ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Esas Sayısı : 1988/2 (Siyasi Parti Kapatma)

Karar Sayısı : 1988/1

Karar Günü : 8.12.1988

Davacı : Cumhuriyet Başsavcılığı

Davalı : Sosyalist Parti

Davanın Konusu : Sosyalist Parti’nin, işçi sınıfının, milletin öteki kesimleri üzerinde egemenliğini ve sınıf mücadelelerini öngörerek, işçiler devleti ve diktatörlüğü kurmayı amaçlamak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasıyla Siyasi Partiler Yasası’na ve bu Yasanın özellikle 78. maddesine aykırı davrandığı ileri sürülerek aynı Yasanın 101. maddesinin (a) bendi gereğince kapatılmasına karar verilmesi istenmiştir.

I- İDDİANAME :

Cumhuriyet Başsavcılığının 15.2.1988 günlü SP. 23 Hz. 1988/2 sayılı iddianamesi şöyledir :

“Giriş :

Bir millet olarak yaşayabilmek için demokrasiyle idare edilen bir yönetime sahip olmak zorunluğu Türk Toplumunun mantığına yerleşmiş ve ideali olmuştur. Demokrasiden ve Cumhuriyetten vazgeçilemeyeceği gibi başkaca bir çözümde kabul edilemez.

Sayıları milyonları bulan bir seçmen kitlesinin, tutarlılık ve seçim için alt kümelere gereksinmesi olduğundan, demokrasiyle yönetilen çağdaş devlette iktidar ve muhalefet arasında değişim olanakları sağlayan ve bunun gereklerini öğreten siyasi partilerin bulunması zorunludur. Amaç hem kadro ve hem de programlar açısından millete bir seçim sunmaktır; esasen bu olmadan özgürlük olmaz.

Siyasi Partiler siyasi temsilcilerini seçmek için örgütlenmiş seçmen - yurttaş kümeleridir. Toplumdaki çeşitli bileşim ve çıkarları içerir ve yansıtırlar.

Demokratik yönetim koşullarından yükselen bu gereksinme nedeniyle siyasi partiler, felsefelerini biçimlendirirler; programlarının özgül içeriklerinde bunu belirlerler.

Ancak her demokratik devletin bir hukuk sistemi vardır. Kurulan siyasi partiler bu kurallara ve sisteme uymak zorundadırlar.

Hukuk sistemimizde siyasi partilerin (Anayasa ve Kanunlara uygun olarak, milletvekili ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile milli iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir Devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzelkişiliğe sahip kuruluşlar) oldukları vurgulanmıştır.

Siyasi Partilerin gerek kuruluşlarında ve gerekse faaliyetlerinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Kanunlarını gözönünde bulundurmaları ve dışına çıkmamaları gereklidir.

Siyasi Partilerin 2820 sayılı Kanuna ve özellikle bu kanunun dördüncü kısmındaki hükümlere aykırı davranmamaları, aksi takdirde kapatılmalarına karar verileceği, Siyasi Partiler Kanununun 101 inci maddesi gereğidir.

SOSYALİST PARTİ :

Sosyalist Parti, 1 şubat 1988 tarihinde Siyasi Partiler kanununda öngörülen bildiri ve belgelerini İçişleri Bakanlığına vererek kurulmuş, tüzelkişilik kazanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 69 uncu maddesi ile Siyasi Partiler Kanunu gereği olarak Cumhuriyet Başsavcılığımızca öncelikle tüzük ve program ile kurucularının hukuki durumları incelenmiştir.

Sosyalist Parti, Programında şöyle nitelendirilmiştir.

1- Sosyalist Parti Türkiye işçi sınıfının, köy emekçilerinin ve sosyalist aydınların partisidir. (m.1)

2- Türkiye işçi sınıfının bütün öncü unsurlarını ve sosyalist aydınları ....... temelinde birleştirir. (m.2)

3- Kazanımları emekçi halk yararına geliştirir. (m. 6)

4- İşçi ile köylü, şehir ile köy, kafa emeği ile kol emeği arasındaki farkları adım adım yok eder. (m.7)

5- Sosyalist Parti’nin biricik güvencesi Türkiye emekçileridir ..... Sosyalist Parti, demokrasiyi de sosyalizmi de emekçi halkın eliyle inşa eder. (m.8)

6- Her somut durumda, işçi sınıfının ve emekçi halkın çıkarlarına göre düşünmeyi ve davranmayı ilke edinir. (m.9)

7- Partinin amblemi emekçinin elindeki güneştir. (m. 1)

8- Partinin marşı “1 Mayıs marşı” dır. (m. 1)

