BASIN DUYURUSU

28/9/2018

BB 55/18

Hazırladığı Rapordan Sonra Ölüm Tehdidinde Bulunulması ve
Şüphelilerin Etkin Cezalandırılmaması Nedeniyle Yaşam Hakkı ile
İfade Özgürlüğünün İhlal Edilmesi

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 18/4/2018 tarihinde, Baskın Oran (B. No: 2014/4645) başvurusunda Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının, 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve başvurucuya tazminat ödenmesine karar vermiştir.

Olaylar

Dış politika ve insan hakları konularında akademik çalışmaları olan başvurucu, olay tarihi itibarıyla ulusal çapta yayın yapan iki gazetede yazarlık yapmaktadır.

Başvurucu, olayların yaşandığı tarihlerde Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliği ile onun alt komisyonu olan Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Alt Komisyonu başkanlığını yürütmektedir.

Başvurucu, başkanlığını yaptığı çalışma grubu tarafından hazırlanan “Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu”nun (2014) kamuoyuna ilan edilmesinden sonra resmî ve sivil kaynaklardan saldırgan açıklamaların ve sözlü saldırıların hedefi hâline geldiğini iddia etmiştir.

Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmesinin ardından aynı gazetede yazılar yazan başvurucuya yönelik tehditlerin artması üzerine kendisine koruma tahsis edilmiştir.

2008 yılında bir örgüt adıyla ilgili gazetenin e-posta adresine, başvurucuya yönelik ölüm tehdidi mesajı gönderilmiştir. Bu tehdit üzerine Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunan başvurucu, ilerleyen günlerde yine aynı yerden tehdit mesajı almış ve durumu ilgili makamlara bildirmiştir.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ilk tehdit mesajıyla ilgili başvuruyu gazetenin merkezinin bulunduğu İstanbul’a yönlendirmiş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da suçun Mersin’de işlendiği gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek dosyayı Adana’ya göndermiştir.

 Adana Cumhuriyet Başsavcılığı hazırladığı iddianameyle şüphelilerden B.Ş.nin cezalandırılması talebiyle kamu davası açmış, diğer şüpheliler hakkında ise soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir.

Adana Ağır Ceza Mahkemesinin; suçun, mesajın gönderildiği İstanbul’da oluştuğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek İstanbul’a gönderdiği dosya, oradan da başvurucunun ikamet ettiği Ankara’ya iletilmiştir.

Dosya, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinden görevsizlik kararı verilerek nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. İlgili Mahkemenin de yetkisizlik nedeniyle görevsizlik kararı vermesi üzerine ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümü için dosya Yargıtay’a iletilmiştir. Yargıtay, Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararını kaldırmıştır. Sulh Ceza Mahkemesi konunun görev alanına girmediği gerekçesiyle dosyayı nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine göndermiştir.

Asliye Ceza Mahkemesi, sanığın durumunu yargılama süreci içinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi kapsamında değerlendirerek kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir.

Ağır Ceza Mahkemesinin, başvurucunun bu karara yaptığı itirazı kabul etmesi üzerine yeniden yargılama yapan Asliye Ceza Mahkemesi, sanığın alt sınırdan cezalandırılmasına fakat hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir Bu karara karşı yaptığı itiraz reddedilen başvurucu bireysel başvuruda bulunmuştur.

İddialar

Başvurucu; azınlık ve kültürel haklar alanında yaptığı çalışmalar dolayısıyla aldığı ölüm tehditleri ile ilgili yapılan soruşturmanın makul sürede tamamlanmaması, delillerin yeterli şekilde araştırılmaması ve sanığın etkili bir şekilde cezalandırılmaması nedenleriyle yaşam hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini öne sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

1. Yaşam Hakkının İhlaline İlişkin İddia Yönünden

 Kamu görevlilerinin veya özel kişilerin eylemlerinden kaynaklanan, yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarını içeren bir başvurunun bu hak kapsamında incelenebilmesi için eylem sonucunda yaşamın sonlanması veya eylemin ağırlığının düzeyinin ilgilinin yaşamına yönelik somut, yakın bir tehdit içermesi, kişinin bu koşullar altında yaşamını sürdürebiliyor olmasının şanslı bir tesadüf olarak açıklanabilmesi gerekir.

Somut olayda, kamuoyunda tanınan, görüşleri nedeniyle marjinal bir grubun tepkisini çeken başvurucunun yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehdidin bulunduğu ve yetkililerin de bu tehdidin varlığından haberdar olduğu görülmektedir. Başvurucunun yazılı olarak aldığı tehditlerin kendisini son derece haklı bir endişeye sevk ettiğinin kabulü gerekir.

 Yetkililerin başvurucunun yaşamına yönelik tehlikeden haberdar olmalarına rağmen olayın faili olarak tespit edilen kişiyi caydırıcı bir şekilde cezalandırmadıkları iddialarından kaynaklanan şikâyetlerinin yaşam hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin usul boyutu üzerinden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Başvurucu kendisine yönelik tehditlerde bulunan kişinin caydırıcı bir şekilde cezalandırılmadığından şikâyet etmiştir. Şüphelinin örgüt bağlantısının yeterince incelenmediği yönündeki şikâyetleri Anayasa Mahkemesince de dikkate değer bulunmuştur. Şüphelinin eyleminin nitelendirilmesinin ve cezasının esaslı bir biçimde hafif olmasının başvurucunun şikâyetinin ana nedeni olduğu dikkate alındığında örgüt bağlantısı konusunda araştırma eksikliğinin yargılama sürecinin tümünü olumsuz etkilediğinin altının çizilmesi gerekir.

Başvurucunun şikâyeti üzerine başlatılan soruşturma ve yargılama süreci yaklaşık altı yıl sürmüştür. Bu sürenin büyük bir kısmı şüphelinin tespiti, ardından yargılamayı yapacak mahkemenin tespitinde görev ve yetki sorununun çözülmesi için geçirilmiştir.

Başvurucu ayrıca bu sürece etkin bir şekilde katılma olanağı bulamadığını, ilk derece mahkemesinin esas hakkında ilk duruşmada karar verdiğini de ileri sürmüştür. Yargılama sürecini takip etme imkânı olan başvurucunun hangi sebeple sürece katılamadığı hususunda açıklama yapılmadığı görülmüştür. Görev ve yetki sorunları nedeniyle dava sürecinin uzaması kamu makamları yönünden yaşam hakkının usul yükümlülüklerine açık bir aykırılık teşkil etmektedir. Etkinlik konusunda ideal olmaktan uzak bir görünüm sergileyen yargı makamlarınınu yönüyle yaşama yönelen tehdit üzerinde caydırıcı etkiden uzak olduğu değerlendirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

2. İfade Özgürlüğünün İhlaline İlişkin İddia Yönünden

İfade özgürlüğü alanında devletin pozitif yükümlülüklerinin dayanağını Anayasa'nın 5. maddesi oluşturmaktadır. Bu madde ışığında yorumlandığında ifade özgürlüğünün etkin kullanımı konusunda yazar ve gazeteciler için etkin bir koruma sisteminin oluşturularak ilgililerin fikir ve düşüncelerini korkusuzca ifade etmelerine imkân sağlayacak tedbirlerin alınması, kişilerin toplumsal tartışmalara katılımı için uygun bir ortam yaratılması devletin ifade özgürlüğü alanındaki pozitif yükümlülüklerinin önemli bir parçasıdır.

Başvurucu, akademik ve yazın yaşamının önemli bir kısmında azınlık hakları çalışmıştır; olayların meydana geldiği tarihte ve hâlen benzer konularda çalışmaktadır. Anayasa Mahkemesi, azınlık hakları konusundaki çalışmalarından ötürü ölüm tehditleri almasından sonra adli makamların etkisiz soruşturma ve kovuşturmaları nedeniyle başvurucunun güvenle yürütebileceği bir ortamın varlığından söz edilemeyeceği kanaatindedir. Etkisiz yargısal süreçlerin başvurucunun düşünce açıklamaları üzerinde caydırıcı bir etkisinin olduğu kabul edilmiştir. Bu itibarla ifade özgürlüğü kapsamında devletin pozitif yükümlülüklerinin gereğinin somut olayda yerine getirilmediği sonucuna ulaşılmıştır. 

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve başvurucuya tazminat ödenmesine karar vermiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2018
Ziyaretçi Sayısı :