ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

 

Esas Sayısı : 1991 /2 (Siyasi Parti Kapatma)

Karar Sayısı : 1992/1

Karar Günü : 10.7.1992

DAVACI : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

DAVALI : Sosyalist Parti

DAVANIN KONUSU : Ülkenin ve ulusun bölünmez bütünlüğünü bozacak eylemlerle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın dördüncü kısım hükümlerine aykırı davranışta bulunan Sosyalist Parti’nin kapatılmasına karar verilmesi istemidir.

I- İDDİANAME :

Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 14.11.1991 günlü, SP. 23 Hz. 1991/94 sayılı iddianamesi aynen şöyledir :

“Giriş :

Davalı parti, 1.2.1988 tarihinde İçişleri Bakanlığı’na kuruluş bildiri ve belgelerini vermek suretiyle Sosyalist Parti adı altında tüzel kişilik kazanmıştır. Siyasi Partiler Kanunu’nun 9 uncu maddesi, kurulan partilerin tüzük ve programlarının Anayasa ve Kanun hükümlerine uygunluğunu öngörmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 68 inci maddesinde “Siyasi partilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz”

69 uncu maddesinde ise Cumhuriyet Başsavcılığı “kurulan partilerin tüzük ve programlarının .... Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarını takiben ve öncelikle denetler; faaliyetlerini de takip eder”

Hükümleri yer almıştır.

Bu kurallar ışığında Sosyalist Parti’nin faaliyetlerinin 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 4 üncü kısmında yer alan hükümler açısından yapılan incelemesinde;

Konuyla ildili yasal düzenlemeler:

1- Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sı hükümleri,

2- 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu hükümleri,

Anayasa’nın;

Anayasa metnine dahil olduğu 176 ncı maddede belirtilen başlangıç kısmında “hiçbir düşünce ve mülahaza Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esası karşısında korunamaz.”

3 üncü maddesinde;

“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı “İstiklâl Marşı’dır.”

4 üncü maddesinde;

“Anayasa’nın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

14 üncü maddesinde;

“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılamaz ...

Anayasa’nın hiçbir hükmü Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz.”

66 ncı maddesinde;

“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.”

68 inci maddesinde;

“..... Siyasi partilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.

Sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan Siyasi partiler kurulamaz.”

69 uncu maddesinde;

“.... Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukukî durumlarının anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarını takiben ve öncelikle denetler, faaliyetlerini de takip eder.”

Siyasi Partiler Kanununun;

78 inci maddesinde;

“Siyasi Partiler;

a) Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklinin; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2 nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde, açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, milli marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun ancak Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek;

Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;

Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.”

81 inci maddesinde;

“Siyasi Partiler:

a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.

b) Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar...”

Parti Genel Merkezince Bastırılıp dağıtılan Yayınlar;

1- Sosyalist Parti Yayınları Serhıldan Çağrılar - 2, Sayfa 31’de,

“... bu ülkeyi, bu kavimler kapısını eşit ve gönüllü birliğin olduğu, ulusların kendi geleceklerini özgür olarak tayin ettikleri, isterse özgür olarak birleştikleri bir kardeşlik, bir kültür, bir emekçi vatanı haline getirebilirler.

...........................................

Yaşasın Türklerin ve Kürtlerin kardeşliği,

Yaşasın Türk halkı, Kürt halkı.”

2- Sosyalist Parti Yayınları Kürt Sorunu Çözüm - 4, Sayfa 3’de;

“Çöküntü, rejimin en zalim olduğu, en çaresiz olduğu yerden başladı. Düzen partileri Fırat nehrinin doğusunda bittiler. Kürt halkının yaşadığı topraklarda ... rastlanmıyor”

Sayfa 4’de;

“Düzen partileri Kürt illerinde niçin silindi?

Çünkü bunlar milliyetçidir ve piyasa partileridir.

................................

Türk milliyetçiliği, Kürt sorununun çözüleceği topraklarda iflas etti.

Türk milliyetçiliği kendi sınırını çizmiştir. Anadolu’yu Fırat’ın doğusu ve batısı diye ikiye bölmüştür.

Türk milliyetçiliğiyle birlikte onun düzeni de Fırat’ta boğulmaktadır.

İşte buna rejimin iflası denir”

Sayfa 10’da;

“Devlet, dağdan sonra köyleri ve şehirleri de kaybetti. Bu nedenle çareyi doğrudan kitleleri yıldırmakta buluyor. Böylece devlet terörü Doğu’dan başlayarak Türkiye’ye yeni bir rejim getirmek istiyor ...”

Kürt sorunu, Türk sorunudur” başlığı altında sayfa 11-12-13’de;

“Devlet Kürdü vurmak için beslediği korucunun, özel timin ... maaşını halktan aldığı vergilerle ödüyor. Kürde atılan merminin, sınır ötesi harekâtlarda kullanılan benzinin ... kısacası özel savaşın gideri halkın sırtına yıkılıyor ...

Enflasyona, .... yoksulluğa son vermek için, Kürt sorununa kardeşçe bir çözüm bulmak şarttır.

Kürt sorunu aynı zamanda Türk sorunudur.

...............................

Kürt halkıyla kardeşçe, özgürce, gönül gönüle, barış ve huzur içinde yaşamak, Türkiye halkının ..... ihtiyacıdır.

................................

Türk ve Kürt halkları iki candır.

Cehennemde tek bir Kürt kalsa, bir tek Türk’ün cennete gitmeye hakkı yoktur. Sosyalist parti, son Kürt cehennemden kurtuluncaya kadar mücadeleye kararlıdır.”

Sayfa 15-16’da;

“Sosyalist Parti Fırat’ın iki yakasında da var.

.................................

Sosyalist Parti Türk-Kürt kardeşliğinin partisidir.

.... Sosyalist Parti’nin Kürt sorunundaki kararlılığı sınanmıştır, mücadeleler içinde sınanmıştır, devletin Kürt halkı üzerindeki baskılarına göğüs gererken sınanmıştır .... Kürt yoksul köylülerinin mücadelesiyle kader birliğinde denenmiştir .... Kürt şehir ve kasabalarında binlerce insanı toplayıp korku duvarlarını yıkarken, Türkiye’nin dört bir yanında emekçi halka kürt sorununu anlatırken denenmiştir.

.................................

Partimiz bu bilinci yerleştiriyor. Çözümü halkların kader birliğinde ve mücadelesinde görüyor.

Sosyalist Parti’nin Kürt sorununu çözmek için,

cesareti var,

...............................

mücadelesi var, programı var.”

Demokratik, federal, emekçi cumhuriyeti başlığı altında 16-17-18-19-20 nci sayfalarda;

“- Kürt milleti, kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahiptir. Eğer, isterse ayrı bir devlet kurabilir. Emekçilerin çıkarı, demokratik bir halk devrimiyle tam hak eşitliği ve özgürlük temelinde, gönüllü birliği gerçekleştirmededir. Ayrılma hakkı, gönüllü birliğin her zaman vazgeçilmez koşuludur.

- Birlikte veya ayrı yaşamak milletlerin özgür iradelerine bağlıdır. Bu özgür iradenin ortaya konabilmesi için, Kürt illerinde referandum yapılmalıdır. Referandumda, ayrılmayı savunanlar da özgürce propaganda yapabilmelidir.

- Bugünkü tarihsel koşullarda, iki milletin emekçilerin yararına olan çözüm, iki federe devletin eşit olarak katıldığı, demokratik, federal bir cumhuriyettir. Bu federasyonda iktidar, köylerden ve mahallelerden başlayarak, ilçelerde, illerde, federe ve federal düzeyde demokratik seçimlerle belirlenen halk meclisleri aracılığıyla kullanılır.

İlçe ve il yönetimleriyle, federe hükümetler ve federal hükümet, bu meclislerin yürütme organlarıdır, meclislere karşı sorumludurlar.

Federal Halk Meclisi iki meclisten oluşur, temsilciler meclisi ve milletler meclisi,

Temsilciler Meclisi, belli sayıda yurttaşa bir milletvekili olmak üzere bütün yurt çapında yapılan seçimlerle belirlenir.

Milletler Meclisi, her federe devletten eşit sayıda seçilmiş üyenin katılımıyla oluşur.

Yasalar her iki mecliste çoğunluk kararıyla kabul edilir. Meclislerden birinin reddettiği yasa yürürlüğe girmez.

Çalışma yasası, ceza yasası, medeni yasa, yargı usulü yasaları bütün ülkede yürürlüktedir, federal organlarca kabul edilir.

- Her federe devlette azınlıkların çoğunlukta olduğu ilçe ve illerde halk isterse bölgesel özerklik uygulanır.

- Federal Anayasa, iki milletin ortak anayasasıdır. Her iki milletin ayrı ayrı çoğunluğu tarafından referandumla kabul edilerek yürürlüğe girer. Federe devletlerin ayrıca kendi anayasaları vardır. Federal Anayasa, federe cumhuriyetler tarafından benimsendiği ölçüde giderek artan unsurları kapsar.

- Federal Cumhuriyetin bayrağı ve marşı, Türklerin ve Kürtlerin ortak bayrakları ve marşlarıdır. Ayrıca her federe devletin kendi bayrağı ve marşı vardır. Federasyonun ismi tek bir millete dayandırılamaz.

- Yurt savunması, savaş ve barış sorunları, uluslararası ilişkilerde temsil anlaşmaları yapmak, federal organların yetkisindedir.

- Her federe devlet, yabancı devletlerle ticari ve kültürel alanlarda doğrudan ilişkiler kurabilir, konsolosluklar açabilir.

- Her yönetim kademesinde iktidar bütünüyle halk meclislerinde ve bu meclislere karşı sorumlu olan yerel yönetimlerdedir. Bu yönetim sistemi dışında merkezi idarenin atadığı valilikler, kaymakamlıklar, emniyet ve jandarma örgütü kaldırılır. Bu demokratik yönetim sistemi, aynı zamanda milli eşitlik ve özgürlüğü de güvence altına alır.

Yerel güvenlik örgütleri, yerel meclislere sorumlu olan yerel yönetimlerin emrindedir. Köy güvenlik örgütleri, köy gençlerinden oluşur ve köy kurullarının emrindedir.

- Ulusal ve toplumsal gelişme yanında kardeşliğin de önünde engel oluşturan toprak ağalığı, aşiret reisliği ve her türlü Ortaçağ ilişkisi, köylülerin seferber edilmesine dayanan ve köylü komitelerinin önderlik ettiği bir toprak reformuyla kaldırılır.

Federal Cumhuriyet, piyasa ekonomisinin derinleştirdiği bölgeler arası eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için, ekonomik bakımdan geri bölgelerin yatırım paylarını artırır. Böylece birliğin ekonomik temelini geliştirir ve pekiştirir.

Ekonomide tek bir federal istatistik sistemi uygulanır.

- Her milletin, millî ve dini azınlıkların dillerini ve kültürlerini geliştirme, siyasal çalışma ve örgütlenme hakları ve özgürlükleri güvence altındadır.

- Resmî dil, Türkçe ve Kürtçedir. Her federe cumhuriyette kendi dili esastır. Federal organların kararları iki dilde yazılır. İlkokuldan üniversiteye kadar ve bütün kültür kurumlarında, her iki dilden eğitim, araştırma, basın, yayın, radyo-televizyon vb. iletişim olanakları gerçekleştirilir.

- Kürt milletinin demokratik kültürü, bugüne kadar uygulanan baskılara son verilmesi sayesinde özgürce serpilme olanaklarına kavuşur. İktidar organları, diğer ülkelerde bulunan Türkler ve Kürtlerle demokratik kültür alışverişinin özgürce gelişmesi ve bütün dünya halklarıyla ortak enternasyonal bir kültürün renkli ve çoğulcu bir ortamda boy atması için çalışır.

- Bütün iktidar organları, toplum hayatında ve milletler arasında sorunları zor kullanarak çözen ve şiddeti kutsayan eski kültürün bütün temelleriyle tasfiyesi ve halk içinde barışçı, insana saygılı ve şiddeti hor gören, enternasyonalist bir emekçi kültürünün yayılması için çalışır.

Yaşadığımız toprağın tarihini Malazgirt Savaşı’yla başlatan bağnaz milliyetçi kültüre ve her türden milliyetçiliğe karşı, ülkemizin tarihsel derinliklerinden bu yana çeşitli kavimlerin katkılarıyla zenginleşmiş kültür kaynaklarımızı arayan, koruyan, bu kaynaklardan beslenen demokratik insansever, evrensel ve enternasyonalist bir kültür geliştirilir. Ülkemizin evrensel kültür zenginliğini yansıtan yer isimlerinin değiştirilmesine son verilir, her yer bilinen ve yerleşmiş ismiyle anılır.”

3- Sosyalist Parti Yayınları Serhıldan Çağrıları-1 “karpuz değil cesaret ekin” sayfa: 7-8,

“Kürt Dinamiği , Arkadaşlar, .... ikinci dinamik, Kürt dinamiğidir. Kürtlerin eşitlik, özgürlük, millî hak isteğidir. Türke ne tanınıyor, ........, ona da tanınması talebidir.

1900’lerin başında bir kurtuluş savaşı verildi .... emperyalistlerin bu ülkeye girdiği şartlarda; Türkün Kürdün birbirine muhtaç olduğu, birbirine sarılmak zorunda olduğu, birleşmek ve omuz omuza vermek zorunda olduğu koşullarda, Amasya protokolu’na yazıldı “vatan Türklerin ve Kürtlerin yaşadığı topraklardır” diye. Erzurum ve Sivas Kongreleri beyannamelerinde, tüzüklerinde Kürtlerin içtimai, ırkî , coğrafi hakları kabul edildi. ............ savaş bitti, silahlar duvarlara asıldı, ondan sonra bir resmî ideoloji geldi. .......mücadele için, bu Urfa’nın, Diyarbakır’ın, Malatya’nın adamına sanki ihtiyaç kalmamıştı ...........

O resmî ideolojide Kürtlere yer yoktu. Kürt yoktu. Artık yalnız Türk vardı.

.................................”

şeklindeki görüşlere yer verilmiştir.

4- Davalı Partinin bildiri ve duvar afişleri iddianameye eklenmiştir.

Parti Genel Başkanının Kapalı Salon ve Açık Hava Toplantılarında, Televizyonda Yaptığı Konuşmalar :

1- 24-25 Ağustos 1991 Parti Meclisi toplantısını açış konuşması : (Teori-Eylül 1991 sayısı, Sayfa : 8).

“Sosyalist Parti, Kürt ve Türk halkları arasındaki tek köprü,

Kürt meselesi, bu noktada gümbür gümbür olmamız gerekir.......... Bu düzen Kürt meselesinde iflas etmiştir ve buradan çatır çatır çöküyor......

Biricik çözüm nedir? ......... Bu mesele Kürt halkının iradesine saygı gösterilerek çözülür ......esas çözücü Kürt halkıdır.

........ Kürtlere ne istiyorsunuz diye soracağız .......... yok ayrılmak isterlerse iradelerine saygı duyacağız.

Biz referandum yapacağız. Kürt halkına soracağız........ Hakkari’den başlayıp Antep’e kadar herkese soracağız. Bu topraklarda ayrı bir devlet kurmak istiyor musunuz? Evet mi hayır mı?

Sosyalist Parti birleşmeden yana .........

Ayrılığa zorlayan nedir? Zulümdür. Türk devletinin Kürt halkı üzerindeki zulmüdür. Bu zulmü yıkacağımıza göre zaten zulmü yıkmak da Kürt halkının iradesini kabul etmektir, birliği savunacağız.

.............Sosyalist Parti, iki halkın bir federasyonda birliğini, ortak iktidarını savunacak .......

Sosyalist parti Türk ve Kürt halkı arasındaki son köprüdür.........

......Kürtle kader birliği yapmış; Türk devletine tavır koymuş ve bu tavrını sürdürecek olan Sosyalist Parti’den başka ikinci bir parti yoktur.”

2- 13.10.1991 Ankara-Cebeci pazar yerindeki açık hava toplantısındaki konuşma;

“......... doğuda özel savaşa son vereceğiz...... özel savaşa Türk-Kürt kardeşliği program ...... ile iki milleti eşit düzeye getirerek ve sonunda biçim olarak bir federasyonla çözerek son vereceğiz........ Fırat’ın sınır olmasından rahatsız olduklarını söylüyorlar. Fırat’ı kim sınır haline getirdi, bunlar ......... ekonomi de sınır haline getirdi, orada bir Bangladeş var...... orayı bir ideolojik sınır haline getirdiler bak gidebiliyorIar mı oraya..... oraya gidemeyen burada da kalamaz oraya gidemeyen burada duramayacaktır ..........

Türk ve Kürt milletlerinin bir federasyonda eşit özgür gönüllü birliği Kürt milleti kendi istiyorsa kendi kaderine sahip olarak buna karar veriyorsa bunu kabul ediyorsa eşit özgür gönüllü birlik SP. çözümü budur. Buna mecbur iki halk, iki millet...........

3- 16.10.1991 Şırnak il merkezindeki açık hava toplantısındaki konuşma;

“...........................

Sosyalist Parti diyor ki, arkadaş Kürt sorunu askerle mermiyle çözülemez, Kürt meselesi hürriyetle......, eşitlikle çözülür. Kürt ve Türk milletleri eşit, hakka sahip olmalıdır. Kürt ve Türk milleti bir halk cumhuriyeti kuracaklar...... Biri yaşayacak diğeri ezilecek bir şey yok böyle........

Ezilen Kürt halkının yanında olan Sosyalist Parti’dir..... Kürt halkı yıllardır verdiği mücadeleyi ayağa kalkarak göstermeye başladı...... Kürt halkı yeni bir devrim yapacak.... ezilen Kürt halkı....... sosyalist partiye geliyor......

Buji serihdan, buji halkımız”

4- 17.10.1991 Van il merkezindeki açık hava toplantısındaki konuşma;

Türk milliyetçiliği Fırat’ta boğuldu...... Kürt halkını bu devlet o kadar ezmiş ezmiş adını bile silmiş adını bile yasaklamış ama yasaklamakla olmuyor..... Kürt gerçeği gelip kendini kabul ettirdi..... Türk ve Kürt kardeş olarak kalabilsinler köle oldu mu kardeşlik olmaz biri efendi biri onun yanaşması oldu mu kardeşlik olmaz, ikisi eşit olacak ikisi aynı hakka sahip olacak... Türkle Kürt birleşmezse kurtulamaz....... o aritmetiği bir yere yazacaksın Türkiye halkı artş ezilen Kürt eşittiş- demokrasi, özgürlük ve kurtuluş......

Biji Kürdistan...”

5- 13.10.1991 günü televizyonda yapılan konuşma;

“...... Botan’ın Kürt köylüsü ayağa kalkmış ve kendisinin efendisi olmaya başlamıştır...... ey düzen, sen Kürdün adını mı yasakladın? Kürt halkı ayağa kalkıyor, gündemin ortasına oturuyor, kimliğini eylemiyle kabul ettiriyor, Newrozunu kutluyor....... ezilen Kürt Anayasa yapıyor, kanun yapıyor.”

6- 11.10.1991 günü televizyonda açık oturumdaki konuşmalar:

“...........................

Şimdi bu iç güvenliğin adını koyalım. Kürt meselesidir bu, iç güvenlik sorunu diye koydunuz mu..... jandarmayla çözersiniz. Kürt meselesi diye koydunuz mu demokrasi ve özgürlükle çözersiniz. Şimdi Fırat’ı bu rejim sınır haline getirmiştir. İktisadi sınırdır...... ikincisi siyasi sınır yapmışlardır. Fırat’ı .... üçüncüsü ideolojik sınır, ...... Türk milliyetçiliği Fırat’ta boğuldu, geçemez öte tarafa, ......... çünkü bu topraklarda milliyetçilik olmaz. (sayfa: 62)

.............................

Bu bir Türk sorunudur, aynı zamanda Kürt sorunu...... kardeşçi çözüm Sosyalist Parti’dedir. Bu beş partide milliyetçi oldukları için....... bölücü duruma gelmişlerdir. Kardeşçe, çözüm, bir federasyon öneriyoruz biz. Kürt milletine kendi kaderini tayin hakkı tanınmalıdır. İşte birliğin koşulları o zaman olur. (Say. 64) ....... zorla birlik olmaz. Gönülle kardeşlikle, bu Kürt halkının iradesini sayarak, kabul ederek birlik olur. Sizin çözümleriniz iflas etmiştir. Göreceğiz, Sosyalist Parti’nin çözümü gelecektir. (Say. 65)”

Görüşlerini içermektedir.

Değerlendirme :

Yukarıda özetlenen, yayınlardan ve parti genel başkanının konuşmalarından alınan bölümlerde ayrı “dili” ve “kültürü” olan ve özellikle de “kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahip” Türkiye Cumhuriyeti ülkesi toprakları üzerinde yaşayan “ezilen” bir “Kürt ulusunun” varlığı açık ve seçik bir şekilde kabul edilmiş;

“Türk ve Kürt halkları arasındaki tek köprünün Sosyalist Parti olduğu belirtilip sorunun çözümünün nasıl olacağı anlatılmıştır.”

Sorunda “esas çözücü Kürt halkıdır”; “Kürt milleti, kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahiptir”, “bu özgür iradenin” saptanması içinde “Kürt illerinde referandum yapılmalıdır” Kürt halkı “isterse ayrı bir devlet kurabilir” ancak en iyi çözümün “iki federe devletin eşit olarak katıldığı, demokratik federal bir Cumhuriyet” olduğu vurgulanarak bu cumhuriyetin esasları açıklanmıştır. Buna göre “federal Anayasa, iki milletin ortak anayasasıdır”, “Federe devletin ayrıca kendi anayasaları”; “kendi bayrağı ve marşı” vardır.

“Federal Cumhuriyetin bayrağı ve marşı Türklerin ve Kürtlerin ortak bayrakları ve marşlarıdır.”

“Resmi dil, Türkçe ve Kürtçedir, her federe cumhuriyette kendi dili esastır.”

“Kürt milletinin demokratik kültürü” baskıların sona erdirilmesi sonucu “serpilme olanaklarına kavuşacaktır.”

Böylece sosyalist Parti’nin gerçekleştireceği çözümün de Kürt halkının kendi kaderi,ni tayin yolunda belirleyeceği özgür iradesiyle Anayasa’daki millet bütünlüğü ilkesinden uzaklaşıp, halkının dili ve kültürü aynı Türk ve Kürt uluslarından oluştuğu ilkesine dayalı, iki federe devletin eşit olarak katıldığı federal bir cumhuriyet amaçlamaktadır.

Bu şekilde ileriye sürülen görüş ve benimsenen ilkelere göre davalı Sosyalist Parti;

a) Anayasa metnine dahil olduğu 176 ncı maddede belirtilen başlangıç kısmında “hiçbir düşünce ve mülahaza Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esası karşısında korunamaz.”

b) Anayasa’nın 3. maddesinin 1 inci fıkrasının “Türkiye devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı “İstiklâl Marşı’dır.”

c) Anayasa’nın 4. maddesi “Anayasa’nın birinci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile ikinci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve üçüncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

d) Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasının “anayasada belirtilen hak ve hürriyetlerden hiçbiri devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak ...... veya dil ..... ayrımı yaratmak amacıyla kullanılamaz.”

e) Anayasa’nın 66. maddesinin birinci fıkrasının “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.”

f) Anayasa’nın 68. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkrasının;

“Siyasi partiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler.”

“Siyasi partilerin tüzük ve programları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmeı bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.”

g) 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 4 üncü kısmında yeralan 78 maddenin (a) bendinin “Siyasi partiler, .... Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, ...... dair hükümleri değiştirmek..... dil, ırk, ...... ayrımı yaratmak...... amacını güdemezler.”

h) Aynı Kanunun 81. maddesi (a) ve (b) bendinin “Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.

Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler, bu yolda faaliyette bulunamazlar.”

Biçimindeki buyurucu kurallarına da aykırı davranmış bulunmaktadır.

Sonuç :

Yukarıda gerekçeleri ve yasal dayanakları ile birlikte açıklandığı üzere, davalı Sosyalist Parti’nin;

T. C. Anayasası’nın başlangıç kısmı, 3, 4, 14, 66, 68. maddeleri ile Siyasi Partiler Kanunu’nun 78 inci ve 81 inci maddelerine aykırı olarak devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunduğu,

Sonucuna varıldığından davalı Siyasi partinin 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 101 inci maddesinin a,b,c bentleri gereğince kapatılmasını

Arz ve talep ederim.”

II- DAVALI PARTİNİN ÖN SAVUNMASI :

Sosyalist Parti’nin 29.1.1992 günlü ön savunması aynen şöyledir :

”Usul Yönünden :

1. Dava, Siyasi Partiler Yasası’nın 9. Maddesine Uyulmaksızın Açılmıştır.

İddianame her ne kadar davanın, partinin “faaliyetlerine” dayandığını belirtmekte ise de, iddiaların esası “Kürt Sorununa Çözüm-4” başlıklı broşürle kamuoyuna açıklanan “Kürt Sorununa Çözüm Programı”na yönelmektedir. Kürt Sorununa Çözüm Programı ise Sosyalist Parti Programı’nın 31. maddesinin somutlaşması ve açılımından ibarettir. “Demokratik Federal Emekçi Cumhuriyeti” başlıklı 15 maddeden oluşan “Kürt Sorununa Çözüm-4” herhangi bir metin değil, Kürt Sorununun çözümüne ilişkin Sosyalist Parti’nin programıdır.

Siyasi Partiler Yasası’nın 9. maddesinde “Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ..... partilerin tüzük ve programlarının .... Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu .... öncelikle ve ivedilikle inceler.” denmektedir.

Bu hüküm, kapsamını sadece kuruluş sırasında verilen program ve tüzükle sınırlamıyor. Kuruluştan sonra kabul ve uygulamaya konan tüzük ve programlar için de SPY’nın 9. maddesinde belirtilen yol ve yöntem uygulanacaktır. Siyasi Partiler Yasası’nın 9. maddesine göre, Yargıtay Başsavcılığı’nın yapması gereken, saptadığı eksiklik ve aykırılıkların giderilmesini ilgili partiden istemek ve isteğinin yerine getirilmesi için otuz günlük süre tanımaktır.

SPY’nın 9. maddesine göre Yargıtay Başsavcılığı’nın denetimi, sadece şekli hususları değil, “Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğu”da kapsamaktadır.

Siyasi Partiler Yasası’nın 9. maddesi partiler lehine konmuş bir hükümdür. Bir güvencedir. Açıklama ya da düzeltme olanağı vermek suretiyle bir partiyi kapatma davasıyla yüzyüze gelmekten korumak istenmiştir.

İş bu nedenle, Sosyalist Parti’den, Siyasi Partiler Yasası’nın 9. maddesi gereğince düzeltme ya da açıklama isteminde bulunmaksızın, doğrudan dava açılması yoluna gidilmiş olması hukuka ve usule uygun değildir.

2. Bu Davada Yargılama Duruşmalı Olarak Yapılmalıdır

Talebimizin dayanağı Siyasi Partiler Yasası’nın 98. maddesi ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (CMUK) 387. maddeleridir.

2820 sayılı SPY’nın 98. maddesinde:

“Siyasi Partilerin kapatılması .... Anayasa Mahkemesi’nce, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun hükümleri uygulanmak suretiyle, dosya üzerinde inceleme yapılarak karara bağlanır. Anayasa Mahkemesi gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek için ilgilileri ve konu hakkında bilgisi olanları çağırır.” denilmektedir.

Buna göre siyasi partilerin kapatılması istemiyle açılan davalarda:

a) Kural olarak dosya üzerinde incelemeler yapılacaktır.

b) CMUK hükümleri uygulanacaktır.

c) Gerekli görüldüğü hallerde ilgililer ve bilgisi olanlar dinlenecektir. Öncelikle belirtelim: “Dosya üzerinde inceleme yapılarak karara bağlanır” hükmü, siyasi partilerin kapatılması istemiyle açılan davalarda “duruşma yapılamayacağı” anlamına gelmez. Bu hüküm, genel bir kuralın belirtilmesinden ibarettir.

Bu genel kural “CMUK hükümleri uygulanmak suretiyle” ele alınacaktır. Bu, 2820 sayılı Yasa’nın 98. maddesinin amir hükmüdür.

Yasada öngörülen “dosya üzerinde inceleme yapılarak karara bağlanması” bir özel yargılama usulüdür. Bu usul davamızda uygulanacağı açık olarak belirtilen CMUK’nun Yedinci Kitabı’nda “Hususi Muhakeme Usulleri” başlığı altında düzenlenmiştir. Yedinci Kitabın Birinci Faslında yer alan “Ceza kararnameleri”ne tekabül etmektedir.

Buna göre her ne kadar 386. maddede bazı suçlarda “duruşma yapılmaksızın bir ceza kararnamesi ile karar verileceği” bir prensip olarak öngörülmüş ise de, hemen sonra 387. maddede “duruşma yapılmamasının mahzurlu görülmesi” halinde duruşma yapılabileceği bildirilmiştir.

Bu nedenle; 2820 sayılı Yasa’nın 98. maddesi hükmüne göre CMUK’nu uygulamak durumunda bulunan Anayasa Mahkemesi, Sosyalist Parti’nin kapatılması istemiyle açılan davayı duruşmalı olarak görebilir.

Hatta kanımızca, konunun önemi dikkate alındığında “duruşma yapılmaması mahzurlu görüleceğinden” CMUK’nun 387. maddesi uyarınca duruşma yapılmalıdır.

“Kabahat” nevinden olan suçlar için dahi yasanın duruşma yapılmamasının mahzurlu olabileceğini düşünmüş bulunması dikkat çekicidir. Oysa önünüzdeki davada bir kişinin ötesinde toplumun bir kesiminin siyasal örgütlenmesinin, bir siyasal partinin idamına karar verilebilecektir. Böyle bir davaya duruşmasız karar verilmesi son derece “mahzurlu”dur. Üstelik ceza kararnamelerine itiraz mümkün olduğu halde bu dava sonunda verilecek karar kesindir.

Kaldı ki, savunma açısından salt yazışmaya dayanan duruşmasız bir inceleme savunma hakkının gereğince kullanılamaması sonucunu doğuracaktır.

