Basın Duyurusu No: BB 31/17
08.11.2017

İNTİHARA EĞİLİMLİ HÜKÜMLÜLER VEYA TUTUKLULAR YÖNÜNDEN GEREKLİ TEDBİRLERİN ALINMAMASI NEDENİYLE YAŞAMA HAKKININ İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN KARARIN BASIN DUYURUSU

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 21/9/2017 tarihinde Serfinaz Öztürk (B. No: 2014/18274) bireysel başvurusunda, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucu, bir ceza infaz kurumunda hükümlü olarak tutulmaktayken 20/3/2014 tarihinde yaşamını yitiren 1981 doğumlu U.Ö.nün annesidir.

Ceza infaz kurumu psikoloğu tarafından 7/3/2014 ve 17/3/2014 tarihlerinde,  bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesi (hastane) tarafından 18/3/2014 tarihinde muayene edilen U.Ö.nün pasif intihar eğiliminin bulunduğu belirlenmiş ve hastane tarafından kendisine ilaç reçete edilerek iki hafta sonra kontrole gelmesi istenilmiştir. Hastane, ayrıca U.Ö.nün psikotik bozukluklar yaşadığını tespit etmiştir.

U.Ö., yargılandığı bir davanın duruşmasına katılmak üzere 20/3/2014 tarihinde ceza infaz kurumundan çıkarılmış; duruşmaya katıldıktan sonra tekrar ceza infaz kurumuna getirilerek saat 14.45'te kaldığı odaya konmuştur. Diğer hükümlüler tekstil atölyesinde çalıştığı için bu sırada söz konusu odada başka bir hükümlü veya tutuklunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Odaya yerleştirilmesinden sonra bir infaz ve koruma memuru eşliğinde saat 16.10 sıralarında aynı odaya getirilen başka bir hükümlünün yetkililere haber vermesi üzerine U.Ö.nün, odada bulunan çamaşır ipiyle kendini astığı ve yaşamını yitirdiği anlaşılmıştır.

U.Ö., yaşamını yitirmeden önce ceza infaz kurumu müdürlüğüne 20/3/2014 tarihinde başvurmuş ve reçetesinde yazılı ilaçların kendisine verilmesini talep etmiştir. Söz konusu ilaçlar 20/3/2014 tarihinde özel bir eczaneden alınmış ancak aynı gün intihar ettiği için bu ilaçlar U.Ö.ye verilememiştir.

Cumhuriyet başsavcılığı olay hakkında soruşturma açmış ve olay yeri incelemesi ile ölü muayene ve otopsi işlemlerini gerçekleştirmiştir. Kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla yapılan klasik otopsi işlemi sonucunda, ölümün ası sonucu meydana geldiği değerlendirilmiştir. Cumhuriyet başsavcılığı tarafından ceza infaz kurumuna yazı yazılarak kurumlarında bulunan hükümlülerin sayısı, kaç tanesinde pasif intihar eğiliminin bulunduğu ile pasif intihar eğilimi bulunanlar hakkında özel bir uygulama yapılıp yapılmadığı sorulmuştur. 

Kurumca verilen yazılı cevapta, hükümlü ve tutuklular hakkında ilgili hastanelerin vermiş olduğu raporlara göre hareket ettikleri ve ölüm düşünceleri olan ancak aktif intihar eğilimi olmayan hükümlü ve tutuklular hakkında ise hükümlü ve tutuklu sayısının fazla olmasından, ayrıca kurumun fiziki yapısının ve uzman personelin yetersizliğinden dolayı özel bir önlem almadıkları bildirilmiştir.

Cumhuriyet başsavcılığı, ceza infaz kurumunun müdürleri ile infaz ve koruma memurlarından bir kısmının ifadesini şüpheli sıfatıyla almış; adı geçenler, olayda ihmal veya kastlarının bulunmadığını belirterek suçlamaları kabul etmemişlerdir. Cumhuriyet başsavcılığı, söz konusu kamu görevlilerinin görevlerini kötüye kullandıklarına veya ihmal ettiklerine ilişkin yeterli delil ve şüpheye ulaşılamadığı gerekçesiyle olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş, başvurucunun bu karara itirazı sulh ceza hâkimliğince kesin olarak reddedilmiştir.

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu, yetkililerce oğlunun intihara eğilimli olduğunun farkına varılmasına rağmen bu konuda gerekli tedbirlerin alınmaması nedeni ile yaşamını yitirdiğini ve bu olayda sorumlulukları bulunan kamu görevlileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek,  Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespiti ile sorumlular hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi talebinde bulunmuştur.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi bu iddia kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

Somut olaydaU.Ö.nünceza infaz kurumu yetkililerinin dikkatini çekebilecek derecede intihara eğilim gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu durum, hastanenin U.Ö.nün psikotik bozukluklar yaşadığı ve pasif intihar eğiliminin bulunduğu yönündeki tespitiyle de belgelendirilmiştir. Dolayısıyla U.Ö.nün kendisine zarar verme riskinin bulunduğunun yetkililerce bilindiğinin, en azından bilinmesi gerektiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.

Bu durumda somut olayın koşulları çerçevesinde U.Ö.nün sağlığının korunması ve kendisine zarar vermemesi açısından önleyici bazı tedbirlerin alınması gerektiği açıktır. Öncelikle psikolojik rahatsızlığı bulunan bir kişiye önerilen tedavinin kişinin kendi inisiyatifine bırakılmasının bazı durumlarda sakıncalı sonuçlara yol açabileceği belirtilmelidir. Somut olayda U.Ö., intihar eğiliminin bulunduğunun anlaşılması üzerine hastaneye sevk edilerek burada muayene edilmiş ancak muayene neticesinde kendisine önerilen tedavi ile ilgili olarak herhangi bir destek almaksızın intihar ederek yaşamını yitirmiştir.

Ceza infaz kurumunda tutuklu ya da hükümlü olarak bulunan kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için oluşturulan sistemin yalnızca teoride değil uygulamada da etkili olması gerekir. U.Ö.nün sağlık durumu hakkında konulan teşhise ve bu kapsamda önerilen tedaviye gereken önem verilmediğinden, yaşamının korunması için ek özel bir tedbir de alınmamış; U.Ö, ceza infaz kurumunun bu tarz sorunları bulunan tutuklu ve hükümlüler için ayrılan özel bölümlerinde kalma imkânı kendisine sağlanmadan ve yaşam hakkının korunması için hiçbir tedbir alınmadan, dahası kendisine önerilen ilaçlar dahi verilmeden intihar eylemini kolaylaştırabilecek nitelikte bir çamaşır ipinin de bulundurulduğu bir odaya tek başına konulmuştur.

Tüm bu koşullar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve/veya hükümlülerin yaşam ve sağlıklarının korunması için oluşturulan sistemin etkili bir şekilde işlemediği ve U.Ö.nün yaşamının korunması için gerekli olan tüm tedbirlerin alındığının söylenemeyeceği sonucuna varılmıştır.

Ayrıca, olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasında, U.Ö. ye reçete edilen ilaçların temini hususunda yaşanan gecikme hakkında Cumhuriyet başsavcılığı tarafından herhangi bir değerlendirme yapılmadığı kanaatine varılmıştır. Bunun yanında soruşturmada, olayın gerçekleştiği ceza infaz kurumunda pasif intihar düşünceleri olan hükümlüler veya tutuklular hakkında ek özel tedbirler alınmamasının tıbben doğru bir yaklaşım olup olmadığı araştırılarak bir sonuca varılmadığı değerlendirilmiştir. Oysa bu tür olaylarda gerektiği takdirde pasif intihar eğiliminin ne anlam ifade ettiği ile bu tarz şikâyetleri bulunan ceza infaz kurumundaki kişiler hakkında hiçbir ek önlem alınmamasının doğru bir yaklaşım olup olmadığı araştırılarak bir sonuca varılması, yaşama hakkının etkili soruşturma yürütülmesi yükümlülüğüne ilişkin usul yönü bakımından daha yerindedir.

Sonuç olarak başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamı koruma yükümlülüğünün ve yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :