Mahkememiz Başkanı Sayın Haşim KILIÇ'ın 27 Eylül 2013 Tarihinde Muş Alparslan Üniversitesinin 2013-2014 Öğretim-Eğitim Yılının Açılışında Yaptığı Konuşma

Değerli Konuklar

Alparslan Üniversitesinin saygıdeğer mensupları

Sevgili Öğrenci Kardeşlerim

Basınımızın Kıymetli Mensupları

Muş Alparslan Üniversitesinin 2013-2014 öğretim yılının açılış töreninde aranızda bulunmaktan duyduğum olağan üstü mutluluğu belirterek sözlerime başlıyorum.

Mutluyum; çünkü ruh dünyamın huzur bulacağı aynı duygu ve düşünceleri paylaştığım has insanların topraklarında bulunuyorum.  Millet olarak ilk defa ayak bastığımız Anadolu’nun giriş kapısındayım. 1071 yılından gelen burcu burcu kokuların varlığını hissediyorum. İki medeniyetin çarpıştığı, birinin yok olduğu,  diğerinin ise cihan imparatorluğuna dönüşerek oluşturduğu kutlu bir medeniyetin mensubu olmanın onurunu ve gururunu yaşıyorum.

Nasıl mutlu olunmaz ki?

Büyük Selçuklu sultanı Alparslan’ın Anadolu kapısını açtığı bu aziz topraklarda yaşamak onur verici bir ayrıcalıktır. Bunun mutluluğunu, gururunu hücrelerinize kadar hissetmelisiniz.        

Değerli Kardeşlerim,

Ben Üniversiteleri düşüncelerin, inançların ve bunları ifade edebilmenin öz anayurdu olarak tanımlıyor ve niteliyorum. Bu nedenle Üniversiteler temel hak ve özgürlüklerin , insan onurunun, demokrasinin, barışın, farklı olma hakkının, bilimin ve teknolojinin enerji merkezleri olmuştur. Bu değerleri besleyen, büyüten ve yaşatan bu kutlu çatılar toplumun her zaman göz bebeği olmuştur.

Bir başka anlatımla

Tüm özgürlüklerin dağıtımının yapıldığı kavşak noktası olarak nitelenen ifade özgürlüğünün yaşadığı mekandır üniversiteler. Varoluşumuzun en ayırtedici özelliği olarak tanımlanan akıl ve düşünce, insanoğlunun yaratılanların en şereflisi olarak kabul görmesini sağlamıştır. “Düşünüyorum o halde varım” diyen Descart’da insanın varlık sebebini,  düşünmek ve düşündüğünü  ifade edebilme ile açıklamaktadır. Denilebilir ki düşünmek ve  düşündüğünü ifade edebilme  özgürlüğü yoksa, insanda yoktur.  Yaratılış bu gerçek üzerine kurulmuş, ölüm ötesi sorumluluk tezini ortaya koyan öğretiler de eşrefi mahluk kavramını akıl ve düşünce ile izah etmişlerdir. Kimine göre, hayat hakkından bile öncelikli olan düşünceyi ifade özgürlüğü, insan olmanın tek şartı olarak kabul görmüştür.

Bilgi ve fikir alma, kanaat sahibi olma, ve bunları açıklamayı içinde barındıran ifade özgürlüğü, insanlık tarihi sürecinde  çok  çetin mücadelelerin konusu olmuş ve en değerli varlıklar bu uğurda feda edilmiştir. Birey olarak, devlet olarak, yada basın mensubu kimliğimizle bugün ifade özgürlüğü konusunda özgeçmişimizi sorgulayarak, gelecek kuşaklara sorun bırakmamanın gayreti içinde olmamız gerektiğini belirtmek istiyorum. Amacımız, çağdaş dünya uygulamaları ile örtüşmeyen ifade ve inanç özgürlüğüne ilişkin sorunlu alanların, ortaya konularak onarıcı ve tedavi edici anlayışların  ışığında çözümünü sağlamaktır.

Yaratılanların en şereflisi olan insanı bu denli önemli yapan şüphesiz ki sahip olduğu insan onurudur. Hukuk Devletinin koruduğu, koruması gerektiği de budur. Zira hak ve özgürlüklerin de temeli, özü, amacı onurlu bir hayat yaşamaktan başka bir şey değildir. Demokratik  Hukuk devleti de  insan onurunun   yegane güvencesidir. Başka bir anlatımla Anayasa’nın 2. maddesinde öngörülen değiştirilemez nitelikteki ilkeler de gücünü ve kaynağını insan onurunun dokunulmazlığından almaktadır. Ticarileşen, resmileşen ve tekelleşen inançların, ideolojilerin insan onuruyla yakınlığı yoktur. Hak ve özgürlükler çağını yaşayan insanoğlu dünyanın en ücra köşesindeki insan onuru ihlaliyle yakından ilgilenmektedir.   Çünkü insanlığın ortak paydası sahip oldukları onurlarıdır. Konuştuğu gibi düşünen, düşündüğü gibi konuşan çok sesli bir toplumda “insan sayısınca düşüncenin üretildiği” ve bunun güvence altına alındığı bir  hayatı sunamayanların ayakta kalma şansı yoktur.