Öte yandan, konunun duruşmalı olarak ele alınması, uygulamaya da ters düşmeyecektir. Daha önce yürürlükte bulunan 648 sayılı Yasa’nın 108. maddesinde yeralan siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin “dava, Anayasa A1ahkemesi’de duruşmalı olarak görülür” hükmü, Anayasa Mahkemesi’nin 6.5.1991 gün ve E. 1971/27, K. 1971/50 sayılı kararıyla iptal edildikten sonra dahi ortaya çıkan düzenleme “duruşma yapılamayacağı” şeklinde yorumlanmamış: 648 sayılı Yasa yürürlükte kaldığı sürece görülen tüm siyasi parti kapatma davaları, duruşmalı olarak yürütülmüştür. Bu nedenle konunun duruşmalı olarak ele alınması, bu uygulamalarla da bir paralellik sağlayacaktır.

Açıklanan nedenlerle, sözlü açıklama verilmesi ya da parti görevlilerinin çağrılıp dinlenilmesi gibi bir uygulama ile yetinilmeyerek, 2820 sayılı SPY’nın 98. maddesi delaletiyle CMUK’nun 387. maddesi uygulanıp, davamızın duruşmalı olarak görülmesini talep ediyoruz.

II- İddia Makamının Yöntemi Yanlıştır

1. Dava Konusu Belgeleri Bütünlük İçinde Ele Almamıştır

Yargıtay Başsavcılığı, iddianamesini hazırlarken, davaya konu metin ve konuşmaları bir bütünlük içinde ele alıp değerlendirmemiştir. Kimi paragraflardan kelimeler, kimisinden ise cümleler alarak bunları birleştirmek suretiyle yorumlamış ve kapatma isteminde bulunmuştur.

2. İddianamenin Dayandığı Tape Metinler Ehliyetsiz Kişilerce Dikkatsiz Çözülmüştür

Genel Başkan Doğu Perinçek’in konuşmalarına ilişkin kaset çözümleri gerçeğe sadık kalınarak değil, yer yer söylenenin aksi anlama gelebilecek şekilde tape edilmiştir. Örneğin, 17.10.1991’de Van İI Merkezi’ndeki Açık Hava Toplantısı’nda yapılan konuşmaya ilişkin tape metnin en sonuna (Biji Kürdistan) sözcüğü eklenmiştir. Bu iddianamenin 9. sayfasına Genel Başkan Doğu Perinçek’in sözü olarak eklenmiştir. Genel Başkan konuşmasında böyle bir şey söylememiştir. Öte yandan topluluk içinden gelen slogan da “Biji Kürdistan” değil, “Biji Serhıldan” şeklindedir. Kasetler dinlendiği takdirde bu açıkça görülebilir. Keza, 16.10.1991 günlü saat 15.00’de Şırnak İI Merkezi’nde yapılan konuşmanın çözümünün 1. sayfasında, diğer partiler kastedilerek “siz Fırat Nehri’ni sınır haline getirdiniz” cümlesindeki sınır “Silah” olarak değiştirilerek yazılmış ve böylece bu cümle dosyadaki kaset çözümünde “siz Fırat Nehri’ni silah haline getirdiniz” şeklinde yer almıştır. Yine aynı tape metnin 1. sayfasındaki “sansürlü kararname çıkardınız”, “sansürsüz kararname çıkardınız” şeklinde yazılmıştır. Tape metinler benzer hatalarla doludur: Örnekleri çoğaltmaya gerek görmüyoruz. Konuya dikkatinizi çekiyoruz.

3. İddia Makamı Her “Kürt” Sözünün Geçtiği Cümleyi Suçlama Konusu Yapmıştır

İddianame, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin ve Sıkıyönetim Askerî Mahkemelerinin olağanüstü yargılama mantığı ile hazırlanmıştır. İddianamede anlamına bakılmaksızın içinde her “Kürt” sözü geçen cümle suçlama konusu yapılmış ve iddianameye alınmıştır. Örneğin;

-“Yaşasın Türklerin ve Kürtlerin kardeşliği...”

-“Kürt sorununa kardeşçe bir çözüm bulmak şarttır.” (İddianame, S.4)

-“Kürt halkıyla kardeşçe, özgürce, gönül-gönüle, barış ve huzur içinde yaşamak Türkiye halkının... ihtiyacıdır.” (İddianame, S. 5)

-“Sosyalist Parti Kürt-Türk kardeşliğinin partisidir.” (İddianame, S.5)

-“Türk ve Kürt halkları iki candır.” (İddianame, S. 5)

-“Sosyalist Parti Türk ve Kürt halkları arasında tek köprüdür.” (İddianame, S. 8)

-“Türk-Kürt kardeşliği programı...” (İddianame, S.8)

-“Türkle Kürt birleşmezse kurtulamaz.” (İddianame, S.9)

-“Türk ve Kürt milletlerinin... özgür, gönüllü birliği...” (İddianame, S.8)

- “Kardeşçe çözüm Sosyalist Parti’dedir.” (İddianame, S. 10)

Bu cümleler dahi, “ülke ve milletin bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlamak suretiyle faaliyette bulunmak” suçlamasına kanıt o1arak getirilebilmiştir. İddianameden yukarıya aldığımız cümleler davanın haklılığının değil haksızlığının delilleridir. İddianamenin meseleye bağnaz bir Türk milliyetçiliği bakış açısıyla yaklaştığını göstermektedir. İddianamedeki bu mantık birliğe değil, bölünmeye hizmet eder.

4. Dava ile İlgisiz Bildiri, Afiş, Yayın ve Sonuçları Araştırılmamış Soruşturma Evraklarının Dosyaya Konmasının Yasal Hiçbir Nedeni Yoktur

Dava konusuyla ilgili bulunmayan bildiri, afiş ve diğer yayınlar ile çeşitli zamanlarda partililer hakkında açılmış soruşturma evraklarının örnekleri de dava dosyasına eklenmiştir. Bunun ne anlamı vardır? Bununla, Sosyalist Parti’nin yasaları ihlal eden bir parti olduğu havası yaratılmak istenmiştir. Dosyaya konan belgeler sadece hazırlık aşamasındaki evraklardır. Bu soruşturmaların sonuçları ne olmuştur? Dava açılmış mıdır? Açılmışsa beraat mi, yoksa mahkumiyetle mi sonuçlanmıştır? Bu konuda hiçbir araştırma yok. Bu tutum dosyanın hacmini kabartmaktan ve davanın kavranmasını zorlaştırmaktan başka bir sonuç vermemektedir. Dosyaya konmasının, psikolojik bir etki yaratma çabasından başkaca bir anlamı yoktur.

Bu soruşturmaların tamamı ya takipsizlik ya da beraat kararları ile sonuçlanmıştır. Bu soruşturmaların sonuçlarının araştırılmasını ve dosyaya konmasını istiyoruz.

5. Hangi Organ Kararlarının Kapatma Davasına Konu Olabileceği Kanunla Düzenlenmiştir. Bu Organlarca Karar Altına Alınmamış Yayınlar Kapatma Davasına Dayanak Yapılamaz

İddianamede parti yayınlarından;

- Serhıldan Çağrılar-1: Kawa Ateşi Yaktı,

- Serhıldan Çağrılar-2: Karpuz Değil Cesaret Ekin,

- Kürt Sorununa Çözüm-4,

- Bildiriler ve duvar afişlerini;

davaya delil olarak göstermiş ve bunlardan alıntılar yapmıştır.

İddia Makamı, Siyasi Partiler Yasası’nın 101. maddesi hükümlerini dikkate almadan, parti adına yapılan her yayının kapatma davasına delil olacağı inancıyla hareket etmiştir. Kapatma istemi Siyasi Partiler Yasası’nın 101. maddesinin (a), (b), (c) bentleri gereğince talep edilmiştir. Bu madde hükümlerinde, hangi “parti mevzuatının” ve hangi organ ve kişilerin söz, açıklama ve kararlarının parti kapatma davasında delil olarak gösterilebileceği tek tek sayılmıştır. Bu açıdan yukarda belirtilen yayınların durumu şudur: Yayınlar partinin tüzüğü, programı değildirler. Parti faaliyetlerini düzenleyen mevzuat da değildirler. Bu durumda, bu yayınların SPY’nın 101. maddesinin (a) fıkrası kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

Şu halde yayınları 101. maddenin (b) fıkrası yönünden incelememiz gerekecektir.

“Serhıldan Çağrıları-1: Kawa Ateşi Yaktı” ve “Serhıldan Çağrılar-2: Karpuz Değil Cesaret Ekin” broşürleri Sosyalist Parti Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Parti Genel Başkanı olmadan, hatta parti üyesi dahi değilken yaptığı konuşmalardır. Yargılamaya konu olmuşlar ve Diyarbakır DGM’de açılan davada beraat etmişlerdir. Broşürlerin giriş kısmında bu konuda açıklama mevcuttur. Bunlar Genel Başkan sıfatıyla yapılmış konuşmalar değildir. “2000’ e Doğru Dergisi”nin Genel Yayın Yönetmeni iken bu sıfatla Dergi’nin düzenlediği toplantılarda yaptığı konuşmalardır. Bunlar, l1erkez Karar Organı kararlarına dayanılarak da yayınlanmamışlardır. Merkez Karar Organı faaliyeti de değildir. Açıklanan nedenlerle, Sosyalist Parti’yi bağlamaz. Parti yayınları arasında yayınlanmış olması sonucu değiştirmez. Sonuç itibariyle SPY’nın 101. maddesi kapsamında kapatma davasında delil olarak değerlendirilemez. Bu metinlerin ve bunlardan iddianameye alınan alıntıların dikkate alınmaması gerekir. Hatta mümkünse dosyadan çıkarılmaları icabeder.

Delil olarak dosyaya sunulmuş bildiri ve afişler açısından da aynı incelemeyi yapmak, hangi organ ve kişilerin kararına dayanılarak yayımlandıklarına bakmak gerekecektir. Bu organ ve kişilerin ise SPY’nın 101. maddesinin (a), (b), (c) fıkralarında sayılanlar olup olmadığı incelenmelidir. Dosyada bir kısım il örgütlerinin bildirileri ve afişleri dahi mevcuttur. Şüphesiz bunlar SPY’nın 101. maddesinde sayılan parti bütünlüğünü bağlayıcı organlar olmadıkları için doğrudan kapatma davasının konusu ve delili olarak kabul edilemezler.

“Kürt Sorununa Çözüm-4” broşürü ise Sosyalist Parti Genel Başkanı Doğu Perinçek’in imzasıyla yayınlanmıştır. Bu bakımdan SPY’nın 101. maddesinin (b) fıkrası yönünden incelenebilecektir.

III- Hukuksal Durum ve Dava

Bu davanın hangi hukuksal ortamda görüldüğünü anlayabilmek bakımından Anayasa’nın, Siyasi Partiler Yasası’nın, uluslararası hukukun, toplumsal meşruiyeti ifade eden fiili hukukun değerlendirilmesi gerekmektedir:

1. 12 Eylül Anayasası, Evrensel Hukuk İlkelerine ve Toplumsal Gerçekliğimize Aykırıdır. SP. Böyle bir Anayasa’ya Aykırı Davranmakla İtham edilmektedir.

1921 ve 24 Anayasaları, bir kurtuluş savaşının ve Devrimin ürünleri idiler. 1982 Anayasası ise, bir askeri darbe sonucu topluma dayatılmıştır. Bugün, iktidarı ile, muhalefeti ile, hukukçusu ile sokaktaki sıradan yurttaşı ile herkes mevcut Anayasa’nın demokratik olmadığını, değiştirilmesi gerektiğini görmekte ve istemektedir. Bütün partiler, seçim bildirgelerinde Anayasa’yı değiştireceklerini ve yeni Anayasa yapacaklarını belirtmişlerdir.

- TBMM Başkanı Hüsamettin CİNDORUK, Anayasa’nın dar anlayışına bakılmaması, Türkiye’nin imza koyduğu İnsan Hakları Bildirgesi gibi uluslararası sözleşmelerin esas alınması gerektiğini belirtmiştir. “Evrensel hukukun Anayasa’ya üstünlüğü”ne ve Anayasa’nın evrensel hukuka aykırılığına dikkat çekmiştir. (Bugün Gazetesi, 4.12.1991, Teoman Erel, Telefaks)

- Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’de ODTÜ’de verdiği konferansta, “Bu Anayasa hukuka aykırı, Hukuka aykırı yasa da bu Anayasa’ya uygun oluyor.” diyerek Anayasa’nın evrensel hukuk ilkelerine aykırılığını vurgulamıştır. (Bugün Gazetesi, 4.12.1991)

- Başbakan Süleyman Demirel, “Paris Şartı’na uygun yeni bir anayasanın yapılması” gerektiğine belirtmektedir. (Cumhuriyet Gazetesi, 9.12.1991)

- Hükümetin Koalisyon Protokolü’nde:

“Ülkemizin, günümüz siyasal, sosyal ve ekonomik koşullarını dikkate alan, sivil toplumun gelişmesini amaçlayan, katılımcı ve tam demokratik bir Anayasa ihtiyacı olduğu kesindir. Zira, Türk toplumu, kendisine kabul ettirilmiş ve bu nedenle de 9 yıl gibi kısa bir süre içinde yaşlanmış ve ülke gereksinimlerinin tamamen gerisinde kalmış bir Anayasa ile yönetilmeye devam edilemez.” denmektedir.

- 25 Kasım 1991 tarihli Hükümet Programı’nda ülkemizin “çağdaş ve tam demokratik bir sivil toplum anayasası ihtiyacı içinde” olduğu belirtilerek, “Hükümetimiz ‘12 Eylül hukuku kalıntıları’ olarak nitelendirilebilecek, yasa) düzenlemeleri uygulamaları ve kısıtlamaları süratle yürürlükten kaldırarak tam demokratik bir siyasi ortamı yaratmak gerekliliğine kesinlikle inanmaktadır.” deniliyor.

Sosyalist Parti, uluslararası bildirgelere, sözleşmelere ters, topluma zorla “kabul ettirilmiş”; “9 yıl içinde eskimiş”, “ülke gereksinimlerinin tamamen gerisinde kalmış”; “hukuka aykırı” olan bu Anayasa’yı ihlâl etmekle suçlanmaktadır.

Anayasa Mahkemesi son yıllardaki bazı kararlarında, 1982 Anayasası’nın dar anlayışı yerine evrensel hukuk kurallarına ağırlık vermiş ve içtihat kapısını aralamıştır. Bu davada da yapılması gereken, bu uygulamanın sürdürülmesi, “evrensel hukukun Anayasa’ya üstünlüğü” ilkesinin uygulanmasıdır. En azından mevcut Anayasa evrensel hukuk ilkeleri ışığında yorumlanmalıdır.

2. Siyasi Partiler Yasası Anayasa’ya Aykırıdır. SPY Bugünkü şekliyle Anayasa’nın Geçici 15. Maddesinin Himayesi Altında Değildir. İptali Gerekir

Siyasi partilerin uyacakları esaslar ve kapatılması nedenleri Anayasa’nın 69. maddesinde sayılmıştır. Buna göre: “Siyasi Partiler, tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamazlar; Anayasa’nın 14. maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamazlar, çıkanlar temelli kapatılır.”

Anayasa’nın 14. maddesinde ise: “Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerden hiç biri,

- Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,

- Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek,

- Temel hak ve hürriyetleri yok etmek,

- Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya,

- Dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak,

Veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamaz” denmektedir.

Anayasa kapatma nedenlerini şu şekilde sıralamaktadır: Kapatma nedenlerinin Anayasa’da tadadi olarak gösterilmesinin biricik amacı, yasalarla yeni yasaklamaların getirilmesini önlemek, özgürlükleri korumak ve böylece partilere Anayasal bir güvence sağlamaktır.

İddianamede, Sosyalist Parti’nin Siyasi Partiler Yasası’nın 78. ve 81. maddelerine aykırı davrandığı ileri sürülmektedir. Oysa bu maddeler Anayasa’ya aykırıdır. Anayasa’yı aşan sınırlamalar getirmektedir. Bu şekliyle Siyasi partilere sağlanan Anayasal güvenceyi ortadan kaldırmaktadır.

Anayasa, Siyasi partilerin uymak zorunda oldukları temel esasları ve kapatma nedenlerini 68, 69 ve bunlar yoluyla 14. maddeyle sınırladığı halde, Sosyalist Parti’ye uygulanması istenilen SPY’nın 78. maddesinde, Siyasi partilerle ilgili yasaklar ve kapatma nedenleri, Anayasa’nın “Başlangıç kısmı” 1-2-3-6-67. maddelerini ve sair hususları kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Keza, bu davada uygulanması istenilen, SPY’nın 81. maddesinde getirilen yasaklamalar ve kapatma nedenleri ise tümüyle Anayasa’nın getirdiği bu tadadi sınırlamanın dışındadır.

Anayasa’nın 66. maddesi, millet kavramını vatandaşlık bağı ile tanımlamıştır. Millet bütünlüğüne aykırılığın anlam ve çerçevesini de bu esastan hareketle saptayabiliriz. Anayasa’ya göre Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir bölümünün, devletle olan vatandaşlık bağını koparmaya, onları ayırarak yeni veya başka bir devletin insan unsuru haline getirmeye yönelik amaç ve faaliyet yasaklanmıştır. Oysa Siyasi Partiler Yasası’nın düzenlenmesi, Anayasa’nın ilkelerinin dışına çıkmış ve bu anlamda millet bütünlüğüne aykırılığın ifadesi olmayan yasaklamalar getirmiştir. Böylece Anayasa’nın sınırlı olarak getirdiği parti kapatma nedenlerine yenilerini eklemiştir. Bu eklemeler Anayasa’ya aykırıdır.

SPY 78. maddede, ideolojik beyanname niteliğindeki Anayasa’nın başlangıç bölümüne aykırılık dahi kapatma nedeni sayılmıştır. Her anlama çekilebilecek bu tür yasaklama hükümleri, hukuk tekniğine ve Anayasa’ya aykırıdır.

Keza, SPY, 78. maddesi ile Anayasa’daki kapatma nedenlerinin dışına çıkıp, “dil”, “bayrak”; “milli marş” ve “başkente” dair hususları da kapatma nedenleri arasına ithal etmiştir.

SPY 81/a maddesinde de Anayasa’nın kapatma nedenleri dışına çıkılmış, partilerin “millî veya dini, kültür veya mezhep veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremeyecekleri hükmü” getirilmiştir. Oysa herşeyden önce Anayasa’nın kendisi dil, ırk, din ve mezhebi farklı yurttaşların bulunduğunu kabul etmiş, bunlar arasında ayrım gözetilmemesini emreden eşitlik ilkesini getirmiştir (Anayasa Madde: 10).

SPY 81/b maddesi ise Anayasa’nın dışında hükümler getirmesi ve Anayasa’ya aykırı olmasının dışında, sosyolojik gerçeklere de aykırıdır. Azınlıklar sosyolojik bir olgudur. Varsa vardır, yoksa iradi olarak yaratılması mümkün değildir.

Keza, SPY 81/c maddesi hükmü, Anayasa’nın dil nedeniyle ayrım gözetilmeyeceğini öngören “kanun önünde eşitlik” ilkesine, yani 10. maddesine aykırıdır. Anayasa’nın sınırladığı siyasi parti kapatma nedenlerini genişlettiği için de 69. maddeye aykırıdır. Hatta, SPY’ nın bu hükmü “kanunla yasaklanmış dillerden” söz etmektedir. Bugün Türkiye’de yasayla yasaklanmış dil artık bulunmamaktadır. Bu durumda SPY “bazı dilleri” yasaklamakla, bizzat “dil ayrımı gözetmiş” olmaktadır.

Görüldüğü üzere, siyasi partilerin yasaklanması rejimine ilişkin, Siyasi Partiler Yasası’ndaki düzenlemeler, Anayasa’daki yasaklarla sınırlı tutulmamış ve bunların sınırları genişletilmiştir. Böylece Anayasa’nın bir anlamı kalmamıştır. Anayasa, kapatma nedenlerini sayarak, yeni kapatma nedenleri yaratılmasını önlemek istemiş, konuyu yasa koyucunun iradesine bırakmamıştır. Kapatma nedenlerini ancak anayasa koyucu düzenleyebilir. Oysa, keyfi bir şekilde yeni yasaklar, kısıtlamalar yaratılmıştır. Siyasi Partiler Yasası, Anayasa’da belirtilenler dışında bir parti yasaklama nedeni koyamaz. Bu tür hükümler Anayasa’ya aykırıdır.

Nitekim, Anayasa’nın konuya ilişkin 69. maddesinin son fıkrasında: “Siyasi partilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetleme ve kapatılmaları yukarıdaki esaslar dairesinde kanunla düzenlenir.” hükmü yer almaktadır. “Yukarıdaki esaslar dairesinde” sözünden de anlaşılacağı üzere, yasal düzenleme yapılırken Anayasa’da sayılan kapatma nedenleri dışına çıkılmayacaktır.

Bütün bu nedenlerle bugün yürürlükte bulunan 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası Anayasa’nın 10, 11 12, 13, 14, 66, 68, 69. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. İptal edilene kadar yargı, bu maddeleri uygulayamaz. Anayasa’yı uygular.

2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın bugünkü şekliyle Anayasa’nın geçici 15. maddesinin koruması altında bulunduğu da ileri sürülemez. Her ne kadar Anayasa’nın geçici 15. maddesi MGK döneminde çıkartılan yasaların “Anayasa’ya aykırılığının iddia edilemeyeceğini” öngörmekte ise de bugün yürürlükte bulunan Siyasi Partiler Yasası, MGK döneminde yürürlüğe konan orijinal şekline ve bütünlüğüne sahip değildir.

22.04.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası bugüne kadar tam 10 kez değişikliğe uğramıştır. Değişiklik getiren Yasalar şunlardır :

- 10 Haziran 1983 tarihinde 2839 sayılı ,

- 27 Haziran 1984 tarihinde 3032 sayılı ,

- 28 Mart 1986 tarihinde 3270 sayılı ,

- 9 Nisan 1987 tarihinde 3349 sayılı ,

- 21 Mayıs 1987 tarihinde 3370 sayılı ,

- 23 Mayıs 1987 tarihinde 3377 sayılı ,

- 31 Mart 1988 tarihinde 3420 sayılı ,

- 7 Ağustos 1988 tarihinde 3470 sayılı ,

- 17 Mayıs 1990 tarihinde 3648 sayılı ,

- 31 Ekim 1990 tarihinde 3673 sayılı .

Bu değişiklikler arasında partilerin kapatılmasına ilişkin 101. madde de bulunmaktadır. Hatta 2820 sayılı Yasa’da da öngörülen bazı yasaklamalar referandum konusu olmuş ve halkoyu ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Bu durum karşısında bugün yürürlükte bulunan Siyasi Partiler Yasası’nın MGK tarafından çıkarılan yasa olduğu ileri sürülemez. Bu itibarla Anayasa’nın 15. maddesinin kapsamı içinde kaldığı kabul edilemez. Biz SPY’nın yukarda açıkladığımız nedenlerle Anayasa’ya aykırılığı def’inde bulunuyoruz. Yine yukarda açıkladığımız nedenlerle Anayasa Mahkemesi’nin SPY’nın Anayasa’ya aykırılığı def’imizi inceleyip karara bağlayabileceği görüşündeyiz. Öncelikle bu hususun karara bağlanmasını talep ediyoruz.

Kaldı ki, Siyasi Partiler Yasası’nın Anayasa’daki parti kapatma nedenlerinin sınırlarını aşan, “demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı” hükümlerine dayanılarak kapatma kararı verilmesi hukuka uygun olmaz. Mahkemelerin, Anayasa’nın 138. maddesi gereğince, öncelikle Anayasa’ya göre karar vermeleri gerektiğinden, Anayasa Mahkemesi’nin de SPY’nın Anayasa’ya aykırı ve Anayasa’dan kaynaklanmayan hükümlerini uygulamaması gerekmektedir.

3. Siyasi Partiler Yasası, Uluslararası Hukuka ve Demokrasi Kurallarına da Aykırıdır

SPY’nın davamızda uygulanması istenen 78 ve 81. maddeleri sadece Anayasa’ya ve genel hukuka aykırı değildirler. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Helsinki Nihai Senedi ve Paris Şartı gibi uluslararası sözleşmelere de aykırıdır.

Helsinki Nihai Senedi’nin 10 ilkesinden 8si olan “Halkların hak eşitliği ve kendi kaderlerini tayin hakkı” ile SPY çelişmektedir. Keza, Paris Şartı Sözleşmesi’nde :

“Bir ulus içindeki azınlıkların soy, kültür, din ve dil yönünden sahip oldukları kimliğin korunacağını ve azınlıklara mensup kişilerin hiçbir ayrım yapılmaksızın yasa önünde tam bir eşitlik içinde işbu kimliği serbestçe ifade etmek, korumak ve geliştirmek hakkına sahip olduklarını teyit ederiz.”

“Halkların eşit haklara sahip bulunduğunu ve halkların BM Anayasası’na devletlerin toprak bütünlüğüne ilişkin olanlar dahil, uluslararası hukukun ilgili normlarına uygun olarak, kendi kaderlerini tayin etme hakları olduğunu teyit ederiz.” denmektedir.

Bu uluslararası sözleşmeler Türkiye tarafından da imzalanmışlardır. Anayasa’nın 90. maddesi gereğince kanun hükmündedirler. Anayasa’ya aykırılıkları iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz.

Siyasi partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurları kabul edilmişlerdir. Bu durumda, SPY’nın partilerin özgürce faaliyet gösterebilmelerinin güvencelerini sağlaması ve düzenlenmesi gerekirken, tersine yasaklar, kısıtlamalar ve çelişkilerle dolu düzenlemeler getirdiği görülmektedir. Partilerin devlet örgütü dışında özel kuruluşlar olduğunu görmemekte, birer devlet kurumu gibi düşünmekte, demokrasi kurallarına ters hükümler içermektedir.

4. Pozitif Hukuk Parçalanmıştır. Siyasi Partiler Yasası ve Anayasa ile Türk Ceza Yasası Arasındaki Paralellikler Yok Olmuştur

Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası’nın davamızda uygulanması istenen maddeleri, TCY’nın 141 ve 142. maddelerinden alınmış ve paralel olarak düzenlenmişlerdir. Ancak Türk Ceza Yasası’nın 141 ve 142. maddeleri 12.04.1991 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. 141 ve 142. maddelere paralel olarak Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası’nda düzenlenmiş bulunan hükümler ise, hâlâ durmaktadır. Keza, 2932 sayılı Anadil yasağına ilişkin yasa da, yürürlükten kaldırılmıştır. Oysa bu yasaya paralel olarak düzenlenen ve aynı zihniyetin eseri olan Anayasa ve SPY’ndaki düzenlemeler de durmaktadır. Böylece tam bir keşmekeş olmuştur. Pozitif hukukta birliktelik kalmamıştır. Parçalanmışlık, toplumun ihtiyacı dikkate alınarak giderilmelidir. Toplumsal gelişmenin dayatması ile ceza yasalarından çıkarılan bu hükümlerin Siyasi partiler açısından da ceza hükmü taşımaması ve uygulanmaması gerekir.

5. Fiili Hukukla Pozitif Hukuk Çelişmektedir. Bu Durumda Toplumsal Meşruluk Dikkate Alınmalıdır

Bugün ülkemizin siyasal ve toplumsal hayatında uygulama “12 Eylül kalıntısı” mevzuatın lafzi yorumunu çoktan aşmıştır. Fiili bir hukuk doğmuştur. Örneğin, SPY’nın 81. madde ile Hükümet Programı ve SHP Raporu karşılaştırıldığında şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır:

 

Siyasi Partiler Yasası Madde 81

25 Kasım 1991 Tarihli Hükümet Programı

a) ...milli veya dini, kültür veya mezhep vela ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.

b)Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak... amacını güdemezler ve bu yolla faaliyette bulunamazlar.

“...yurttaşlarımız arasında kültür, düşünce, dil ve köken farkları olması doğaldır... Çeşitli etnik, kültürel ve dile ilişkin kimlik özellikleri özgürce ifade edilebilecek, özenle korunabilecek ve rahatça geliştirilebilecektir.

“...herkesin kendi anadilini, kültürünü. tarihini, folklörünü, dini inançlarını araştırması, koruması ve geliştirmesi temel insan hak ve özgürlüğü kapsamı içindedir...” (Hükümet Programı, S. 11).

SHP Merkez Yürütme Kurulu Raporu

“Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı bölümlerinde yaşayan yurttaşların ağırlıklı bir bölümü etnik açıdan Kürt kökenlidir...”

“Kürt kimliğini kabul ederek kendine Kürt kökenliyim diyen yurttaşlara, bu kişiliklerini hayatın her alanında istedikleri gibi ve özgürce belirtme hakkına sahip olmaları olanağı sağlanacaktır...” (SHP’nin Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri, SHP MKYK, Temmuz 1990, Ankara, s. 28-43).

Şüphesiz bu tabloyu daha da detaylandırmak ve başta iktidar partileri olmak üzere çeşitli siyasi parti liderlerinin açıklamalarıyla genişletmek mümkündür. Şimdilik bu örneklerle yetiniyoruz.

Görüldüğü gibi, iddianamenin mantığı kabul edilirse, Hükümet Programı’nı SPY’nın 81. maddesine aykırı görüp iktidar partileri DYP ve SHP’yi de kapatmak gerekecektir.

Bugün ülkemizde temel örgütlenme ve siyasi partiler alanındaki iki hukuk karşı karşıyadır. Birincisi, yasalarda, kâğıt üzerinde varolan, ancak toplum nezdinde meşruluğunu yitirmiş, uygulama alanını kaybetmiş kanunlar. İkincisi, fiilen uygulanan, toplumda genel kabul gören aşağıdan gelen hukuktur. Yapılması gereken, fiili hukukun pozitif hukuk haline getirilmesi, bu yolla çelişkili durumun düzeltilmesidir.

Ancak, bu gerçekleşene kadar ne olacaktır: Yapılması gereken pozitif hukuku lafzıyla yorumlamak ve uygulamak değil, “günün ihtiyaçları” gözönünde tutularak fiili duruma uygun bir yorumlamaya gitmektir. Siyasi partiler, anayasal kuruluşlar ve hükümet yetkililerinin daha önce aktardığımız görüş ve programlarından da anlaşılacağı gibi gelişme, “12 Eylül hukuku kalıntıları”nın hukuk mevzuatından temizlenmesi yönündedir. Bugün bu süreç yaşanmaktadır. Bu süreç tamamlanıncaya kadar, -kanun değil- hukukun üstünlüğünü benimseyen her demokratik ülkede olması gerektiği gibi sorun, toplumsal meşruiyet yönünden yargısal içtihatlarla çözümlenmelidir. Burada Anayasal yargıya büyük görev düşmektedir.

6. Sonuç ve Değerlendirme

Görüldüğü üzere;

- Toplumsal gerçeğe ve evrensel hukuka aykırı bir Anayasa,

- Uluslararası hukuka, demokrasi kurallarına ve Anayasa’ya aykırı bir Siyasi Partiler Yasası vardır.

- Ayrıca varolan Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası’nın temelleri ve bir çok hükmü, yaşayan hukuka aykırıdır, ölü hale gelmiştir.

Bu Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası hükümlerine aykırı davranmak iddiasıyla Sosyalist Parti hakkında kapatma davası açılmıştır. Diğer yandan, hukuk sistemi parçalanmış; pozitif hukuk meşruluğunu yitirmiş ve bir fiili yaşayan hukuk doğmuştur. Keza, Siyasi Partiler Yasası ve Anayasa ile ceza yasaları arasındaki paralellikler de yok olmuştur. Anayasa’nın ve Siyasi Partiler Yasası’nın değiştirilmesi gündemdedir. Böyle bir hukuksal ve fiili ortamda bu kapatma davası görülmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin bu durumu dikkate alması ileride demokratik hayatımız açısından giderilmesi olanaksız sonuçlar doğuracak bir hataya düşmemesi gerekir.

IV- İddia Hukuka, Gerçeğe ve Tarihe Aykırıdır

1. İddia ve Dayanakları

Cumhuriyet Başsavcılığı, iddianamesinde Sosyalist Parti’nin “faaliyetlerinin” 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 4. kısmında yer alan hükümlere aykırılık nedeniyle inceleme konusu yapıldığını ve davanın, Anayasa’nın Başlangıç Kısmı, 3, 4, 14, 66 ve 68. maddeleri ile Siyasi Partiler Yasası’nın 78. ve 81 . maddelerine aykırı faaliyetlerde bulunduğu iddiası ile açıldığını belirtmektedir.

A- İddianame özetle:

1. “Hiç bir düşünce ve mülahaza Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve milletiyle bölünmezliği esası karşısında korunamaz” ilkesine,

2. “Türk devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü”ne;

3. “Dil ... ırk ayrımı yaratmak... amacını gütmemek” ilkesine;

4. “Devletin şeklinin cumhuriyet olduğu... cumhuriyetin niteliklerinin değiştirilemez” olduğu ilkesine;

5. “Devletin bayrağı, dili, marşının değiştirilemeyeceği...”ne;

6. “Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini, kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğu ileri sürülemez” hükmüne;

7. “Türk dilinden ve kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinden azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını gütmemek” ilkesine;

aykırı davranarak;

“Ülke ve milletin bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlamak suretiyle faaliyette bulunulduğu” iddia edilmiştir.

B- Bu iddialara dayanak olarak:

(1) Parti yayınları :

- Serhıldan Çağrılar-1: Karpuz Değil Cesaret Ekin.

- Serhıldan Çağrıları-2: Kawa Ateşi Yaktı.

- Kürt Sorununa Çözüm-4.

- Bildiri ve duvar afişleri;

ile,

(2) Genel Başkan Doğu Perinçek’in:

- 24-25 Ağustos tarihli Parti Meclisi Toplantısı’nı açış konuşması;

- 13.10.1991 Ankara Cebeci Pazar Yeri’ndeki açık hava toplantısındaki konuşması;

- 16.10.1991 Şırnak il merkezindeki açık hava toplantısındaki konuşması;

- 17.10.1991 Van il merkezindeki açık hava toplantısındaki konuşması;

- 13.10.1991 günü yapılan televizyon konuşması;

- 11.10.1991 günü televizyondaki açık oturumdaki konuşması;

gösterilmiştir.

C- Sosyalist Parti’nin “Kürt kimliğine”; “Kürt sorununa”, bu sorunun “çözümüne” ilişkin program, görüş ve önerileri ile devletin bu konulardaki inkârcı, şiddete dayalı, hayat tarafından iflas ettirilmiş politika ve uygulamalarının eleştirisine ilişkin görüşleri ve ülke bütünlüğünün ancak “eşitlik, özgürlük ve gönüllülük” temelinde sağlanabileceği, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının olduğu, ancak bunu, eşitlik ve özgürlük temelinde bir “Emekçi Cumhuriyeti”nde birleşmek şeklinde tayin etmesinin en uygun yol olacağı şeklindeki düşünceleri kapatma nedeni sayılmıştır.

2. İddianame Bugünün Gerçeklerine Olduğu Kadar Tarihi Gerçeklere ve Tarihi Belgelere de Aykırıdır

İddianame, Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası’nı dar ve katı bir Türk milliyetçiliği zihniyetiyle değerlendirmektedir. Bırakınız “eşitliği, özgürlüğü” tanımayı, “Kürdün” kimliği dahi iddianamede “yasaklar” kapsamında düşünülmektedir.

Oysa, Türkler ile Kürtler bin yıldır bu topraklar üzerinde iç içe, kardeşçe yaşamışlardır. Emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı’nı birlikte yürütmüş, başarıya götürmüş, Cumhuriyet’i birlikte kurmuşlardır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasal belgesi olan Amasya Protokolü’nde vatan “Türk ve Kürtlerin oturduğu arazi” olarak belirlenmiş ve “bu hususun şimdiden Kürtlerce bilinmesi uygun görüldü.” denmiştir (Amasya Mülâkatı 2. Tutanağı, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, S. 13, Sebahattin Selek, Milli Mücadele, S. 328).

Keza, Erzurum ve Sivas Kongreleri Nizamname ve Beyannameleri’nin 1. maddeleri, Kürtler dahil bütün unsurların “ırki, içtimai ve coğrafi haklarını” güvence altına almıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluş sürecinde “Türk ve Kürdü” birleştiren iki milliyetli bir Devlet olarak kabul edilmiştir. Bunun içindir ki, İsmet İnönü Lozan Konferansı’nda “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de hükümetidir. (... Kürtlerle Türkler tam bir işbirliği içinde çalışmışlardır.)” şeklinde açıklamada bulunmuştur. (Seha L. Meray, Loıan Barış Konferansı, Takım 1, Cilt 1, Kitap 1, s. 348-349) İnönü, 1969’da Sabahattin Selek’e hatıralarını anlatırken “... Lozan’daki konuşmalarımızda, milli davalarımızı ‘biz Türkler ve Kürtler’ diye bir millet olarak müdafaa ettik ve kabul ettirdik.” demektedir. (Ulus, 31 Mart 1969)

Nitekim Atatürk de her fırsatta “Türk ve Kürt”ten bahsetmektedir:

- 17 Haziran 1919’da Samsun’da “... ben Kürtleri ve hatta öz bir kardeş olarak tekmil milleti bir nokta etrafında birleştirmek ve ... göstermek karar ve azmindeyim.” (Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, IV. s. 34, Kazım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, s. 50).

- 18 Haziran 1919 Samsun: “Kürtler de Türklerle birleşti” (Nutuk III s. 910).

- 17 Eylül 1919 Sivas: “... Türk ve Kürdün yek diğerinden ayrılmaz iki öz kardeş olarak yaşamakta devam edeceği ...” (Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, IV, s. 63).

- 28 Aralık 1919 Ankara: “... Devlet için millî yeni bir hudut kabul ettik... Bu hudut ordumuz tarafından silahla müdafaa olunduğu gibi, aynı zamanda Türk ve Kürt anasırıyla meski.ın aksamı vatanımızı tahdit eder.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 12).

- 24 Nisan 1920, TBMM Kürsüsünden: Erzurum Kongresi’ni yeni bir hudut çizdiğini belirttikten sonra devamla: “... bu hudut dahilinde tasavvur edilsin ki, anasırı islâmiyeden yalnız bir cins millet vardır. Bu hudut dahilinde Türk vardır, Çerkez vardır ve anasırı sair islâmiye vardır. İşte bu hudut memzuç (uyumlu) bir halde yaşayan, bütün maksatlarını bütün manasıyla tevhit etmiş olan kardeş milletlerin hududu millisidir. (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I, s. 28).

- 1 Mayıs 1920, TBMM Kürsüsünden: “Efendiler ... Meclisi Alinizi teşkil eden zevad yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep anasırı islâmiyedir.. muhafaza ve müdafaasiyle iştigal ettiğimiz millet bittabi bir unsurdan ibaret değildir.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I, s. 70, 71)

Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarında Kürtler

- 4 Ocak 1923, Bitlis Mebusu Yusuf Ziya: “Lozan’daki kurulumuz Türk ve Kürdün hepsini birden temsil etmektedir.” (Zabıt Ceridesinden aktaran Mahmut Goloğlu, Milli Mücadele Tarihi 5, Türkiye Cumhuriyeti, s. 38).

- 8 Aralık 1923 Hüseyin Rauf (Orbay) : “Türkiye hududu millisine sahip olacaktır ve Türk-Kürt milletleri bir olarak yaşayacaklardır ve haysiyetlerini, şereflerini dünyaya göstereceklerdir.” (TBMM Gizli Celse Zabıtları, IV, s. 318).

- 25 Ocak 1923, Erzurum A1ebusu Hüseyin Avni : “Lozan’daki delegelerimiz iki kardeş olan Türkler ile Kürtlerin temsilcileridirler.” (Zabıt Ceridesinden aktaran Mahmut Goloğlu, A,1illi Mücadele Tarihi, 5, Türkiye Cumhuriyeti, s. 77).

- 6 Mart 1923, Bitlis Mebusu Yusuf Ziya: “Arkadaşlar temenni ederim ki, Musul Türkiye’nin bir cüz’ü denilsin. Çünkü, Türklerle Kürtlerle meskûn Türkiye’nin bir parçasıdır. Nısfından fazlası Kürttür. Musul’un Kürdün tarihinde bir kıymeti vardır.” (TBMM Gizli Celse Zabıtları, IV, s. 162).

Bu örnekleri arttırmak mümkündür. Ancak bu kadarını yeterli görüyoruz.

Görülmektedir ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde Türklerin yanısıra “Kürtler” de birinci derecede rol oynamışlardır. Bunun içindir ki, bu dönemdeki “hükümetler”, “Lozan Delegeleri”, “Türklerin ve Kürtlerin” temsilcileri; “Vatan hududu”, “Türklerden ve Kürtlerden meskûn saha”, “Türk ve Kürtlerin oturduğu arazi” olarak ifade edilmiştir.

İddia makamının, iddianameye yansıyan mantığı ve anlayışından hareket edilirse Atatürk, İsmet İnönü’yle Amasya Protokolü-Erzurum Kongresi ve 1920’lerin TBMM “ülke ve milletin bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlamakla” itham edilebilirler.

3. İddianame İnkârcıdır. “Kürt realitesi” İnkar Edilemez Bir Olaydır. Ve Kürt Ulusunun Varlığının Kabulü Kapatma Nedeni Olamaz

İddianame 10. sayfasında “değerlendirme” başlığı altında “özetlenen yayınlar ve Parti Genel Başkanının konuşmalarından alınan bölümlerde ayrı ‘dili’ ve ‘kültürü’ olan ve özellikle de ‘kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahip’ Türkiye Cumhuriyeti ülkesi toprakları üzerinde yaşayan ‘ezilen’ bir ‘Kürt ulusunun’ varlığı açık ve seçik şekilde kabul edilmiş” diyerek, bu durumu kapatma gerekçesi saymıştır.

Bir ulusun varlığını kabul ederek ya da etmeyerek var ya da yoksaymak mümkün değildir. Gerçek, Anayasaların da yasaların da üstündedir. Çünkü, en sonunda gerçek kendisini kabul ettirir. Anayasalar, yasalar ve hukuksal kurumlarda gerçek duruma uygun değillerse onları değiştirmek ve uygun hale getirmek gerekir. Bugün Türkiye’de böyle bir durum vardır.

Nitekim Türkiye devleti, Başbakanın ağzından resmen ve alenen “Kürt realitesini” tanıdığını ilân etmiştir.

Başbakan Süleyman Demirel 9 Aralık 1991 tarihli konuşmasında şöyle demektedir:

“Bu devleti Türk ırkından gelen insanlar kurmuş... diğerleri ikinci sınıf vatandaş değildir. Beraber kurmuşuz. Kader birliğimizi rıza ile kurmuşuz. ‘Biz-siz’ diye bir şey yok, hepimiz varız. Hepimiz varsak, buradaki insan, yani Kürtçe konuşan ‘Kürt asıllıyım’ diyen insana da ‘Kürt kimliği’ diyoruz. Artık buna karşı çıkmak da mümkün değildir. ‘Hayır arkadaş sen Orta Asya’dan geldin, biz de oradan geldik, ama yolda gelirken dillerimiz değişti’ diyemeyiz. Yani Kürt realitesini Türkiye tanıyacaksa, ki tanımıştır. -Ve bana göre, son bir senenin en önemli olayı budur. Kürt realitesini tanımak aslında Türkiye’nin birliğini muhafazaya mani değildir.” (Tercüman Gazetesi, 9.12.1991)

Hükümet ortağı SHP’nin “Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri” başlıklı Raporu da MYK’ca onaylanmış ve yayınlanmıştır. SHP MYK’nın bir belgesi haline gelmiş olan bu rapor konuyu şöyle ele almaktadır:

“Kürt kimliğini kabul ederek kendine Kürt kökenliyim diyen yurttaşlara bu kişiliklerini hayatın her alanında istedikleri gibi özgürce belirtme hakkına sahip olmaları olanağı sağlanacaktır.” (SHP Raporu, s. 43).

Keza, Hükümet Programı’nda da bu konuda şunlar söylenmektedir: “Yurttaşlarımız arasında kültür, düşünce, inanç, dil ve köken farklılıkları olması doğaldır.”

“... herkesin kendi anadilini, kültürünü, tarihini, folklörünü, dini inançlarını araştırması, koruma ve geliştirmesi temel insan hak ve özgürlüğü kapsamı içindedir. Bu haklar yasalar çerçevesinde sağlanacaktır.” (Hükümet Programı, s. 11).

Bütün bu örnekler iddianamenin inkârcı mantığını geçersiz kılıyor.

4. Varolan Milli Farklılıkları Kabul Etmek Kapatma Nedeni Olamaz

“Türk ırkının” yanısıra “Kürt ırkının”; “Türkçe”nin yanında “anadil” olarak “Kürtçe”nin de varlığından bahsetmek ve dilde eşitliği sağlamaya çalışmak “dil” ve “ırk” ayrımı yaratmak değildir. Bugün iktidarından muhalefetine kadar hemen herkes “Kürt ulusal” varlığını ve “Kürt dilini” kabul etmektedir. Hükümet Protokolünün 16. sayfasında “Kültür” başlıklı bölümde:

“Ulusal kültürümüz içindeki dil-inanç ve köken farklılıkları kültür alanımızın zenginliğidir.”. “Bu farklılıkların ulusal bütünlük içinde kendini ifade edebilmesi, demokratik toplum yapısının doğal bir gereğidir.” denmektedir.

Keza Başbakan Demirel bir konuşmasında:

“Bu devleti beraber kurmuşuz. Osmanlı dağıldığında iki büyük kavim kalmış, Türkler ve Kürtler... Hepimiz bu ülkenin sahibiyiz. Türkiye’de Kürtçe konuşan vatandaş da her şeyin sahibidir.” demektedir. (Milli Gazete, 9.12.1991)

“Anadil yasağı” getiren 2932 sayılı Yasa yürürlükten kaldırılmıştır. İddianame ise, hala 2932 sayılı Yasa’yı çıkartan ve “anadil yasağı” getiren anlayışı yansıtmaktadır. Oysa, “Kürt milli varlığı” ve “Kürt dilinin” kabulü artık bir devlet politikası haline gelmiştir.

5. Sosyalist Parti’nin Konuya İlişkin Görüşleri “Azınlıklar Bulunduğunu İleri Sürmek” ve “Azınlıklar Yaratarak Millet Bütünlüğünün Bozulması Amacını Gütmek” Yasağı Kapsamında Ele Alınamaz ve Kapatma Nedeni Sayılamaz

Sosyalist Parti’nin Kürt Sorununa Çözüm Programı ve politikaları “ülkede bir Kürt azınlığı bulunduğu” değildir. Sosyalist Parti’nin söylediği “azınlık” ve “azınlık hakları” değil, “eşit haklara sahip bir Kürt milli varlığının” bulunduğudur. Bu ne bir “azınlık yaratmak”tır ne de “azınlık bulunduğunu ileri sürmek”tir.

Sosyalist Parti’nin çözümü “azınlık yaratmak”; “millet bütünlüğünü bozmak” amacı değildir. Sosyalist Parti’nin görevi, her türlü millî eşitsizliğe son vermek, bütün dillerin, bütün kültürlerin eşitlik ve özgürlük ortamı içinde gelişip, serpilip yayılmasını sağlamaktır. Bu ise, türk dili ve kültürü dışındaki dil ve kültürleri koruyup geliştirmek, yaymak ve bu yolla azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını gütmek değildir. Azınlıklar yaratmak, parti ya da kişilerin iradî olarak yapabilecekleri bir durum da değildir. Sosyoloji biliminde böyle bir olay yoktur. Kaldı ki, Kürtler bir “azınlık” olarak da telakki edilemezler. Bugün Kürt kimliği, Kürt dili, Kürt kültürü artık inkârı mümkün olmayan bir “olgu”dur, “gerçeklik”tir. Bunlardan söz etmek, bir olguyu saptamak anlamına gelir.

6. “Demokratik Federal Emekçi Cumhuriyeti” Programı ve Bu Programla Kürt Ulusuna “Kendi Kaderini Tayin Hakkının Tanınması” Kapatma Nedeni Olamaz

İddianamede; “Kürt Sorununa Çözüm-4” broşüründeki ‘Kürt milleti kendi kaderine kayıtsız şartsız sahiptir’, bu ‘özgür iradenin’ saptanması için de ‘Kürt illerinde referandum yapılmalıdır’, Kürt halkı ‘isterse ayrı bir devlet kurabilir’. Ancak en iyi çözüm ‘iki federe devletin eşit olarak katıldığı demokratik, federal bir cumhuriyet’ olduğu vurgulanarak bu cumhuriyetin esasları açıklanmıştır’ denmekte ve bu kapatma davasına gerekçe yapılmaktadır.

Birincisi, birliğin ön koşulu “eşitlik, özgürlük ve gönüllülüktür”. Zorla “birlik ve bütünlük” sağlanamaz: Anayasa ve yasalar, gerçeklikle bağdaştığı ölçüde hayat ve uygulama alanı bulurlar. “Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğü” yasaklarla, baskıyla, silah zoruyla sağlanacak bir durum değildir. Birliği sağlamanın yolu gönülleri kazanmaktır. Bugün, bu noktaya devletin en yetkili mercileri de gelmiştir. Cumhurbaşkanı Özal; “Herkes etnik kimliği ne ise onu rahatça söyleyebilmelidir. Bir kere şunu söyleyelim. Bu mesele sopa ile ve silah zoruyla çözülmez. (...) Biz her şeyi açıkça konuşmalıyız. (...) Federasyon dahil her şeyi konuşmalıyız.” demektedir. (Hürriyet Gazetesi, 15.10.1991).

Bugüne kadar devlet meseleyi sopayla, askeri yöntemlerle çözmeye çalışmıştır. Gelinen nokta nedir? Sorun daha da ağırlaşmıştır ve büyük acılara neden olmaktadır. Siyasi çözüm gelip dayatmıştır. Birlikte yaşamanın bir tek yolu kalmıştır: Eşitlik, özgürlük ve gönüllü birlik.

İkincisi, Kürt halkına “kendi kaderini tayin etme hakkı tanınmadan” birliğin gönüllülüğünden söz etmek mümkün değildir. Kaldı ki, Hükümet Programı’nda belirtildiği üzere: “‘Avrupa Güvenlik ve İşbirliği süreci’ ve ‘Paris Şartı’ ülkeler ve halklar için küresel düzenler, haklar ve özgürlükler getirmiştir. Bu kurallar, sözleşmelerin imzacı tarafı olarak Türkiye için de uyulması gereken kurallardır.” (Hükümet Programı, s. 10)

“Halkların hak eşitliği ve kendi kaderini tayin hakkı” Helsinki Nihai Senedi’nin ve Paris Şartı’nın uyulması zorunlu ilkeleri arasındadır (Paris Şartı, s. 8).

Bu sözleşme hükümleri Anayasa’nın 90. maddesi gereğince, Anayasa’ya aykırılığı dahi ileri sürülemeyen yasa değerindedir. Yine bu hükümler, Kürt ulusu için de geçerlidir. Dolayısıyla, Sosyalist Parti’nin Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkına ilişkin görüşleri bu uluslararası sözleşmelerin “teyidinden” ibarettir.

Üçüncüsü parti kapatma davalarında kapatmanın koşullarının oluşması için maddî ve manevî unsurların birlikte varolması gerekir. Görülmekte olan davanın Siyasi partinin tüzelkişiliği açısından müeyyidesi “kapatılmak”tır. Bu tür yargılamalarda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun uygulanacağı öngörülmüştür. Her ceza yargılamasında olduğu gibi davamızda da kanuna aykırılığın doğabilmesi, kapatma müeyyidesinin uygulanabilmesi için maddî ve manevî unsurların birlikte oluşması gerekir.

Davamızda, manevî unsur, ülkenin ve milletin bölünmesinin davalı partice istenip istenmediğidir. Sosyalist Parti’nin “Kürt Sorununa Çözüm”e ilişkin program ve görüşlerinin temel amacı ‘ayrılık’ değil, ‘birlik’tir. Sosyalist Parti zora dayanan yolun “bölünmeyi” getirdiğini görmüştür. Birliği sağlamanın ancak, ulusa kendi kaderini tayin hakkını tanımak, eşitlik, özgürlük ve kardeşlikle mümkün olacağını anlamıştır. Davada iddia makamınca delil olarak sunulan belgelerin tamamının özü iki noktada toplanmaktadır. Birincisi, sorunun barışçı ve Siyasi bir çözüme kavuşturulması. Diğeri, eşitlik, özgürlük ve gönüllülük temelinde bir ‘birliğin’ sağlanmasıdır. “Kardeşliğe” ve “gönül köprüsü oluşturulmasına” bunun için önem verilmektedir.

Sosyalist Parti “birliği” savunuyor ve bunun koşullarını bir programla ortaya koyuyor. Bu durumda “ayrılıkçılık” kastından dolayısıyla, manevî unsurun oluştuğundan söz etmek mümkün değildir. İddia makamının, iddianamede aktardığı “Kürt halkıyla kardeşçe, özgürce, gönül gönüle, Barış ve huzur içinde yaşamak, Türkiye halkının... ihtiyacıdır.”, “Türk ve Kürt halkları iki candır”. “Sosyalist Parti Türk-Kürt kardeşliğinin partisidir.”, “Emekçilerin çıkarı gönüllü birliği gerçekleştirmededir.” gibi alıntılar, davayı değil, savunmamızı doğruluyor.

Dördüncüsü, Türk milliyetçiliği, ırkçılığı bölücü; enternasyonalizm ise birleştiricidir. Anayasa’nın 66. maddesi milletin belirleyicisi olarak vatandaşlık bağını kabul ediyor. Millet bütünlüğüne aykırılığın anlam ve çerçevesini de bu esastan hareketle saptamak gerekir. Anayasakoyucu TC. vatandaşlarının bir bölümünün, devletle olan vatandaşlık bağını koparmaya, onları ayırarak yeni veya başka bir devletin insan unsuru haline getirmeye yönelik amaç ve faaliyeti yasaklanmıştır.

Yoksa kimse Türk milliyetçiliğini benimsemek ve milliyetçi ideolojiye bağlı olmak zorunda değildir. Türkiye gibi binlerce yıllık bir Kavimler Köprüsü üzerinde dar Türk milliyetçiliğinin ve ırkçılığının bölücü olduğu açıktır.

Dolayısıyla, Anayasa ve SPY’nın Türk milliyetçiliği ve ırkçılığı anlayışıyla yorumlanması, hukuka aykırı olur. Türk ırkından olanların dışındaki milliyetlerin ikinci sınıf vatandaş sayılması ve haklarının kabul edilmemesi, birliği bozar. Nitekim Başbakan Süleyman Demirel:

“Türk milliyetçiliği, ırk esasına dayanmayan ve Türkiye’de başka etnik grupları dışlamayan yumuşak bir milliyetçiliktir.” demekte ve” ikinci sınıf muamelesi yapıldığı takdirde o insanların ayağa kalkma hakkının doğacağına” dikkat çekmektedir (Milliyet Gazetesi, 9.12.1991).

Görüldüğü üzere, artık devlet yöneticileri de eski katı milliyetçi anlayışın yürümeyeceğini görüyorlar. Milliyetçilik, millî zıtlaşmaları, millî düşmanlıkları, millî boğazlaşmaları gündeme getirmekte, birliği değil, bölünmeyi temsil etmektedir. Bu bakımdan yasaların milliyetçi bir zihniyetle yorumlanması, mevcut gerçekliğe ve olgulara ters düşer; Anayasa’nın hedeflerine de aykırı olur. Enternasyonalizm ise, milletlerarası birliği sağlamanın ve “ortak bir ev” inşa etmenin olanaklarını vermektedir. Sosyalist Parti milliyetçiliği değil, enternasyonalizmi benimsemiştir.

Kaldı ki, Sosyalist Parti Anayasa’nın milliyetçilik anlayışını benimsemek zorunda değildir. Partilerin Anayasa hükümlerini benimsemesi diye bir zorunluluk yoktur. Eğer böyle olsaydı, o zaman Anayasaların değiştirilmesi imkânsızlaşırdı. Partilerin uyması gereken hususlar, parti yasaklarına ilişkin hükümlerdir.

İddianame, bağnaz Türk milliyetçiliğini yansıtmaktadır. Bu niteliği ile de, hukuka, Anayasal ilkelere, toplumsal gerçekliğe aykırıdır.

Beşincisi, Sosyalist Parti’nin Kürt Sorununa Çözüm Programı, Anayasa’nın üçüncü maddesindeki hususlara aykırı kabul edilemez. Çözüm önerisindeki federe devletlerden her birinin ayrı bayrağı, ayrı marşı ve anayasası olması Türkçe ve Kürtçe’nin resmî dil olarak önerilmesi de kapatmayı gerektirir bir durum değildir.

Çünkü Sosyalist Parti’ye göre, iki milletin ortak evi olan federal devletin ortak bir anayasası, bayrağı ve marşı olacaktır. Bu anayasa, bayrak ve marş bütün ülkede geçerli olacaktır. Türkçe’nin yanında Kürtçe de resmî dil olarak düşünülmektedir.

Anayasa’nın dördüncü maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu ve Cumhuriyetin niteliklerinin değiştirilemeyeceği prensiplerine de aykırı bir durum yoktur. Zira, devletin şekli yine cumhuriyet olarak kalmaktadır.

Görüldüğü üzere, iddianamenin Sosyalist Parti’nin Anayasa’nın üçüncü ve dördüncü maddelerine aykırı davrandığı ithamı da doğru değildir.

Altıncısı, iddianame 2510 sayılı İskân Yasası’na da aykırıdır. Halen yürürlükte bulunan 14 Haziran 1934 tarih ve 2510 sayılı İskân Yasası’nda “Türk kültürlü olmayan”; “Türk ırkından olmayan”, “Türk kültürüne bağlı olmayan”; “Türk kültürüne temsili (özümlenmesi) istenen”; “Türk tebasından olup da Türk kültürüne bağlı bulunmayan”, “Anadili Türkçe olmayan”, “Türk kültürüne bağlı olup da Türkçe’den başka dil konuşan” nüfustan söz edilmektedir. Hatta bu Yasa’nın 2. maddesi, Türkiye nüfusunu niteliğine göre iskân bakımından üç mıntıkaya ayırmaktadır.

Türkiye’de “Türk ırkından olmayan”; “Türk kültürlü olmayan” .... nüfus kesimlerinin de bulunduğu İskân Yasası’nca hüküm altına alınmıştır. İddianame ise yürürlükte bulunan bu yasal mevzuata rağmen Türkler dışındaki milli varlıkları inkârda ısrar etmektedir.

V- Sosyalist Parti; Anayasa Mahkemesi Kararı İle Yasal Bulunan Program Ve Tüzüğüne Uygun Faaliyette Bulunmuştur. Kapatma Nedeni Sayılan Görüşleri Programının 31. Maddesi Kapsamındadır

Sosyalist Parti, Tüzük ve Programı nedeniyle kuruluştan sonra kapatma davası ile karşılaşmış ve Anayasa Mahkemesi’nde yargılanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin 8.12.1988 tarih ve 1988/2 Esas, 1988/1 Karar sayılı kararı ile Programı’nın Anayasa’ya ve Siyasi Partiler Yasası’na uygun olduğuna ve kapatmanın reddine karar verilmiştir.

Sosyalist Parti Programı’nın “Eşitlik, Irkçı Baskılara Son” başlıklı 31. maddesi de yargılama konusu yapılmıştır. Hatta bu maddeye ilişkin, Anayasa Mahkemesi üyelerinden biri muhalefet şerhi düşmüştür. Ancak, Anayasa Mahkemesi bu maddenin hukuka aykırı olmadığına karar vermiştir.

Sosyalist Parti Programı’nın 31. maddesi şöyledir:

“Herkes dil, ırk, milliyet, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefî kanaat din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

“SP, herhangi bir ırkın veya bölgenin diğerlerine hakim veya diğerlerinden ayrıcalıklı olmasına karşı mücadele eder.

“Demokratik Halk İktidarı, Türkiye halkının barış, kardeşlik ve gönüllü birlik içinde kendine özgür ve refahlı bir gelecek yaratmasının karşısındaki engeller olan ırkçı baskı politikalarının, bölgeler arası eşitsizliğin ve şovenizmin temellerini ve bütün belirtilerini ortadan kaldırır.

“Sosyalist Parti, Türkiye’nin kültürel zenginliğinin ve tarihten gelen gerçeklerin ortaya konmasını ve tartışılmasını bile yasaklayan `Siyasi Partiler Kanunu’ndaki ve diğer yasalardaki hükümlerin değiştirilmesi için mücadele eder.”

Görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesi’nce de yasal bulunan SP Programı’nın 31. maddesinde şu hususlar yer almaktadır:

1. Herkes, dil, ırk, milliyet, ...... ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşit olacaktır.

Buradan şu anlaşılmaktadır: “Türkiye’de birden fazla dil, ırk ve milliyet mevcuttur. Bunlar arasında kanun önünde ayrım yapılmamalıdır. Burada dil yerine “Türk ve Kürt dili”, ırk yerine “Türk ve Kürt ırkı”, milliyet yerine “Türk ve Kürt milleti” konulduğunda, bunlar arasında ayrım yapılamayacağı söylenmiş olmaktadır.

Dolayısıyla, “Kürt milletinden” ve “Kürt milletinin eşit haklara sahip olmasından” ve “kendi kaderini tayin etme hakkını”ndan söz etmek, programın bu maddesi çerçevesinde hareket etmektir.

2. “Sosyalist Parti herhangi bir ırkın veya bölgenin diğerlerine hakim ve diğerlerinden ayrıcalıklı olmasına karşı mücadele edecektir.”

Bu da yine Sosyalist Parti’ye “Kürt ulusu” üzerindeki baskılara, eşitsizliğe, şovenizme, asimilasyona karşı çıkma, Türk ulusuna ayrıcalıklar tanınmasına, bölgeler arasındaki farklı uygulamaya karşı mücadele etme görevini vermektedir. Sosyalist Parti bu çerçevede hareket etmiş, Kürt ulusu üzerindeki baskılara karşı çıkarak “eşitliği” savunmuştur. Gerek yayınlarında, gerek toplantılarında, gerekse TV konuşmalarında anlatılmaya çalışılan ve iddianamede kapatma davasında gerekçe sayılan hususların tamamı, bu çerçevededir.

3. “Türkiye halkının barış, kardeşlik ve gönüllü birlik içinde kendine özgür ve refahlı bir gelecek yaratmasının karşısındaki engeller olan ırkçı baskı politikasının, bölgeler arası eşitsizliğin ve şovenizmin temellerini ve bütün belirtilerini ortadan kaldırmak.”

Görüldüğü üzere, bu fıkrada, “Barış, kardeşlik ve gönüllü birlikten” söze dilmektedir. Millî sorunun çözümünde, askeri yöntem değil, “Siyasi çözüm” önerilmektedir. “Gönüllü birlik”, “kendi kaderini tayin hakkı” da dahil; Sosyalist Parti’nin “Kürt Sorununa Çözüm-4” programındaki bütün unsurları kapsamaktadır. “Gönüllü” birlik demek, “zora dayalı birliğin” reddi demektir.

Yine burada “millî baskı politikalarının, bölgeler arası eşitsizliğin ve şovenizmin” temellerinin ortadan kaldırılmasından söz edilmektedir.

Programın bu maddesinin parti yetkililerine yüklediği görevler, tam da iddia makamının suçladığı çözümlerdir.

Bu madde, “kültürel zenginliğin ve tarihten gelen gerçeklerin”, “ortaya konmasını ve tartışılmasını yasaklayan” yasa hükümlerine karşı mücadele görevini de partinin önüne koymaktadır.

Programın 31. maddesi, Mahkemeniz tarafından incelenmiş, Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası’na uygun bulunmuştur. Parti yetkilileri de, Anayasa Mahkemesi’nce yasalara uygun bulunan bu maddenin kendilerine yüklediği görevleri yerine getirmişlerdir.

İncelemenin öncelikte dava konusu Kürt Sorununa Çözüm Programı’nın Parti Programı’nın 31. maddesine uygun düşüp düşmediği üzerinde yapılması gerekecektir. Çünkü, Siyasi Partiler Yasası’nın 90., Anayasa’nın 69. maddeleri partilerin programları dışında faaliyette bulunamayacaklarını belirtmektedir. Bu, şu demektir: Partiler programlarına uygun faaliyette bu1unurlarsa, bu faaliyetleri nedeniyle suçlanamazlar.

4. Keza, Sosyalist Parti Programı’nın 42. maddesi de, “Ulusların kaderlerini tayin hakkını savunmayı” bir görev olarak partinin önüne koymaktadır. “Enternasyonalizm başlıklı bu madde de, Anayasa Mahkemesi’nce yasal bulunmuştur.

VI- Sosyalist Parti’nin Çözümü Biricik Birlik Yolunu Öngörüyor

Sosyalist Parti’nin Kürt sorunu hakkındaki politika ve çözüm önerilerini ortaya koyan “Kürt Sorununa Çözüm-4 Demokratik Federal Emekçi Cumhuriyeti” broşüründe, iddianame ile itham edilen tüm belge ve konuşma metinlerinde her satır, her sözcük birlik ihtiyacını, birlik imkânını ve birlik koşullarını dile getirmektedir. Nitekim, iddia makamının iddianameye aldığı alıntılar dahi bunu kanıtlıyor.

- “Yaşasın Türklerin ve Kürtlerin kardeşliği.” (Serhıldan Çağrıları-2 , İddianame, s. 4).

- ”Yaşasın Türk halkı, Kürt halkı.” (Serhıldan Çağrıları-2, İddianame, s.4).

“Kürt halkıyla kardeşçe, özgürce, gönül gönüle, barış ve huzur içinde yaşamak Türkiye halkının... ihtiyacıdır.

“Türk ve Kürt halkları iki candır.

“Sosyalist Parti Türk-Kürt kardeşliğinin partisidir.” (Kürt Sorununa Çözüm-4, İddianame, s. 4-5) .

- “Sosyalist Parti Türk ve Kürt halkları arasında tek köprü..”

“Sosyalist Parti birleşmeden yana.

“Sosyalist Parti iki halkın bir federasyonda birliğini, ortak iktidarını savunacak.” (24-25 Ağustos, Parti Meclisi Toplantısı’nda açış konuşması, İddianame, s.8).

-”... Doğu’da özel savaşa son vereceğiz, ..... özel savaşa Türk-Kürt kardeşliği programı... ilke iki milleti eşit düzeye getirerek ve sonunda biçim olarak bir federasyonla çözeceğiz...” (13.10.1991 Ankara Cebeci Açık Hava Toplantısındaki Konuşma, İddianame, s. 8)

“Kürt sorunu askerle mermiyle çözülemez, Kürt meselesi hürriyetle, eşitlikle çözülür...” (16.10.1991 Şırnak Açık Hava Toplantısındaki konuşma, İddianame, s. 9).

“......... Kürt milletine kendi kaderini tayin hakkı tanınmalıdır. İşte birliğin koşulu o zaman olur.... Zorla birlik olmaz. Gönülle, kardeşlikle, bu Kürt halkının iradesini sayarak, kabul ederek olur...” (11.10.1991 TV Açık oturumundaki konuşma, İddianame, s. 9-10).

İddianame Türk ve Kürt halklarının birliğini vurgulayan bu cümleleri dahi birer suç kanıtı gibi sunmaktadır. Oysa, Kürt sorunu bir gerçekliktir. Bu sorunu Sosyalist Parti icat etmemiştir. Sosyalist Parti varolan Kürt gerçeğini tespit etmiş; özgürlüğün, kardeşliğin ve birliğin yollarını aramış, birliği sağlayacak politikaları üreterek toplumun önüne koymuştur.

Sosyalist Parti, “Kürt sorununun” aynı zamanda “Türk sorunu” olduğunu söylemektedir. Kürt sorununun bugünkü noktaya gelmesinden hem Kürtler hem de Türkler acı çekmektedir. Çünkü hem Kürtler hem Türkler Kürt sorunundan kaynaklanan ekonomik yükleri taşıyor ve acılar çekiyor. Sorun, ABD gibi büyük emperyalist devletlere Türkiye üzerindeki denetimini ağırlaştırma fırsatı da veriyor. Ayrıca sorun, bir vicdan ve insanlık sorunudur. Sosyalist Parti iki halkın kardeşçe, özgürce, gönül gönüle, barış ve huzur içinde yaşamasını, ekmek kadar, su kadar önemli bir ihtiyaç olarak görmektedir. Sosyalist Parti’nin Kürt Sorununa Çözüm Önerisi özgürlük, kardeşlik ve birlik ihtiyacından hareket etmektedir. Sosyalist Parti, bugüne kadar devletçe izlenen yanlış politikalar ve uygulamalar sonunda, bölünmenin eşiğine gelmiş bu ülkede kendisini “Türk ve Kürt halklarına Fırat’ın üzerinde bir gönül köprüsü” olarak sunmaktadır.

Sosyalist Parti, birliğin tek yolunun eşitlik ve gönüllülükten geçtiğini görmektedir. Sosyalist Parti’nin ayrılma hakkından söz etmesinin amacı da birliktir. Çünkü, zorla birlik olmaz. Birlik, ancak irade özgürlüğüyle seçilmişse sağlamdır. Bir evlilik kurumunda bile eğer ayrılma hakkı yoksa, birlik taraflardan biri için kölelik anlamına gelir. Hak eşitliği birlik için kaçınılmaz koşuldur. Sosyalist Partinin dava konusu yapılan Kürt Sorununa Çözüm Programı’nın özü budur.

Bugüne kadar Kürtleri yok sayan ve şiddete dayanan devlet politikası iflas etmiştir. Bu nedenle, bütün düzen partileri ve devlet geleneksel politikayı terk etmişler ve yeni politik arayışlar içine girmişlerdir. Çünkü görülmüştür ki, bugüne kadar devletçe izlenen “Kürt politikası” bölücüdür. Bu politika, Kürt ve Türk halkları arası düşmanlığı geliştirmiş, birliğe değil, halkları birbirine kırdırmaya hizmet etmiştir.

- Bugün Güneydoğu’da yürütülmekte olan özel savaş ülkemizi Amerika’ya daha da muhtaç hale getirmekte, bağımsızlığımızı ipotek altına sokmaktadır.

- Mevcut ekonomik rejim Kürt ve Türk’ü birbirinden koparmaktadır. Ekonomik eşitsizliği derinleştirmektedir. Olağanüstü Hal Bölgesi’nde kişi başına ortalama gelir 382 dolar civarında iken Batı Anadolu’da 2000 doları bulmaktadır.

- Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Olağanüstü Hal Rejimi olağanlaştırılmış, oralarda Türkiye’nin geri kalan yerlerinden farklı bir hukuk geçerli kılınmıştır. Böylece mevcut rejim Kürt’le Türk’ü hukuki bakımdan da koparmıştır.

Gelinen nokta : Devlet bugün dağdan ve köyden sonra kentlerde de hakimiyetini yitirmektedir.

Görüldüğü üzere, devletin uyguladığı politikalar, birliğe değil, “bölünmeye” hizmet etmiştir. Bu uygulamanın sürdürülmesi, bölünmeyi körükleyecektir. Açıklanan nedenlerle, Sosyalist Parti’nin Kürt Sorunu’na ilişkin birlikçi çözümünün yargılama konusu yapılması ve partinin kapatılmasının istenmesi, halkın özgürlük, Barış ve demokrasi özlemine aykırıdır. Böyle bir davanın açılmış olması bile, birliğe değil, bölünmeye hizmet etmektedir.

Bu davada, Sosyalist Parti’yi değerlendirirken çabalarının hangi yönde olduğuna bakmak gerekir. Zira,yasalarla yasaklanan “bölücülük” amacıdır. Sosyalist Parti’nin amacı ise, eşitlik ve özgürlük temelinde birliktir. Sosyalist Parti Kürt sorununu gönüllü birlik yönünde çözmek için elinden geleni yapmaktadır.

Siyasal gerçeklik, eğer birlik isteniyorsa eski zora dayanan politikalardan vazgeçilmesi gerektiğini göstermektedir. Pozitif hukuk ise, eski politikalar zemininde oluşturulmuştur. Bunun için, yasaların kaba lafzına bağlı kalınarak uygulanması, çağdaş hukuk ilkelerine uygun olmaz. İddianamenin mantığı ve yaklaşımı kabul edilirse, başta iktidar ortağı DYP ve SHP olmak üzere diğer partiler hakkında da davalar açmak gerekecektir. Oysa yeni çözümlerin arandığı bir dönemde soruna siyasal gerçeği temel alarak yaklaşmak zorunludur.

Birliğin biricik çözümünü gündeme getiren Parti’nin kapatılmak istenmesinin ne anlama geleceğini ve ne gibi olumsuz sonuçlar doğuracağını Sayın Mahkemenizin değerlendireceği kanısındayız.

Sonuç : Açıklanan nedenlerle;

1. Anayasa’nın Geçici 15. maddesi bir bütün olarak belli yasaları Anayasal yargının denetimi dışında tutmuştur. Yasalar ise tüm hükümleriyle bir bütündür. SPY, bugün MGK dönemindeki şekliyle yürürlükte değildir. 10 ayrı yasa ile çeşitli maddeleri defalarca değişikliğe uğramıştır. Yani, bir bütün olarak bugünkü SPY, MGK döneminin yasası değildir. Bu itibarla Anayasal yargının denetimine tabidir. Bu nedenle SPY’nın Anayasa’ya aykırılığı def’imizin öncelikle incelenip kabulü ile Anayasa’ya aykırı bulunan SPY’nın iptaline:

2. Dava SPY’nın 9. maddesine uyulmadan açıldığından davaya bakılmaksızın dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığı’na iadesine;

3. Sözlü açıklama alınması ya da Parti yetkililerinin çağrılıp dinlenmesiyle yetinilmeyerek, SPY’nın 98. maddesi de1aletiyle CMUY’nın 387. maddesi uygulanıp, yargılamanın duruşmalı olarak yapılmasına;

4. Sosyalist Parti’nin kapatılmasına ilişkin davanın reddine; karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz.”

III- CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’N1N ESAS HAKK1NDAKİ GÖRÜŞÜ:

Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 6.2.1992 günlü, SP. 23 Hz. 1991-94 sayılı esas hakkındaki görüşünde aynen şöyle denilmektedir :

Anayasa’nın; Anayasa metnine dahil olduğu 176 ncı maddede belirtilen Başlangıç kısmında “hiçbir düşünce ve mülahaza Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esası karşısında korunamaz.”

3 üncü maddesinde;

“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklâl Marşı’dır.”

4 üncü maddesinde;

“Anayasa’nın 1 inci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

14 üncü maddesinde;

“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılamaz...

Anayasa’nın hiçbir hükmü Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz.”

66 ncı maddesinde;

“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.

68 inci maddesinde;

“... Siyasi partilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.

Sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan Siyasi partiler kurulamaz.”

69 uncu maddesinde;

“... Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programlarının ve kurucularının hukukî durumlarının Anayasa ve kanun hükümlerine uygunluğunu, kuruluşlarını takiben ve öncelikle denetler, faaliyetlerini de takip eder.

Siyasi Partiler Kanununun; 78 inci maddesinde;

“Siyasi Partiler;

a) Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklinin; Anayasanın Başlangıç kısmında ve 2 nci maddesinde belirtilen esaslarını Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, millî marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu ve bunun ancak Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek;

Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;

Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.

81 inci maddesinde;

“Siyasi Partiler;

a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerine millî veya dinî kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.

b) Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar...” hükümleri yer almıştır.

Usul Yönünden

Öncelikle; Anayasa’nın geçici 15/son maddesi kapsamına, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 22.4.1983 günü bu dönem içerisinde çıkarılmış bulunmasına nazaran davalı Siyasi partinin Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi görülmemekle reddi gerekeceği;

Ayrıca dava Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 69 uncu maddesinde yer alan “Cumhuriyet Başsavcılığı ... partilerin .... faaliyetlerini de takip eder” hükmüne dayattırıldığı için 2820 sayılı Yasa’nın 9 uncu maddesi gereğince partiye uyarıda bulunulmasına lüzum olmadığı;

2820 sayılı Yasa’nın 98 inci maddesinde yer alan “Anayasa Mahkemesince, dosya üzerinde inceleme yapılarak karara bağlanır...” buyurucu hükmü karşısında davalı Partinin yargılamanın duruşmalı olarak yapılması talebinin kabule şayan olamayacağı,

görüşündeyiz.

Esas Yönünden

2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 101 nci maddesi “... Anayasa Mahkemesince bir Siyasi parti hakkında kapatma kararı:

a) Parti tüzüğünün veya programının yahut partinin faaliyetlerini düzenleyen ve yetkili parti organları veya mercilerince yürürlüğe konulmuş olan diğer parti mevzuatının bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan hükümlerine aykırı olması,

b) Parti büyük kongresince, merkez karar ve yönetim kurulunca veya bu kurulun iki ayrı kurul olarak oluşturulduğu hallerde ilgili kurulca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi grup yönetim veya grup genel kurullarınca bu kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırı karar alınması veya genelge veya bildiriler yayınlanması veya karar alınmamış olsa bile bu kurullar tarafından aynı hükümlere aykırı faaliyette bulunulması veya parti genel başkanı veya genel başkan yardımcısı veya genel sekreterinin sözü edilen bu maddeler hükümlerine aykırı olarak sözlü ya da yazılı beyanda bulunması,

c) Parti merkez karar ve yönetim kurulunca Yüksek Seçim Kuruluna partiyi temsilen konuşma yapacağı bildirilmiş olan kimsenin, radyo veya televizyonda yaptığı konuşmanın, bu kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümlerine aykırı olması,

Hallerinde verilir...” hükmünü taşımaktadır.

İddianamemizde “Parti Genel Merkezince bastırılıp dağıtılan yayınlar” bölümünde alıntılar yapılan “Serhıldan Çağrıları-2”, “Kürt Sorununa Çözüm-4” ve “Serhıldan Çağrılarr1” isimli basuş yayınların tamamı davalı parti genel merkezi tarafından çıkarılarak yurdun her tarafında dağıtılmıştır. Bunlardan “Kürt Sorununa Çözüm-4” adlı yayının son sayfasında parti genel başkanının imzası da bulunmaktadır.

Doğu Perinçek 6.7.1991 günlü kongrede parti genel başkanlığına seçilmiştir.

24-25 Ağustos 1991 günlü kapalı salon, 13.10.1991, 16.10.1991 ve 17.10.1991 günlü açık hava toplantılarındaki ve 11.10.1991 günlü televizyondaki açık oturumdaki konuşmalar davalı partinin genel başkanı tarafından ve bu sıfatla yapılan beyanlardır.

Davalı parti Genel Merkezinin 11.10.1991 gün ve 1991/112 sayılı yazıları ile 13.10.1991 günü TRT’den yapılacak seçim konuşmasının Merkez Karar Kurulu’nun 8.10.1991 tarih ve 53 sayılı kararı gereği Genel Başkan Doğu Perinçek tarafından yapılacağı Yüksek Seçim Kurulu’na bildirilmiştir.

“Demokratik, Federal Emekçi Cumhuriyeti” ve “Türk ve Kürt halklarının eşit özgür gönüllü birliği” ibarelerini taşıyan duvar ilânları davalı parti genel merkezince bastırılarak teşkilata dağıtılmış ve seçim kurullarınca belirlenen yerlere asılmıştır.

Bu açıklamalar ve 2820 sayılı Yasa’nın 101 nci maddesinin buyurucu hükmü karşısında, davalı Partinin”, “yayınların partiyi bağlamayacağı ve delil olarak değerlendirilemeyeceği” yönlü savunmaları geçerli olamaz.

İddianamede 4 ilâ 10 uncu sayfalar arasında geniş olarak özetlenen, partiyi bağlayıcı nitelikteki yayınlardan, duvar ilânlarından ve parti genel başkanının konuşmalarından, savunulduğunun aksine bunların bütünlüğünü bozmayacak şekilde alınan bölümlerinde, ayrı “dili” ve “kültürü” olan ve özellikle de “kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahip” Türkiye Cumhuriyeti ülkesi toprakları üzerinde yaşayan “ezilen” bir “Kürt ulusunun” varlığı açık ve seçik bir şekilde kabul edilmiş;

“Türk ve Kürt halkları arasındaki tek köprünün Sosyalist Parti olduğu belirtilip sorunun çözümünün nasıl olacağı anlatılmıştır.”

Sorunda “esas çözücü Kürt halkıdır”, “Kürt milleti, kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahiptir.”, “bu özgür iradenin” saptanması içinde “Kürt illerinde referandum yapılmalıdır” Kürt halkı “isterse ayrı bir devlet kurabilir” ancak en iyi çözümün “iki federe devletin eşit olarak katıldığı, demokratik federal bir cumhuriyet” olduğu vurgulanarak bu cumhuriyetin esasları açıklanmıştır. Buna göre “federal anayasa, iki milletin ortak anayasasıdır” Federe devletin ayrıca kendi anayasaları”, “kendi bayrağı ve marşı vardır”.

“Federal cumhuriyetin bayrağı ve marşı Türklerin ve Kürtlerin ortak bayrakları ve marşıdır”.

“Resmi dil, Türkçe ve Kürtçedir, her federe cumhuriyette kendi dili esastır”.

“Kürt milletinin demokratik kültürü” baskıların sona erdirilmesi sonucu “serpilme olanaklarına kavuşacaktır”

Böylece Sosyalist Partinin gerçekleştireceği çözümün de Kürt halkının kendi kaderini tayin yolunda belirleyeceği özgür iradesiyle Anayasa’daki millet bütünlüğü ilkesinden uzaklaşıp, halkın dili ve kültürü ayrı, Türk ve Kürt uluslarından oluştuğu ilkesine dayalı, iki federe devletin eşit olarak katıldığı federal bir cumhuriyet amaçlanmaktadır.

Bu şekilde ileriye sürülen görüş ve benimsenen ilkelere göre davalı Sosyalist Parti;

a) Anayasa metnine dahil olduğu 176 ncı maddede belirtilen başlangıç kısmında “hiçbir düşünce ve mülahaza Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esası karşısında korunamaz.”

b) Anayasa’nın 3. maddesinin 1 inci fıkrasının “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklâl Marşı’dır.”

c) Anayasa’nın 4. maddesi “Anayasa’nın birinci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile ikinci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve üçüncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

d) Anayasa’nın 14. maddesinin 1. fıkrasının “Anayasada belirtilen hak ve hürriyetlerden hiçbiri Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak... veya dil .....ayırımı yaratmak amacıyla kullanılamaz.”

e) Anayasa’nın 66. maddesinin 1. fıkrasının “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.”

f) Anayasa’nın 68. maddesinin 3 ve 4. fıkrasının;

“Siyasi partiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler.”

“Siyasi partilerin tüzük ve programları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.”

g) 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 4 ncü kısmında yeralan 78. maddenin (a) bendinin “siyasi partiler, ....Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, .....dair hükümleri değiştirmek.... dil, ırk, ....ayrımı yaratmak ... amacını güdemezler”

h) Aynı Kanunun 81. maddesi (a) ve (b) bendinin “Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde millî veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.

Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler, bu yolda faaliyette bulunamazlar”

Biçimindeki buyurucu kurallarına da aykırı davranmış bulunmaktadır.

Sonuç :

Yukarıda gerekçeleri ve yasal dayanakları ile birlikte açıklandığı üzere, davalı Sosyalist Parti’nin;

T.C. Anayasası’nın Başlangıç kısmı, 3., 4., 14., 66., 68. maddeleri ile Siyasi Partiler Kanununun 78. ve 81. maddelerine aykırı olarak devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunduğu,

Sonucuna varıldığından davalı Siyasi partinin 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 101. maddesinin a, b, c bentleri gereğince kapatılmasına karar verilmesini,

Arz ve talep ederim.”

IV- DAVALI PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI :

Sosyalist Parti’nin 30.3.1992 günlü esas hakkındaki savunması aynen şöyledir:

I) Usul Açısından Savunmamız :

Başkanlığın, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Esas Hakkındaki Görüşü’nün tarafımıza gönderilmesine ilişkin 6.2.1992 gün ve 161 sayılı yazılarında; “....davanın 27.11.1991 gününde yapılan inceleme toplantısında...” alınan kararlar uyarınca 27.11.1991 tarihinden sonra Anayasa Mahkemesi Heyetince incelemeye alınmış ve dolayısıyla, Ön Savunmamızda dile getirdiğimiz ve usul yönünden ileri sürdüğümüz taleplerimiz konusunda henüz bir ara kararı verilmemiştir. Davanın esası yönünden önem taşıdığına inandığımız bu öncelikli taleplerimizi tekraren açıklamakta yarar görüyoruz:

1. Siyasi Partiler Yasası’nın Anayasa’ya aykırılığı def’imizi Anayasa Mahkemesi inceleyebilir.

Anayasa’ya aykırı SPY iptal edilmelidir.

İddia Makamı, Esas Hakkındaki Görüşünde; SPY’nın “Anayasa’nın Geçici 15/son maddesi kapsamı”nda bulunması nedeniyle “Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi görülmemekle” bu talebimizin reddi istenmektedir. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu görüşü yerinde değildir ve gerekçeden yoksundur.

Birincisi, Anayasa’nın konuya ilişkin hükmü bir “geçici” maddedir. Geçici olduğu sarahaten belirtilen bir hükme süresiz geçerlilik ve uygulama olanağı tanınması, kanun tekniğine ve hukuk mantığına ters düşer. Şayet Anayasa koyucunun amacı bu hükme herhangi bir zaman sınırı tanımaksızın uygulanma olanağı sağlamak olsaydı, konu “geçici madde” olarak değil, Anayasa’nın Üçüncü Kısım, Üçüncü Bölümünde Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin 148. vd. maddelerinde düzenlenirdi. Ya da “İnkılap Kanunlarının Korunması’na ilişkin 174. maddede olduğu gibi amaç, hükme herhangi bir zaman s ınırı tanımaksızın uygulanma olanağı sağlamak olsaydı, geçici madde olarak değil, doğrudan Anayasa’nın temel metni içinde düzenlenirdi. Aksi halde, 174. maddede yer alan “.....İnkılâp Kanunları....Anayasa’ya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz” hükmünün neden geçici madde olarak düzenlenmediğini anlamak mümkün olmaz.

Nitekim, 1982 Anayasası’nın “Geçici Hükümler” başlıklı Altıncı Kısmında yer alan 16 maddenin tamamı, mahiyetleri ve içerikleri gereği belirli bir süre uygulanacak ve daha sonra uygulama olanağı kalmayacak biçimde düzenlenmiştir. Şimdi, bu kısımdan sadece Geçici 15. maddeye diğerlerinin aksine, sürekli uygulanırlık atfetmek Anayasakoyucunun amacına aykırı düşer.

“Geçici Madde” kavramı, yeni bir hukuk düzenine geçişi sağlayan ve bu geçiş süreci tamamlandıktan sonra uygulanabilirlik değerini yitiren maddelerdir. Geçici 15. Maddenin, Anayasal denetime engel kabul edilen son fıkrası şu şekilde anlaşılmalıdır:

“Bu dönem içinde... Anayasa’ya aykırılığı iddia edilemez.

Yani, son fıkrada yer alan “. . . bu dönem. . . .” sözcükleri birinci fıkra ile bağlantılıdır ve onu açıklayıcı niteliktedir. Buna göre Anayasa’ya aykırılık iddiası, birinci fıkrada belirtilen “12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak TBMM Başkanlık Divanı oluşuncaya kadar geçecek süre içinde” ileri sürülemeyecektir. Anayasa’nın Geçici 15/son Maddesi TBMM Başkanlık Divanı’nın oluşması ile süresini doldurmuştur ve işlerliğini yitirmiştir.

Ayrıca, Anayasa’da yer alan, Anayasal denetimi kısıtlayıcı çeşitli hükümler ile sözkonusu Geçici 15/son Maddenin düzenlenişi arasında da bariz fark mevcuttur. Örneğin, Anayasa’nın 90/son maddesinde “Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz”, 105. maddesinde “Anayasa Mahkemesi (ne)....başvurulamaz...”, 148. maddesinde “Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’nde dava açılamaz”, 152. maddesinde “Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla başvuruda bulunulamaz” şeklinde açık ifadeler yer aldığı halde, Geçici 15/son Maddede sadece “Anayasa’ya aykırılığı iddia edilemez” denilmektedir. Bu ifade değişikliği de Geçici 15. maddenin “geçici” bir süreye ilişkin olarak öngörüldüğünün göstergesidir.

“Geçici maddelerin taşıdıkları hukuksal değer, diğer maddelerden farklı değildir. Hatta temel düzenlemeden ayrık hükümler getirmesi yönünden uygulama önceliğine ve etkinliğine sahiptirler” şeklindeki görüş, yalnızca, geçici maddelerin geçicilik vasfından gelen uygulama dönemi için kabul edilebilir. Yoksa bu görüşün ilanihaye kabulü halinde geçici maddelerle esas maddeler arasında fark kalmamış olur ve Anayasa’nın temel ilkelerine açıkça aykırı olan bir yasa ilanihaye yürürlükte kalır. Böyle bir durum ise, Anayasal, hukuksal ve toplumsal düzeni deforme eder ve demokrasi böyle bir geçici maddenin ipoteğinde kalır.

İkincisi, Anayasa’nın Geçici 15/son Maddesinin MGK döneminde çıkartılan yasaların “Anayasa’ya aykırılığının iddia edilemeyeceği” şeklindeki hükmünün bugün de uygulanabileceği kabul edilse bile, halen yürürlükte bulunan Siyasi Partiler Yasası, MGK döneminde yürürlüğe konan orijinal şekline ve bütünlüğüne sahip değildir. 22.4.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası Ön Savunmamızda açıkladığımız şekilde-bugüne kadar 10 ayrı yasa ile 10 kez değişikliğe uğramıştır.

Bu değişiklikler arasında partilerin kapatılmasına ilişkin 101. madde de bulunmaktadır. Hatta 2820 sayılı Yasa’da öngörülen bazı yasaklamalar referandum konusu olmuş ve halkoyu ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Bu durum karşısında, bugün yürürlükte bulunan Siyasi Partiler Yasası’nın MGK döneminde çıkartılan yasa olduğu artık ileri sürülemez. Aksini iddia etmek şöyle bir d