9- İşçi sınıfı hareketinin ve sosyalist akımın devrimci mirası ve geçmiş hataların eleştirisiyle derinleştirilecek teorik kazanımlar temelinde birleştirir. (m.2)

10- Sosyalist Parti’nin mücadelesine sosyalist teori yol gösterir. (m.3)

11- Parti, işçi sınıfının evrensel teorisini, Türkiye koşullarına yaratıcı bir biçimde uygular. Büyük devrimlerin pratiğinde zenginleşen bu teorik hazine, dünyamızın yüzyıldır yaşadığı değişikliklerin başlıca ideolojik kaynağıdır. (m.3)

12- Sosyalist Parti’nin amacı demokratik halk iktidarını gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizmin kuruluşuna geçmektir. (m.6)

13- Sosyalist demokrasinin özü, emekçilerin iktidarı döne döne fethetmeleri, iktidarın emekçi karakterinin yaygınlığına ve derinliğine pekişmesidir. (m.7)

14- Sosyalist Parti sınıflar ve devletler arasında paylaşım kavgalarına yolaçan üretim kıtlığının ve toplumsal farklılaşmaların son bulacağı, insanların değil yalnız araçların yönetileceği bir barış dünyasına ilerleyişin bilincindedir. (m.7)

15- Parti, emekçi kitlelerin siyasal, kültürel ve manevi yönlerden alabildiğine gelişerek, toplumumuzun her alanda ilerlemesine önderlik edecek ileri unsurlar haline gelmeleri ve böylece emekçilerin bütün kitlesiyle seçkinleşmesi ve sonuç olarak öncü ile kitle farkının kalkması için çalışır. (m. 8)

16- Sosyalist Parti, işçi sınıfı içindeki çeşitli eğilimleri kucaklayan teorisi ve programı çerçevesinde partide kanatların oluşmasını hem kaçınılmaz, hem de yararlı görür. (m.10)

17- Emekçi halka bağlı kuşakların yetişmesi için çalışır. (m. 34)

18- Demokratik halk iktidarı ...... “herkesten yeteneğine göre ve herkese - emeğine göre” ilkesini uygulayarak, toplum ahlakının bozulmasının önemli bir kaynağını kurutur.(m. 48)

Değerlendirme :

Programının bazı bölümlerine kısaca değindiğimiz Sosyalist Partinin amacı, (işçi sınıfının önderliğinde halk iktidarını gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizmin kuruluşuna geçmek) dir.

Genelde sosyalizmi tarif etmek ve bir kaç esaslı noktada derleyip toparlamak kolay olmamakla birlikte, kurulan bu Partinin Programı irdelenerek Anayasa ve Kanunlar karşısındaki niteliği saptanacaktır.

Hiç kimse, Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Devletin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din, mezhep ayırımı veya bölge farklılığı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşler veya herhangi bir diktatörlük türüne dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıyla siyasi parti kurma hakkını kullanamaz.

Bu ilke doğrultusunda yasaklar getirilmiş olup özellikle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun dördüncü kısmında yer verilen yasaklara uyulmaması halinde aynı Kanunun 101 inci maddesi gereğince Siyasi Partinin kapatılmasına karar verilecektir.

Siyasi Partiler kanununda demokratik devlet düzeninin korunması ile ilgili ve özellikle milli devlet niteliğinin korunması için düzenlemeler yapılmıştır.

2820 sayılı Kanunun dördüncü kısmında yer alan 78 inci maddesine göre siyasi partiler, (Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.)

Davalı Sosyalist Parti’nin programından aldığımız paragraflar ve programın tümü incelendiğinde (İşçiler sınıfının şuurlanması ve sınıf mücadelesi)nin öngörüldüğü ve amaçlandığı anlaşılmaktadır. Böylece işçi sınıfı, devleti ve hükümeti elde edecek, işçi (emekçi) sınıfına dayalı ve bu sınıfın egemenliğinde bir iktidar, daha açık bir deyimle işçiler diktatörlüğü kurulacaktır.

Bu devrede insanlar sıkı bir terbiye ile yetiştirilecek ve (herkesin yeteneklerine göre çalışması, gereksinmelerine göre pay alması) esasını öngören sosyalizmin ileri aşamasına ulaşılacaktır.

a) Sosyalist Parti’nin programında, “Biricik güvencesinin Türk emekçileri olduğu” ifade edildikten sonra “parti emekçi kitlelerin siyasal, kültürel ve manevi yönlerden alabildiğine gelişerek toplumumuzun her alanda ilerlemesine önderlik edecek, ileri unsurlar haline gelmeleri ve böylece emekçilerin bütün kitlesiyle seçkinleşmesi ve sonuç olarak öncü ile kitle farkının kalkması için çalışır. Sosyalist Parti, demokrasiyi de sosyalizmi de emekçi halkın eliyle inşa eder.

En büyük üretici ve değiştirici güç, emekçi halkın kendisidir (m. 8)” denilmektedir.

Görüldüğü gibi (Herkesin yeteneklerine göre çalışması, gereksinmelerine göre pay alması) nı öngören sosyalizmin ileri aşamasını amaçlayanlara göre (işçiler sınıfı vaziyetine ve kuvvetine şuur edindiği zaman toplumdaki iki sınıf arasındaki tezat bir mücadele halini alacaktır. Bu şuurun doğması için işçiler sınıfı, durumunun bir takım geçici buhranlardan ileri gelen geçici bir durum olmadığını anlaması lazımdır. Bu nizamın sanıldığı gibi, değişmez bir şey olmayıp değiştirilmesinin kabil olduğuna hatta zorunlu olduğuna inanılması lazımdır. İşte işçi sınıfı buna inanacak ve mücadeleye girecektir.)

Bu ideali amaçlayan Davalı Sosyalist Parti, programında, “Sosyalist demokrasinin özü, emekçilerin iktidarı döne döne fethetmeleri, iktidarın emekçi karakterinin yaygınlığına ve derinliğine pekişmesidir. Sosyalist Parti, halk içindeki çelişmeler ile uzlaşmaz çelişmeleri her dönemde dikkatle ayırır.” (m.7) demektedir.

b) Sosyalist Parti, (Ekonomik muayyenlik ve tarihi tekâmül)ü öngören ideale inanmış ve (genel olarak sosyal, siyasal ve fikri gidişi tayin eden şeyin maddi hayatın temin tarzı) olduğunu sosyal hayatta yalnız ekonomik faktörlerin rol oynamadığını; sosyal strüktürün tamamiyle bu faktörler ile belirlendiği asıl temelin ekonomik faaliyet, teknik üretim biçimi ve üretim araçları olduğu inancını benimsemiştir.

Nitekim programında “Sosyalist Parti’nin mücadelesine, sosyalist teori yol gösterir. Parti, işçi sınıfının evrensel teorisini Türkiye koşullarına yaratıcı bir biçimde uygular (m. 3) . Sosyalist Parti’nin amacı, “Demokratik halk iktidarını gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizmin kuruluşuna geçmektir. (m.6) denilmektedir.

Görüldüğü üzere amaçlanan, işçi (emekçi) hareketi işçi (emekçi) iktidarı, işçiler devleti ve diktatörlüğü ve sonuç olarak (herkesin yeteneklerine göre çalışması, gereksinmelerine göre pay alması)nın oluştuğu toplum düzenine ulaşmayı amaçlayan (Sosyalist Teori) de öngörülen devlettir.

c) Bilindiği gibi ekonomide sosyalizmden sözedildiği zaman, üretimde kullanılan maddi üretim Araçları kamu mülkiyetinde olan, üretim, bölüşüm ve tüketimin merkezi otorite tarafından hazırlanan planlara göre yürütülen bir sistem anlaşılmaktadır.

Davalı Parti Programında “İstihdam, üretim, yatırım ve tüketim hedefleri, emekçilerin doğrudan söz sahibi olduğu demokratik bir işleyişle saptanır ve planlı olarak gerçekleştirilir. Büyük ve toplumsal üretime, dolayısıyle ekonominin doruklarına sosyalist üretim ilişkilerinin kumanda ettiği uzunca bir kuruluş dönemi boyunca ulusal ekonominin karma karakteri korunur.” (m. 50) denilmektedir. Ulusal ekonominin karma karakteri (ekonominin doruklarına sosyalist üretim ilkelerinin kumanda ettiği kuruluş dönemi boyunca) korunacaktır. Daha sonra Sosyalist Teori’de öngörüldüğü gibi sosyalizmin ileri aşamasına geçilecektir.

d) Sosyalist Teori, özel mülkiyet, ekonomik faaliyetlerin kişisel çıkar ve kâr motifine göre rekabet serbestisi içinde yürütülmesine karşı olduğunda, kaeıu mülkiyeti sosyalizmin dayandığı temel kurumlardandır.

Sosyalist Partinin programında değinilen ve tekrarlanan (Demokratik halk iktidarı), işçi iktidarı, yani (işçiler diktatörlüğü) nden başka bir şey değildir. Daha öncede değindiğimiz gibi, davalı Parti’nin amacı; (Demokratik halk iktidarı) nı gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizmin kuruluşuna geçmektir. (m. 6)

Davalı Partinin programında yer alan (Sosyalist Teori) de geçiş dönemi olarak bilinen işçi (emekçi) iktidarı, tamamen bir sınıfa dayanan iktidar olduğu ve ilk aşamada işçi diktatörlüğünü ve nihayet (herkesin yeteneklerine göre çalışması, gereksinmelerine göre pay alması) esasına dayanan ileri aşamaya ulaşması amaçlanan teoridir.

