Basın Duyurusu No: BB 25/17
19.09.2017

PERSONELE SİYASİ PROPAGANDA YAPAN ASKERİN CEZALANDIRILMASININ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İHLAL ETMEDİĞİNE İLİŞKİN KARARIN BASIN DUYURUSU

(Karara ulaşmak için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 6.7.2017 tarihinde Engin Kabadaş tarafından yapılan bireysel başvuruda (B. No: 2014/18587), Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucu, kurmay albay rütbesi ile Çankırı 28. Mekanize Piyade Tugay komutan yardımcılığı görevini yürütmekte iken 2007 yılının Kasım ve Aralık aylarında, üstlerinden aldığı emirler doğrultusunda Komutanlıkta görevli personel ve ailelerinin "bilgilendirilmesi" ve "bilinçlendirilmesi" amacıyla katılımın zorunlu olduğu Atatürkçü düşünce sistemiyle ilgili bir dizi konferans vermiştir.

2011 yılının Nisan ayında, başvurucunun verdiği konferanslarda kaydedilen sesler ve slayt görüntüleri çeşitli İnternet sitelerinde yayımlanmış aynı yılın Haziran ayında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Savcılığı, siyasi faaliyette bulunmak suçundan cezalandırılması için başvurucu hakkında kamu davası açmıştır. 2012 yılının Nisan ayında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesi başvurucunun siyasi faaliyette bulunmak suçundan cezalandırılmasına karar vermiş fakat Askerî Yargıtay 2. Dairesi mahkûmiyet hükmünün usul yönünden bozulmasına karar vermiştir.

Bozma sonrası yapılan yargılamada başvurucu, yayımlanan slayt görüntülerini inkar etmiş; sesin kendisine ait olmakla birlikte kes-yapıştır yöntemleriyle farklılaştırıldığını, delillerin hukuka uygun olmadığını ileri sürmüştür. Bilirkişi incelemesi ve tanıkların yeminli beyanlarını alan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesi, 22.04.2014 tarihli kararı ile başvurucunun siyasi faaliyette bulunmak suçundan tekrar cezalandırılmasına karar vermiştir.

İlk Derece Mahkemesi, kararında İnternet sitelerinde yayımlanan kayıtların hükme esas alınamayacağı sonucuna varmıştır. Bununla birlikte Mahkeme çok sayıda tanık deliline ve başvurucunun olay tarihinde kullandığı kurum bilgisayarından elde edilen slayt görüntülerine dayanmıştır. Başvurucu söz konusu slayt görüntülerini kendisinin hazırlamadığını ileri sürmüş ise de Mahkeme dosyanın oluşturulma tarihi ile suç tarihinin uyumlu olduğunu tespit ederek başvurucunun itirazlarını reddetmiştir.

Mahkemeye göre başvurucu, askerî personel ve onların eşlerine yönelik olarak tertip edilen bir dizi konferansta, ülkenin genel politik seyrine ilişkin yorumlar yapmış, 2007 yılında yeni seçilmiş olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile o tarihlerdeki Hükûmet üyelerini ve Hükûmet politikalarını eleştirmiş, Hükûmetin irticai faaliyetler yaptığını ileri sürmüş ve bazı siyasetçilerin eşlerinin başörtülü olmasından yakınmıştır. Mahkeme, başvurucunun konferanslar sırasındaki sunum ve sözleri ile dinleyicilerin siyasi tercih ve görüşlerini etkilemeyi hedeflediğine ve bunun siyasi faaliyette bulunmak suçunu oluşturduğuna karar vermiş; başvurucunun 780 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

Askerî Yargıtay 2. Dairesi, temyiz itirazlarını reddederek İlk Derece Mahkemesinin kararını onamıştır.

Başvurucuların İddiaları

Başvurucuya göre İnternette yayımlanan ses ve slaytları içeren video hukuka aykırı olarak elde edilmiş delildir ve daha sonra elde edilen tüm deliller de hükme esas alınamayacak delillerdir. Bu sebeple başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. İkinci olarak başvurucu, kullandığı sözlerden dolayı cezalandırılmasının ifade özgürlüğüne de aykırı olduğunu ileri sürmüştür.    

Mahkemenin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi bu iddialar kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

Başvurucunun video delili dışındaki delillerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiğine ilişkin bir iddiası bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesi bu delili hükme esas almamıştır. Mahkemenin diğer delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin değerlendirmesinde bir keyfilik de bulunmamaktadır. Dolayısıyla ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli ve ölçülü olup olmadığına ilişkin değerlendirmelerin Mahkemenin diğer delillere dayanarak somut olaylara ilişkin vardığı kabul üzerinden yapılması gerekir.

İlk olarak başvurucu, Atatürk ilke ve inkılaplarına ilişkin anlatımları nedeniyle değil, olayların yaşandığı tarihte Hükûmette olan siyasetçilere ve güncel siyasi konulara ilişkin beyanları nedeniyle cezalandırılmıştır.

İkinci olarak mevcut başvuruya benzer başvurular Türkiye'deki asker-siyaset ilişkilerinin tarihinden bağımsız olarak değerlendirilemez. Ülkemizde demokrasinin tarihi, bir ölçüde, az sayıdaki kişinin demokratik olmayan yöntemlerle yönetime gelmelerinin engellenmesi için siyasal kurumları geliştirmenin ve korumanın tarihi olmuştur. Bu itibarla bilhassa askeri olanaklar ve asker sıfatı ile siyasi faaliyetlerde bulunanlar hakkında ceza soruşturması ve kovuşturması açılması anlaşılabilir bir durumdur.

Üçüncü olarak albay rütbesinde bir subay olan başvurucudan, katılımın zorunlu ve katılımcıların emri altındaki askerî personel ve onların eşleri olduğu bir ortamda güncel siyasete ilişkin görüşlerini beyan etmek konusunda daha dikkatli olması beklenir.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun siyasi nitelikteki ifadeleri nedeniyle nispeten düşük miktarda adli para cezası ile cezalandırılmasının Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliklerinden olan demokratik düzenin korunması için gerekli ve ölçülü olmadığı söylenemez.    

Sonuç olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

T.C. Anayasa Mahkemesi © 2016
Ziyaretçi Sayısı :