Mahkememiz Başkanı Sayın Haşim KILIÇ'ın Dünya Ehl-i Beyt Vakfı'nca Düzenlenen Muharrem İftarındaki Açılış Konuşması

Saygıdeğer konuklar

Böylesine kutlu bir günde, bir arada bulunmaktan duyduğum onuru belirterek hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

Çok değerli ehl-i beyt vakfının Başkanını, yöneticilerini ve mensuplarını, bugün sevginin, aşkın, şefkatin, bolluk ve bereketin merhametin ve barış duygularının en yoğun yaşandığı muharrem ayında, bizleri biraraya getirmelerinden dolayı yürekten kutluyorum. Bu ay, aynı zamanda kerbelada yaşanan acının, zülmün, gözyaşı ve vahşetin sel olduğu bir dönemin hatırlandığı bir aydır. İnsanlık tarihinin önemli kilometre taşlarından olan peygamberlerin, yaşadığı olağanüstü olayların sembolleştiği bu kutsal ayın, hepinize kutlu olmasını diliyorum.

Değerli Konuklar,

Allah, insanoğlunu sayısız  farklılıklarla ve onun güzellikleriyle birlikte yarattı. Aklını özgür kıldı. Ona özerklik tanıdı. Farklılığın doğurduğu rekabet, aklın özerkliğiyle buluşunca insanoğlu amansız bir sınavın da muhatabı oldu. İnsanlık tarihi, bu sınavın bazen acı sonuçlarıyla bazen de tarifi imkansız güzellikleriyle doludur. İşte kerbela’da yaşananlarda bu sınavın en hazin örneklerinden birisi olup, hatırlamak dahi istemediğimiz insanlığın utanç tablosudur.

Bu olayın gönüllerde ve kalplerde bıraktığı acı izler, onaylamadığımız bir tarih bilincinin de doğmasını beraberinde getirdi. İnançlar ideoloji haline dönüştürüldü. Hiçbir araştırma ve bilgilenmeye dayanmadan, duygusal ve önyargılarla inanç sahipleri birbirini ötekileştirmek için var gücüyle çalıştı. Kutuplaştık ve bu konuda alabildiğine derinleşerek kin ve nefretin beslediği bir tarih bilinci yarattık.    

Düşüncelerimize ve inançlarımıza tarihsel kesinlik kazandırarak konuşmadan birbirimizi öteledik. Vicdanlar sağır ve dilsiz kılındı. Sevgi ve hoşgörü üretilemediği için birbirimize ulaşamadık. Oysa, Allah gönülleri kin ve nefretin evi olarak değil, sevginin merhametin ve tüm güzelliklerin mekanı olarak yaratmıştı. Gönüller, bu tarihi sarmalın işgali altındadır. Yürekleri ve inançları bu işgalden kurtarmadıkça, girdiğimiz insanlık sınavından başarıyla çıkamayacağız.

Değerli Konuklar

Dünyada hızlanan dini ve mezhebi farklılıklar, çok ama çok ciddi ayrışmalara ve kaygı verici fay hatlarının oluşmasına yol açmakta, oluşan nefret söylemi, eyleme dönüşerek insanlık onuru ağır yara almaktadır.

Dünyadaki İslam coğrafyasına baktığımızda mezhebi farklılık nedeniyle ölüm kusan silahları, camilerde, kiliselerde, ibadethanelerde patlayan bombaları İslam inancının onaylaması asla düşünülemez. Bir insanı öldüreni, tüm insanlığı öldürmüş gibi kabul eden bir öğretiyle bu vahşeti izah etmek mümkün değildir. Hangi amaç, hangi siyaset, hangi kutsal düşünceler İslam aleminde yaşanan bu sefaletin haklı sebebi olabilir. Bu vahşeti sergileyenlerin hangi cennete gireceklerini doğrusu merak ediyorum.

Bir damla petrolün insandan daha üstün olduğu ve hiçbir insani değer tanımayan bir süreci yaşıyoruz. İslam dünyasında yaşanan bu sürecin aktörleri, küresel çapta uygulamaya konulan  “İslam dinini itibarsızlaştırma”  operasyonunu gerçekleştirmektedirler.  Üzücü olan Müslüman dünyasının ve idarecilerinin  bu projenin uygulanmasına imkan veren iklime zemin hazırlamasıdır. Bu kutsal günlerin İslam coğrafyasında yaşanan ölümlerin ve gözyaşlarının sona ermesine vesile olmasını diliyorum.

Değerli Konuklar

Sevgi başta olmak üzere, insani değerlerin gücünü esas almadan üretilen pozitif hukuk kurallarının, topluma onurlu bir hayat sunması düşünülemez. Zira Hukukun dönüştürücü gücü, ikna gücü,  caydırıcı gücü bu gerçekte yoğunlaşmaktadır. Devletin toplumu ideolojik bir eğitimden geçirerek bu değerlere ulaşmamız mümkün olmamıştır. Önerilen bu evrensel değerlerin, gücü ve etkisi insanlığın gönül birliğini ve bütünlüğünü kurabilecek en önemli kaynaktır  diyebiliriz.  Devlete düşen görev ırk, renk, din, mezhep farkı gözetmeden, insan olma onuruna sahip olan herkese, bu kaynakları sunabilmektir. Bizler, sevginin özgürleştirici, kin ve nefretin ise tutsaklık olduğunu öğreten bir medeniyetin sahipleriyiz. Bu gücümüzü kullanarak yaşadığımız cinneti, cennete dönüştürmenin erdemine ulaşmalıyız.