Davalı Partinin Programına göre;

Demokratik halk iktidarı, dış ticareti, büyük sermayeyi, banka ve sigortaları kamulaştırarak halkın mülkiyetine geçirecek, madenler, sular, ormanlar ve kıyılar halkın ortak mülkiyetinde olacak (m. 44) ve yurttaşlar sosyalizm döneminde ancak emeklerinin ürünü olan mülkiyet ve özel girişim haklarına sahip bulunacaklardır. (m. 27)

Görüldüğü üzere miras söz konusu değildir. Esasen geçiş dönemi olarak bilinen (Proletarya Diktatörlüğü) nde özel kişilere ve kooperatif şirketlere, başkalarının emeğini kullanmadan kendileri tarafından işletilen ve sermayeden çok emek faktörünün hakim olduğu küçük işletmelere sahip olma hakkı tanınmaktadır.

Rejimin gereği olarak, faaliyetleri, merkezi planlama tarafından belirlenecek ve kamu makamları tarafından kontrol edilecektir.

e) Davalı Sosyalist Parti’nin Programında açık ve seçik olarak, (Ekonomik Muayyenlik ve tarihi tekamül) tezi ile hareket edilerek, işçiler (emekçi) sınıfının mücadelesi öngörülerek işçiler devletinin ve diktatörlüğünün kurulması ve nihayet (herkesin yeteneklerine göre pay alması) esasına dayanan rejime ulaşılması amaçlanmaktadır.

Partinin amacının (Demokratik halk iktidarını gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizmin kuruluşuna geçmek (m. 6) olduğu açıklanmıştır.

“Demokratik halk iktidarı” deyiminin ( Proletarya diktatörlüğü) olduğu Programın içeriğinde kuşkuya meydan verilmeyecek şekilde belirlenmiştir.

Sosyalist Parti ile bir sınıf partisi öngörülmüş, işçiler devleti ve diktatörlüğü amaçlanmıştır.

Nitekim, Sosyalist Parti’nin biricik güvencesinin Türkiye emekçileri olduğu vurgulanmakta, demokrasinin ve sosyalizmin emekçi halkın eliyle inşa edileceği (m. 8) ifade edilmektedir.

SONUÇ .

Davalı Sosyalist Parti “sınıflar ve devletler arasında paylaşım kavgalarına yol açan üretim kıtlığının ve toplumsa) farklılaşmaların son bulacağı, insanların değil yalnız araçların yönetileceği bir barış dünyasına ilerleyişin bilincinde” olduğunu ifade etmekte (m. 7) ve nihayet (Herkesten yeteneğine göre ve herkese emeğine göre) ilkesini uygulayacağını (m. 48) açık ve seçik olarak söylemekte, sosyalist sektörün geliştiği planlı ekonomi ile piyasa mekanizmaları arasındaki ilişkinin düzenleneceğini (m. 50) esnaf, zanaatkâr ve küçük atölyelerin korunacağını, adım adım kooperatiflerde birleşmeye özendirileceğini (m. 52) belirtmektedir.

Görüldüğü gibi amaçlanan ve arzulanan rejimin, sosyalizmin ileri aşaması olarak nitelenen ve (herkesin yeteneklerine göre çalışması, gereksinmelerine göre pay alması) esasına dayanan rejim olduğu kuşkusuzdur.

Bu ilkeye Programın 48 inci maddesinde aynen yer verildiği biraz önce ifade edildiği gibi gene programda belirlendiği üzere “Sosyalist Teori” yol gösterici olacak, işçi sınıfının evrensel teorisi uygulanacak, demokratik halk iktidarı gerçekleştirilecek ve durmaksızın sosyalizmin kuruluşu (m. 6) ve emekçilerin iktidarı döne döne fethetmeleri (m. 7) sağlanacak; demokrasi de, sosyalizm de emekçi halkın eliyle inşa edilecektir. (m. 8)

Hernekadar “Demokrasi” kelimesi kullanılmışsa da amaçlanan demokrasinin ne olduğu programını içerdiğinden anlaşılmaktadır.

Kurulması amaçlanan rejimde, uygulanmak istenilen teorinin gereği olarak tek sınıf öngörülmektedir. İşçi (emekçi) sınıfının dışında diğer bir sosyal sınıf söz konusu değildir.

Milletvekillerinin ve Meclis Üyelerinin aylıklarının hiçbir şekilde en yüksek işçi ücretinin üzerinde olamayacağı (m. 11), