kapsamında kalanlar ile  "Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nca saptanan 2008 yılı  turizm öncelikli yöreler" listesinde yer alanlar yönünden Anayasa'nın 2., 63. ve 127. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

 

      Yasa'ya ekli 44 sayılı listede gösterilen belediyelerden, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarına yasal süresi içinde iptal davası açanlar ile Yasa'nın yürürlüğe girdiği 22.3.2008 tarihinden önce 5393 sayılı Yasa'nın 8. maddesi uyarınca yapılan katılma işlemi ile nüfusu 2000'in üzerine çıkmış olanlar ve sınırları itibarıyla "Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilmiş turizm bölge, alan ve merkezleri ve kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri" kapsamında kalanlar ile  "Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nca saptanan 2008 yılı turizm öncelikli yöreler " listesinde yer alanların dışında kalan belediyelerin durumuna gelince:

 

      Dava dilekçesinde, nüfusu 2000'in altına düşen belediyelerin, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nda öngörülen idari yönteme uyulmayarak Yasa'yla köye dönüştürülmeleri  nedeniyle, söz konusu belediyeler ile buralarda yaşayan yurttaşların bu konuya ilişkin dava haklarının ellerinden alındığı, bunun da Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, bir yasa kuralı, bir başka yasa kuralına göre ve onun varlığı ya da yokluğu gözetilerek değil, ancak ilgili Anayasa kuralına göre değerlendirilerek denetleneceğinden ve yasa koymak, değiştirmek, yasayı yürürlükten kaldırmak ve yerindeliği takdir etmek tümüyle yasa koyucunun yetkisi içinde olduğundan, yasalar arasında uyum ve uygunluk yasa koyucu tarafından gözetilmesi gereken hususlardır.

 

      Önceki bölümlerde de değinildiği üzere, yasa koyucu, Anayasa'da öngörülen koşullara uymak kaydıyla, kamu hizmetinin gereklerini, kamu yararını ve Anayasanın 67. maddesindeki koşullar çerçevesinde yapılan seçimlerle oluşan yöre halkının beş yılla sınırlı iradesini gözetmek koşuluyla, ölçek sorununu dikkate alarak, daha etkin ve verimli bir kamusal hizmet sağlamak amacıyla, bir belediyenin ya da köyün tüzel kişiliğini kaldırabilir, belediyeyi köye, köyü belediyeye dönüştürebilir.

 

      Bu nedenle, nüfusu 2000'inin altına düşen belediyelerin tüzelkişiliklerinin sona erdirilerek köye dönüştürülmelerinde, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nda yer alan yönteme istisna getirilerek, olağan prosedür yerine  liste halinde sayma suretiyle doğrudan yasa çıkarma yolunun benimsenmesi yasa koyucunun takdir yetkisi içinde kaldığından, bu durum Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin anılan belediyeler bakımından bu yönden reddi gerekir.

 

      Bu nedenle kural, 44 sayılı listede yer alıp, iptal dışında kalan belediyeler yününden Anayasa'ya aykırı görülmemiştir.

 

      Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ fıkranın tümünün iptal edilmesi gerektiği görüşüyle bu karara katılmamışlardır.

 

      V- YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN İNCELENMESİ

 

      6.3.2008 günlü, 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un:

 

      A- Geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;

   

      Yasa'ya ekli 44 sayılı listede gösterilen belediyelerden,

    

      1-  Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarına yasal süresi içinde iptal davası açanlar,

    

      2-  Yasa'nın yürürlüğe girdiği 22.3.2008 tarihinden önce 5393 sayılı Yasa'nın 8. maddesi uyarınca yapılan katılma işlemi ile nüfusu 2000'in üzerine çıkanlar,

    

      3- "Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilmiş turizm bölge, alan ve merkezleri ve kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri" kapsamında kalanlar ile  "Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nca saptanan 2008 yılı turizm öncelikli yöreler" listesinde yer alanlar, 