Değerli konuklar,

Özgürlükleri uğruna gözyaşı döken toplum kesimlerini küçük özgürlük rüşvetleriyle oyalama politikaları, gelecekte maliyeti çok yüksek sosyal olayların yaşanmasına sebep olacaktır.   İnsan onurunun zorunlu kıldığı özgürlükler, hiçbir hesap yapılmadan ilgilisine  ulaştırılmalıdır. Sevgiye ve inançlara meydan okuyanların galibiyetine, tarih şahitlik etmiyor. Bu tarihi gerçek bize şu cümlenin altını çizdiriyor. “ İnsanların sevdiklerine ve inandıklarına karışmayın”.

Laiklik anlayışının, çağdaş ve evrensel ölçülere doğru hızla dönüşmesi, sorunların çözümünü kolaylaştırmaktadır.  İnançlar karşısında eşit uzaklıkta duran bir devlet anlayışı yerine, eşit yakınlıkta duran bir devlet anlayışı hakim oluyor.  İmkansızlıkta yada yasaklarda eşitlik değil, imkanların ve özgürlüklerin eşit ve adil dağıtımının  hakim olduğu pozitif bir devlet, refleksi gelişiyor. Kalp sınırlarının dışına çıkması yasak olan inançlar yerine, hayatın içine girmiş bireysel inançların özgürlük alanları genişletiliyor. Geçmişte inanç ve ifade özgürlüklerini savunanlar, çok ağır bedeller ödedi ve ödemeye devam ediyorlar. Öyle ki, Türkiye Büyük Millet Meclisine başörtüsü ile giren bir milletvekili devlete meydan okumakla itham edilerek, meclisten kovuldu ve  yüzlerce milletvekiline sahip olan partisi kapatılmakla cezalandırıldı. Daha yakın bir zamanda, inanç ve öğrenim özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak için Türkiye Büyük Millet Meclisinde 410 milletvekilinin yapmak istediği anayasa değişikliği, 336 milletvekiline sahip olan bir siyasi partinin kapatılması için delil olarak mahkemeye sunuldu ve  parti kapatılmaktan kıl payı kurtuldu. Bunları şunun için söylüyorum. İnandığı dinsel değerleri değiştirmek için, ikna odalarında gençleri ikna edemeyenleri toplum ikna ederek yaşanan utanç sayfalarını kapatmıştır. Geçmişte demokratik hayatın ağır yara almasına sebep olan bu olayların sonuçlarını keşke Anayasa Mahkemesi tedavi edebilseydi. Yeri gelmişken hemen ifade etmem gerekirse, geçen hafta Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaşanan güzelliklerin  onurunu tattıran  bütün milletvekillerimizi ve siyasi partilerimizi kutluyor, şükranlarımı sunuyorum. Aynı anlayışın hangi inanç ve düşünceye sahip olursa olsun, terör ve şiddeti çağırmayan, ona bulaşmayan, tüm inanç ve ifade özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması için sürdürmelerini, yürekten diliyorum. İnanmasakta başkalarının hak ve özgürlük sorunlarına sahip çıkmayı, insan olma  onurunu taşımanın gereği olarak kabul ediyoruz.

Bu bağlamda Hz. Ali sevgisine yoğunlaşan alevi vatandaşlarımızın inanç ve sevgilerini icra etmek istedikleri mekanların  sorunları, devletin inançlar karşısında eşit yakınlık anlayışı içinde acilen çözülmelidir. Ayrıca bu inancın esasları, bilinç altındaki tarihi hatalardan arındırılarak, ayrışmayı ortadan kaldıracak bir anlayışla toplumun bilgisine sunulmalıdır.

Değerli Konuklar,

Çağımızda hak ve özgürlükler artık bir lütuf ya da bağış olmaktan çıkmış, sahibine teslim edilmesi gereken bir zorunluluk haline gelmiştir. Farklılık ve çeşitliliği tehlikeli gelişme olarak nitelediğimiz sürece, özgürlük alanlarını genişletemeyiz. Dini, ırkı, mezhebi ya da herhangi bir ideolojinin mensupları kendi dışındakilerine ev sahibi edasıyla duruş sergileme hakkına sahip değildir. Hangi farklılığın mensubu olursa olsun, bu topraklarda yaşayan 76 milyonun her ferdi, bu ülkenin gerçek ev sahibidir. Biz, bütün  farklılıkların, kandilleri değişik olsa da yansıyan ışıklarının aynı olduğuna inanıyoruz. Toplumun yüreğinde ve gönüllerinde oluşan sorunları ancak bu anlayışla çözebiliriz. Herkesin kendi doğrularını ve kırmızı çizgilerini sorgulama zamanıdır. Ayrışmaya yol açan bir tarih bilincinin sorgulanması ve temizlenmesi bir arada yaşama irademize güç  katacaktır.

Din, mezhep, felsefe, hukuk, kültür, sanat, bilgi ekonomi her neyse, bütün bunlar insanlık onurunu yüceltiyorsa azizdir, kutsaldır saygı değerdir. Bu evrensel değere katkısı olmayan inanç ve düşüncelerin itibarlı olduğundan söz edilemez.

Farklılıkların da Allah tarafından   yaratıldığı  bilincini gözeterek, sahiplerine saklanmadan, çekinmeden, utanmadan, özgürce yaşayabileceği bir iklimi sağlamak hepimizin insanlık görevidir.

Son söz olarak diyeceğim odur ki; hangi inancın, hangi düşüncenin mensubu olursa olsun Hrank Dink’in deyimiyle “güvercin ürkekliği” içinde yaşamaya mahkum edilmesi zalimliktir.

Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum.  5 Kasım 2013

Haşim KILIÇ
Anayasa Mahkemesi Başkanı
T.C. Anayasa Mahkemesi © 2018
Ziyaretçi Sayısı :