Hukuk devleti, topluma sağlıklı ve güven içinde yaşanır bir ortam sağlamayı taahhüt ediyor. Bu yükümlülüğün sorumluları ise yasama, yürütme ve yargı organları olup, Hukuk devletinde bu organların  insan onuruna yakışan bir hayat sağlamak görevi vardır.  Sağlanan bu hayatta ise kendine güvenen, risk alan, suskun ve uslu değil, sorgulamayı görev kabul eden bireyler yetişir.  Hak ihlalleri,  baskı ve dayatma, insanları kendisine ait olmayan sahte bir hayatı yaşamaya mecbur etmektedir. Demokrasinin imkanlarından yoksun kalanlar, ona yabancılaşır ve bağlılıklarını kaybederek hukuk dışı yöntemlerle seslerini duyurmaya çalışır. Baskılayarak içinden düşün, içinden konuş yada içinden inan, mantığı devlete düşman yaratmaktan başka sonuç doğurmamaktadır. Bunun içindir ki hak ve özgürlükler alanında uluslararası  sözleşmeler imzalanmış ve bunu denetleyen mahkemeler oluşturtarak küresel bir vicdan denetimi sağlanmaya çalışılmıştır.

Değerli Konuklar,

Hak ve özgürlüklerin  barış içinde  yaşanmasında en başarılı ve yürekli sistem olarak tanımlanan demokrasi, bize özgü uygulamaların ön plana çıkmasıyla evrensel anlayışı etkisiz ve tartışılır hale getirmiştir. İki yüzlü  anlayışlar ve uygulamalar demokrasi inancını yok etmekte, kin ve nefret duygularının gelişmesine imkan sunmaktadır. Gelişen bu duygular söyleme ve daha sonra da eyleme dönüşmektedir. Buna bağlı olarak ırk, din ve mezhep bağlamında hızlanan ayrışmalar kaygı vericidir.  Siyasi aktörler evrensel değer ve doğruları çok çabuk terkedebilmektedir.  Büyük emek, ter ve gözyaşı ile oluşturulan bu değerler küçülürken, nefret söylemi ve eylemleri büyümektedir.  Bunun sonunda elde edilen  tek sonuç, yoğun hak ihlalleri ve ağır yara almış insanlık onurudur.

İnsan tüm varlığın özü ve özetidir. İnsan da ancak onuru ile insandır. Onursuz bir insanlık düşünülemez. Ancak, son yıllarda dünya da yaşanan olaylar maalesef insandan daha kıymetli varlıkların olduğunu ortaya koymaktadır. Bir damla petrolün insan onurundan üstün olduğu vahşi bir çağı yaşıyoruz. Irk, din, mezhep ve gelir paylaşımı adına hareket edenler çocukları bile acımasızca katledebilmektedir. Yurtlarından yoksun bırakılan milyonlarca insan aç, sefil ve çaresiz bir durumda kendilerine sahip çıkacak bir nefes beklemektedir. Bu felaketi yaşayanlar din, ırk ve  mezhep farkı gözetmeden sadece insan oldukları için kendilerine uzanacak ellere ihtiyaç duymaktadır. İnsanlık onurunu ancak insan olanlar savunabilir. Bu göreve sahip çıkarak katkı sunmalıyız. Kendi mutluluk ve refahını başkalarının felaketi üzerine inşa edenleri insan olarak tanımlayamayız.

Sevgili Öğrenciler

Değerli Kardeşlerim

Üniversitelerimizin temel dinamiklerinden biriside “Farklı olma hakkının” sorunsuz ve yoğun yaşanması gereken en temel kurumların başında olmasıdır. Bu aynı zamanda bilimsel özerkliğinin ve özgür yapısının olması gereken en doğal sonucudur. Farklılıklar olmasaydı doğrulara nasıl ulaşacaktık. Farklı olma Allahın iradesidir. Ondan iz ve işaretler taşır. Derviş Yunus “yaratılanı severim yaradandan ötürü” derken de bu iradenin mesajını veriyordu. Farklılıkları ötekileştirmeden bu gözle yaklaşabilirsek siyaset hukukunun yarattığı Demokrasinin “çoğulculuk” niteliğine ulaşmış olursunuz. Başka bir ifadeyle “çoğulculuk” yaratılışın özünde vardır da diyebiliriz. Bu eksende yaşayarak farklılıkların güzelliğini ve lezzetini ortaya çıkarma başarısını gösterebilmeliyiz.

Demokrasi, çözüm olarak demokratik sabır hoşgörü ve güven ortamında tanışmayı, konuşmayı ve uzlaşmayı öneriyor. Ve diyalog çağrısı yapıyor. Bağlantı kurulamaz ise tanışamayız ve sevginin gücünden faydalanamayız. Eflatun’un ifade ettiği gibi diyalog “doğruyu tespit etme yöntemidir”. Ötekini yenerek zafer kazanma duygusunun karıştığı diyalog kültürü sorun çözemez.

Bizler bütün dünyayı vatanımız, bütün insanlarıda vatandaşlarımız olarak gören bir anlayışın sahipleri olmadıkça insanlık onurunu koruyamayız.

Değerli Gençler

Bu yuvadan aldığınız ışıkla ülkemizin yarınlarını daha da aydınlatmak üzere hizmet nöbetini sizlere devredeceğiz. Çağı yakalama inancıyla hazırlayacağınız, evrensel değerlerle örtüşen ekonomik, sosyal, siyasal ve hukuksal çözüm projelerinizi insan onurunu yüceltmek üzere şimdiden hazırlamaya başlayınız. Bilginize, inancınıza ve taşıdığınız insanlık onuruna güveniyoruz. İnanıyorum ki bu değerler size yanlış yaptırmayacaktır.

Üniversitenizin onarıcı, düzeltici ve tedavi edici gücünü kullanarak insanlık onurunu yücelteceğinize ve dünya barışına önemli lojistik destek sağlayacağınıza olan inancımı  belirterek,  Yeni öğretim yılınızda sizlere ve değerli hocalarımıza başarılar diliyor en içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Haşim KILIÇ
Anayasa Mahkemesi Başkanı
T.C. Anayasa Mahkemesi © 2018
Ziyaretçi Sayısı :