Dünya Ehl-i Beyt Vakfının Düzenlediği Muharrem İftar Programında Sayın Başkanın Yaptığı Konuşma

Saygıdeğer Konuklar

Bugün, tarihi yükü oldukça ağır olan bir “muharrem ayını” daha idrak ediyoruz. Bu tarihi yük kerbelada yaşanan acının, zulmün, vahşetin ve gözyaşının sel olduğu bir dönemi hatırlatması nedeniyle zihinlerde ve kalplerde bütün canlılığı ile yaşamaya devam etmektedir. Ne yazık ki içinde bulunduğumuz çağda da benzer olaylar yaşanmaya devam  etmekte, rehabilite edilmeye çalışılan gönül dünyamızdaki enkazın kaldırılmasına imkan tanınmamaktadır. Farklılıkların bir arada yaşanmasını sağlayan ortak değerlerimiz acımasızca tahrip edilmekte, birliğimiz ve dirliğimiz yönetilemez hale getirtilmektedir. Ayrışmaya yol açan bir tarih bilincini sorgulamak ve gelecek kuşaklarımıza nefretin hakim olduğu bir kültür ve inanç çizgisi yerine, sevgi ve kardeşlik temeline oturan bir anlayışı teslim etmek zorundayız.  Belirtilen ortak değeri hayata geçirmek, bu medeniyetin çocukları için zor değildir. Yaratılan her insanda, yaratanın kutsal bir emanetini taşıdığı bilinci gözardı edilmez ise sevgi, hoşgörü ve kardeşlik hukuku hepimizi kolaylıkla kuşatacaktır. Zira sözü edilen kutsal emanetin, herkeste aynı olduğu hissedildiğinde farklılıklardan arınmış olacağımız açıktır. Sevgi ve kardeşlik hukuku emek ister. Bu uğurda terlemedikçe gönül birliğine ulaşamayız. İnsanların özünde mevcut olan aynı iz ve işaretlerin kutsallığı fark edilmelidir. Bu farkındalığı yakaladığımızda aslında sevmenin, bir başkasının hayatından sorumlu olduğumuz anlamına geldiğini, hatta onun hak ve özgürlüklerinin, kendimizden bir değer taşıdığını ifade etmek yanlış olmayacaktır. Sevgi ve kardeşlik duygularına kibir ve bencilliği bulaştırmadan insanlığa sunabilmeliyiz. Gücümüzü bu değerlerin enerjisinden aldığımız sürece barışa ulaşmak kaçınılmazdır. Geliniz bu üstün evrensel değerlere nefret zehirini karıştırmayalım. Ne yazık ki, rakiplerimizi şeytanlaştırmak için, nefret duygularının yoğun  bir şekilde kullanılması, kaygı verici bir düzeye ulaşmıştır.

Değerli Dostlar

Kin, nefret, öfke ve intikam duygularına bağımlı olanlar özgür olarak nitelendirilemez. Nefret bağımlılığından kurtaracak olan yegane güç, başta sevgi olmak üzere ahlaki değerlerin hayatımıza yön vermesidir. Yunusları, Mevlanaları, Hacıbektaşları ölümsüz kılan bu üstün gücün desteği olmadan, pozitif hukuk kurallarının yaptırım gücü, sözü edilen bağımlılıktan kurtarmaya yetmeyecektir. Hiçbir kutsal inanç, düşünce ve ideoloji, nefret suçunu haklı göstererek üzerini örtemez.  İnsanlık dışı kabul edilen nefret duygularını kullanarak haram rant elde edenler, bilmelidir ki kendi çocuklarının da sonunu hazırlamaktadırlar. Gerilim politikalarının kazandırdığını fark edenler, gelecekte birlikte yaşama iradesini yok ettiklerini fark edemeyenlerdir. Nefret dilinin öfkeye dönüştüğü bu toplumsal cinneti, hep birlikte söndürmek zorundayız. Din, mezhep, ırk ve siyasi düşüncelerin doğurduğu bu öfke, maalesef “yakın bir potansiyel tehlike” olarak ülkemizi tehdit etmektedir. Bu duyguları kontrol etmeyi başaramayan çok yakınımızdaki komşularımızın içine düştüğü vahim durum, bizi de bu yangının kapsam alanına çekmeye çalışmaktadır. Türkiye, Ortadoğu da İslam adına yaşananları kendi hayatına sokmamalıdır. Bir damla petrol uğruna insanlığını kaybeden ülkeler kadar, çocuk, yaşlı, kadın demeden yaşanan vahşete zemin hazırlayan İslam ülkeleri de bu günahın bedelini yaşayarak ödemektedirler. Bir büyük medeniyetin çocuklarının içine düştüğü durumdan dolayı içimiz kan ağlamaktadır. Binlerce kilometre uzaktan gelip sözde demokrasi, özgürlük ve insan hakları  vaadederek ülkeleri parçalayan, insan haklarını yok eden zalimler, insanlık onurunu yenik düşeceklerdir. Bu zalimliğe boyun eğen, destek veren, zemin hazırlayanlarda insanlık onuruna karşı işlenen büyük günahın ortaklarıdır. Yaşananlar maalesef gücü ahlaksız bırakan bir uygarlığın doğurduğu sonuçtur. Yeri gelmişken hemen belirtmek gerekirse Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yıkılan, yakılan ve harap edilen komşu ülkelerin mazlum ve kimsesiz halkına gönlünü ve sınırlarını açarak büyük millet olma iradesini ortaya koyması yürekten alkışlanmayı hak etmektedir.

Değerli Konuklar

Miras aldığımız tarih ve içinde yaşadığımız coğrafya bizi hem bölgemiz de hem de dünyada önemli sorumluluk yüklenmeye zorunlu kılmaktadır. Büyük devlet olma ideâli, bu toprakların insani için, bir tercihten ziyade kaderdir. Bu kaderi gerçekleştirmek için güçlü olmak kaçınılmazdır. Güçlü bir Türkiye için ise, sevgi temelinde kurulan gönül birliğinin sağlanmasına ihtiyacımız vardır. Toplumsal tansiyon artsada, halkımızın olaylar karşısında gösterdiği sabır ve olgunluk gelecekle ilgili kaygılarımızı biraz olsun azaltmaktadır. Tahrikler, tehditler ve siyasi rant hesapları farklılıkların bir arada yaşama bilincini ve kararlılığını ortadan kaldıramamıştır. Her hayat tarzının, farklı inançların, farklı düşüncelerin kendine özgü doğruları vardır ve olacaktır.  bu doğrular bir zenginlik olarak algılanmalı ve bunları paylaşmayı becermeliyiz. İnsan onurunun merkeze oturtulduğu projelerin ortaya çıkaracağı doğrular, hepimiz tarafından inanıyorum ki kabul görecektir.  İnsan onurunun zorunlu kıldığı evrensel hak ve özgürlükler, hiçbir hesap yapılmadan insanımıza ulaştırılmalıdır. Belirtilen evrensel değerlerin çoğunluk karşısında bile, daima dokunulmazlıkları vardır. inançlar ve özgürlüklere meydan okuyanların üstünlük kazandıklarına insanlık tarihi şahitlik etmemektedir. Yaşanan sorunların baskı, tehdit ve korku yöntemleriyle  çözülemeyeceği açık bir gerçek olup, bu gerçeği herkesin kabul zorunluluğu vardır. Hakkının ihlal edilmesi nedeniyle göz yaşı döken bir mağdurun, ahını alan zalimlerin ayakta kaldıkları görülmemiştir. “Devletler zulümle payidar olamaz” denilirken adil olmayan her davranış zulüm olarak tanımlanmıştır.

Hırsın, kıskançlığın, nefretin intikam ve sahiplik duygularının kontrol edilemediği durumda, insanlık tarihinde izleri silinemeyen yaralar açıldığına bugün bir kez daha burada şahitlik ediyoruz. Bu yaraları tedavi edecek, onaracak, düzeltecek, tıkanan kalp ve gönül yollarını açacak çağrılara ve sevgi kandillerini yakacak nefeslere ihtiyacımız var.  Herkesin söyleyebileceği ya da yapabileceği bir şeyi mutlaka vardır. Sevgi ve barış kültürünün var edici gücünü hayata geçirmeliyiz. Donmuş kalpleri sevginin sıcaklığı ile yeniden hayata döndürmeliyiz. Verilen mesajların, başka insanların hayatına olan etkilerinden de sorumluyuz.  Nefret ve intikam şiddetinin doğurduğu karşı şiddetden, nefret söyleminin sahiplerinin de sorumlu olacağı açıktır. Yüreğinde nefret söyleminin kaygısını taşımayanlara söyleyecek sözümüz olamaz. Sözümüz bu karanlığa bir mum yakmak isteyenleredir. Geliniz ayrışmaya, kutuplaşmaya sebep olan tarih bilincini sıfırlayarak, barış ve kardeşlik temelinde bütünleştireceğimiz sevgimizi, saygımızı, merhametimizi, gönül ve yürek birliğini kurmaya harcayalım.

Gecenizin kutlu yarınlarınızın mutlu olması dileğiyle saygı sevgi, esenlik diliyorum. 26 Ekim 2014

Haşim KILIÇ
 Türkiye Cumhuriyeti
 Anayasa Mahkemesi Başkanı
T.C. Anayasa Mahkemesi © 2018
Ziyaretçi Sayısı :