 

      yönünden, 31.10.2008 günlü, E. 2008/34, K. 2008/153 sayılı kararla iptaline karar verildiğinden, uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete'de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA,

    

      44 sayılı listede kalan bölüme ilişkin iptal istemi 31.10.2008 günlü, E. 2008/34, K. 2008/153 sayılı kararla reddedildiğinden, YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,

 

      B-   1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 11., 17., 18., 19., 20., 21., 22., 23., 24., 25. ve 26. bentlerine,

 

      C-  2. maddesinin (1), (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarına,

 

      ilişkin iptal istemi, 31.10.2008 günlü, E. 2008/34, K. 2008/153 sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkra ve bentlere ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,

 

      31.10.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

 

      VI- SONUÇ

 

      6.3.2008 günlü, 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un:

 

      A-   1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 11., 17., 18., 19., 20., 21., 22., 23., 24., 25. ve 26. bentlerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve  iptal isteminin  REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

 

      B-  2. maddesinin (1), (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

 

      C-  Geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;

    

      Yasa'ya ekli 44 sayılı listede gösterilen belediyelerden,

    

      1-  Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarına yasal süresi içinde iptal davası açanlar,

    

      2-  Yasa'nın yürürlüğe girdiği 22.3.2008 tarihinden önce 5393 sayılı Yasa'nın 8. maddesi uyarınca yapılan katılma işlemi ile nüfusu 2000'in üzerine çıkanlar,

    

      3- "Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilmiş turizm bölge, alan ve merkezleri ve kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri" kapsamında kalanlar ile  "Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nca saptanan 2008 yılı  turizm öncelikli yöreler " listesinde yer alanlar,

 

      yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 44 sayılı listede kalan bölümün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin  REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın "fıkranın tümünün iptali gerektiği" yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

 

      31.10.2008 gününde karar verildi.

 

Başkan

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Sacit ADALI

 

 

 

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

Üye

Mehmet ERTEN

 

 

 

Üye

Mustafa YILDIRIM

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Şevket APALAK

 

 

 

 

 

 

 

 

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

 

 

                                              

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KARŞIOY YAZISI

 

 

 

                6.3.2008 günlü, 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesin (1) numaralı fıkrasının 11, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25 ve 26. bentlerinin; 2. maddesinin (1), (2), (3) ve (4). fıkralarının ve geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının iptalleri istemiyle açılan davada verilen çoğunluk kararına ilişkin Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Şevket APALAK ve Ayla PERKTAŞ'ın Karşıoy Gerekçesi'ndeki görüşlere aynen katılıyorum. Öte yandan, kuralların Anayasanın 67. Maddesinin Son Fıkrası Yönünden de iptalleri gerektiği düşüncesindeyim. Şöyle ki:

 

                Yasama gücünü elinde bulunduran siyasi iktidar çoğunluğunun yaklaşan bir seçim süreci öncesinde seçim kanunlarında değişiklikler yaparak seçim sonuçlarını adil olmayan bir şekilde lehine çevirmesini önlemek, demokratik katılımda istikrarı ve hukuk güvenliğini güçlendirmek amacıyla Anayasanın 67. maddesine 2001 yılında 4709 sayılı kanunla bir fıkra eklenerek  "Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz" hükmü getirilmiştir.

 

                Hükümde yer alan bir yıllık yasağın, yasanın yürürlüğe girdiği tarih ile oy verme günü arasındaki süre mi, yoksa davacının iddia ettiği gibi, yasanın yürürlüğe girişi ile seçim sürecinin (takviminin) başlangıç günü arasında mı geçerli olduğu konusunda Anayasada ve bu fıkranın yasama gerekçelerinde bir açıklık bulunmamaktadır. Bu nedenle, Anayasanın "seçimlerin yapılması" ibaresi ile ne kastettiğinin Anayasa kurallarının yorumlanması suretiyle belirlenmesi gerekmektedir.

 

                Anayasanın metninde, "seçimin yapılması" ibaresinin hem yalnızca oy verme, hem de tüm seçim süreci anlamında kullanıldığı şeklinde yorumlanabilecek kurallar bulunmaktadır.

 

                Bunlardan dar anlamda, yani oy verme günü anlamında kullanılma haline örnek olarak, Anayasanın 78. maddesinin 4777 sayılı kanunla eklenen son fıkrasında, "... bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden doksan günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılır" ibareleri gösterilebilir.

 

                Buna karşılık, Anayasanın pek çok maddesinde, seçimlerin bir süreç olarak anlaşıldığını gösteren düzenlemeler mevcuttur. Anayasanın yine 78. maddesinin ilk fıkrasındaki "savaş sebebiyle seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir" kuralında, seçimin oy verme günü değil bütün bir süreç olarak anlaşıldığı açıktır. Savaş halinde dahi devletin tüm kurum ve organlarının, olağan  hatta olağanüstü bir etkinlikle faaliyet göstereceği, iş yerlerinin, okulların, dairelerin açık ve görev başında olacağı, hukuki bir durum olan "savaş hali"nin, vatandaşların sandık başına gitmesini engellemeyeceği açıktır. Bu nedenle kuralın, savaş ortamında aday belirleme, seçim kampanyası, miting, toplantı düzenlenmesi ve sair siyasal etkinliklerin sağlıklı yürütülemeyeceği, bu faaliyetler yapılsa bile ulusal birlik ve bütünlük yönünden sakıncalı olacağı gözetilerek konulduğu, dolayısıyla seçimin yapılması sözcüklerinin oylama değil süreç anlamında kullanıldığı kuşkusuzdur.

 

                Anayasanın diğer maddelerine bakıldığında da, 94. maddesinde düzenlenen TBMM Başkanlığı seçimlerine ilişkin üçüncü ve dördüncü fıkraların; 102. maddede halkoyuyla kabul edilen değişiklikten sonra iki turlu seçim haline gelen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birer oylamadan ziyade süreç oldukları açıktır. Anayasanın 67. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinden dayanağını alan, yurt dışındaki Türk vatandaşlarının oy kullanması da oy verme günüyle sınırlı olmayan bir seçim işlemidir. 

 

                Anayasamız, seçim yasalarımız ve Yüksek Seçim Kurulu'nun eski bazı kararları bütünlük içinde değerlendirildiğinde, seçim hukukumuzda yılla ifade edilen sürelerin ceza hukukunda, vergi hukukunda veya hukukun diğer disiplinlerinde öngörülen sürelerdeki gibi, sürenin sonuna tekabül eden takvim yılının aynı günü şeklinde anlaşılmadığı görülmektedir. Anayasaya ve yasalara uygun şekilde, yargı denetimi altında demokratik süreçlerin başlatılmış olması koşuluyla seçimlerin yapılmasına ilişkin "yıl" ile ifade edilen sürelerin oy verme gününü değil seçim sürecini ifade ettiği açıktır.

 

                Kaldı ki Anayasanın seçme ve seçilme hakkına ilişkin 67. maddesinde "Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir." Denilmiş olup; Anayasada bu hakkın yasada belirtilen esaslara göre kullanılacağı belirtildiğinden, yalnız seçme (oy verme) hakkını değil, seçilme hakkını yani genel ve mahalli idare seçimlerinde aday olma hakkını da etkileyen her türlü yasanın seçim yasası kapsamında değerlendirileceği açıktır. Bu nedenle, maddenin son fıkrasındaki "seçim kanunları" ibaresi ve bu fıkrayla getirilen bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmama yasağı, seçme ve seçilme hakkı yönünden bölünmez bir bütündür. Seçme hakkını bir yıl içerisinde etkilemese bile seçilme hakkını, yani aday olma hakkını, bir yıl geçmeden önce etkileyen bir yasanın bu süre içindeki ilk seçimde uygulanmaması gerekir. Bir yerde mahalli idare seçimi yapılmasına olanak vermeyen, o yeri mahalli idare olmaktan çıkaran bir yasanın orada yaşayan vatandaşların yerel aday olma hakkını da kaldırdığı gözetildiğinde, seçim sürecinin bir parçası olan aday belirleme işlemleri, yasanın yürürlüğe girmesinden bir yıldan önceye rast geliyorsa, yasanın o seçimde uygulanamayacağı tartışmasızdır.

 

                Bu nedenlerle Anayasanın 67. maddesindeki seçim yasalarındaki değişikliklerin bir yıl geçmeden uygulanamayacağı kuralı, demokratik ilkeler, seçme ve özellikle seçilme hakkı yönünden değerlendirildiğinde, "seçimin yapılması" ibaresinin seçim sürecinin başlangıcını da içerecek şekilde anlaşılması gerektiği sonucuna varılır. Dolayısıyla 6.3.2008 günü yasalaşan kurallar, 2972 sayılı Yasa gereğince 1 Ocak 2009 günü başlayacak ve 29.3.2009 günü oy verme işlemi ile sonuçlanacak olan yerel seçimlerde uygulanamaz; bu kurallar gereğince kapatılan belediyelerde seçim yapılmasının engellenmiş olması, belde halkının Anayasal haklarını ihlal eder.

 

                Her ne kadar çoğunluğun gerekçesinde, 5747 sayılı Yasanın Anayasanın 67. maddesine aykırılığına yol açabilecek maddenin, yasanın yürürlük maddesi olan 4. maddesi olduğu; bu maddenin ise dava konusu edilmediği için anayasal denetim yapılmadığı belirtilmiş ise de  Anayasa yargısında, başlangıçta anayasaya aykırı olmayan bir yasa kuralının anayasada sonradan yapılan değişiklik dolayısıyla veya uygulama ile anayasaya aykırı hale gelmesi nedeniyle de iptal edilmesi gerekebilir. 5747 sayılı yasa mahalli seçimlerin başlangıç tarihi olan 1 Ocak 2009'dan bir yıl önce yürürlüğe girmiş olsa idi, 67. madde kapsamında bir denetime konu olamayacağı kuşkusuzdur. Ancak yasanın mevcut şekliyle ve bütünlüğü itibariyle, seçim sürecinin başladığı tarihler itibariyle bir yıllık süre dolmamaktadır. Diğer bir ifadeyle, yasanın uygulanması halinde anayasaya aykırı sonuçların doğması söz konusudur. Anayasaya aykırılığa yol açan, yasanın kabul tarihidir(6.3.2008), yürürlük maddesi değildir. Kaldı ki davada, yürürlüğün durdurulması talebi vardır. Bu nedenle anayasanın 67. maddesine aykırılığın saptanması için yasanın uygulanmasıyla doğacak sonuçların gözetilmesinin yeterli olduğu, yürürlük maddesinin ise iptali istenen hükümler dikkate alınmaksızın başlı başına anayasaya aykırı olmadığı için iptal istemine konu edilmesine gerek bulunmadığı açıktır.

 

                Açıklanan nedenlerle kuralların, Karşıoy Gerekçesi'nde belirtilen nedenlerin yanında, Anayasanın 67. maddesine aykırılıktan dolayı da iptali gerekir.

 

 

                                                                                                               Başkanvekili                                                                                         

                                                                                             Osman Alifeyyaz PAKSÜT                 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

     

 

      6.3.2008 günlü, 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin dava konusu 11, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25 ve 26. bentleri ile onbir ilçe kurulmuştur. Bu ilçelerden bazıları ilk kademe belediyelerinin tüzelkişilikleri kaldırılarak diğer ilk kademe belediyelerine katılımlarıyla bazıları da Yasa'ya ekli listede belirtilen ve daha önce başka belediyelerin sınırları içinde bulunan mahalleler merkez alınarak aynı adla belediye kurulmasıyla oluşturulmuştur. Yasa'nın 2. maddesinin 1, 2, 3 ve 4. fıkraları ile de bazı ilk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak ilçe belediyelerine, veya ilçe ve belediye kaldırılarak, belediye başka bir belediyeye; ya da bazı belediyelerin mahallelerinin bir bölümü diğer belediyelere katılmıştır. Böylece, dava konusu kurallarla söz konusu yerel yönetim birimlerinden, bir bölümünün ilçe kurulması veya diğer belediyelere katılma yoluyla tüzelkişilikleri sona erdirilmiş, diğerlerinin de mahallelerinin başka belediyelere katılması sonucu sınırları değiştirilmiştir.

 

      Anayasa'nın 123. maddesinde "İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir; İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır; Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur. 126. maddesinin ilk fıkrasında, "Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır"; 127. maddesinin bir ve ikinci fıkralarında "Mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir; Mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir" denilmektedir. Anayasa'nın konuya ilişkin bu düzenlemelerinde, merkezi idare içinde yer alan ilçelerle yerel yönetim birimi olan belediyelerin yasa ile kurulacağına ilişkin emredici bir düzenleme yer almamakta, sadece kamu tüzelkişiliğinin yasa veya yasanın açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı öngörülerek, bu yetkinin kamu tüzelkişisinin özelliğine göre doğrudan veya yetkilendirme yoluyla kullanılması yasa koyucunun takdirine bırakılmaktadır.

     

      Yasalar ayrık durumlar dışında kural olarak genel, eşit, nesnel uygulamalara yönelik normlar içerdiklerinden bazı özellikler gözetilerek düzenleme yapılmasını gerektiren durumlar, doğrudan bir yasanın konusunu oluşturmaya elverişli olmayabilir. Yerel yönetimlerin, Anayasal tanımı ve özellikleri gözetildiğinde, onların da bu kapsamda değerlendirilmelerinin kuruluş amaçlarına daha uygun olacağı sonucuna varılmaktadır. Bu bağlamda, Anayasa'nın 127. maddesinde, yerel yönetimlerin doğrudan yasa ile kurulması değil, kuruluş esaslarının yasa ile düzenlenmesi öngörülmüştür. Her yörenin tarihi, kültürel, sosyal, ekonomik ve coğrafi koşullarının aynı olmaması buralarda yerel yönetimler kurulurken farklı özelliklerin dikkate alınmasını zorunlu kılar. Dolayısıyla bir yerel yönetimin kurulmasını gerektiren nedenler diğeri için geçerli olmayabilir. Bu durumda, her yerel yönetim birimi, için ayrı yasa çıkarılması ise yasaların genellik, eşitlik ve nesnellik özellikleriyle bağdaşmaz. Ancak, asli bir yetki olan yasama yetkisi kullanılarak yerel yönetimlerin mutlaka yasa ile kurulması yoluna gidilmesi halinde, bunların her biri için ayrı gerekçe gösterilerek düzenleme yapılması gerekir ki iptal davası veya itiraz yolu ile bir başvuru olduğunda Anayasal denetim olanağı sağlanabilsin. Aksi halde, yasamanın ve yürütmenin tüm işlemlerinin yargı denetimine bağlı tutulması esasının kabul edildiği hukuk devletinde, hukukun üstünlüğünün sağlandığından söz edilemez. Oysa, yerel yönetimlerin, yasanın verdiği yetkiye dayanılarak idari işlemle kurulması durumunda, bu işlemlere karşı açılacak davalarda gerektiğinde yerinde keşif ve bilirkişi incelemesini de içerecek biçimde yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden sağlıklı bir yargısal denetim yapılabilir. Nitekim, 5393 sayılı Belediye Kanunu ile belediyelerin kurulması ve kaldırılmasında, idare yetkilendirilmiştir.

     

      5747 sayılı Yasa'nın gerekçesi incelendiğinde; genel olarak belediyelerin, borçlarının bulunması, teknik kapasite yetersizlikleri nedeniyle imar ve ruhsat uygulamaları başta olmak üzere diğer belediye hizmetlerinin yeterli düzeyde verilememesi, nüfuslarının 2000'in altına düşmesi gibi gerekçelerle kapatılma, veya mahallelerinin farklı belediyelere geçmesi, yeni ilçe kurulması ya da kaldırılması yoluyla tüzelkişilikliklerini etkileyen değişikliklerin yapılmasının amaçlandığı görülmektedir. Ancak, hangi belediye için hangi gerekçe ile yasal düzenleme yapıldığı belirtilmediğinden bunlar hakkında sağlıklı bir Anayasal denetim olanağı bulunmamaktadır. Oysa, yukarıda da belirtildiği gibi yasamaya ve idareye ait her türlü işlemin yargısal denetime bağlı tutulabilmesi bunun için de denetime elverişli bulunması Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti olmanın gereğidir.

     

      Açıklanan nedenlerle Yasa'nın 1 ve 2. maddelerindeki dava konusu kurallar, Anayasa'nın 2 ve 127. maddelerine aykırıdır.

     

      Öte yandan, Yasa'nın Geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile Yasa'ya ekli (44) sayılı listede adları yazılı belediyelerin tüzelkişilikleri, ilk genel mahalli idareler seçiminden geçerli olmak üzere kaldırılarak köye dönüştürülmüştür. Anayasa'nın 127. maddesi uyarınca, yerel, ortak gereksinmeler gözetilerek kurulmuş olan bu belediyelerin, sadece nüfus özellikleri mi; yoksa başka özellikleri mi gözetilerek kapatıldıkları, Yasa'nın metninden ve gerekçesinden anlaşılamadığından bunlara ilişkin anayasal denetim olanağı bulunmamaktadır. Denetim yapılamayan bir konuda da Anayasa'ya uygunluk ya da aykırılık sonucunu doğuracak bir hüküm kurulamayacağı açıktır. Bu durum, Anayasa'nın 2 ve127.maddelerine aykırılığı tartışmasız hale getirmektedir.

     

      Öte yandan, çoğunluk görüşünü yansıtan iptal kararında, Yasa'ya ekli (44) sayılı listede yer alan belediyeler için, Fıkrada bulunmayan kıstaslar oluşturmak suretiyle "iptal davası açanlar", "nüfusu 2000'in üzerine çıkanlar", "kültür ve turizm bölgelerinde yer alanlar" ayırımı yapılarak sonuca ulaşılması ise, Anayasa'nın 153. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edilemeyeceği yolundaki kurala açık bir aykırılık oluşturmakta, bunun da ötesinde yasa koyucunun öngörmediği yeni bir kural konulmasına böylece yasama organına ait olan bir yetkinin kullanılmasına yol açmaktadır. Anayasa Mahkemesi dava konusu  bir kuralı, bu kuralda var olan bir deyimi, sözcüğü veya birden çok kişi, durum söz konusu olduğunda da bunların tamamı hakkında ya da bazıları yönünden iptal kararı verebilir. Bu kapsamda verilmiş pek çok karar bulunmaktadır. Ancak Fıkra'da olmayan, Yasa'nın gerekçesinde bile yer almayan bazı verilere dayanan, bu yönüyle de yeni bir kural oluşturan, çoğunluk görüşünü Anayasa ile bağdaştırmak ve katılmak olanaksızdır.

     

      Açıklanan nedenlerle Fıkra'nın tümünün iptali gerektiği düşüncesiyle bu konudaki çoğunluk görüşüne karşıyız.

 

 

 

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Mehmet ERTEN

 

 

 

 

 

Üye

Şevket APALAK

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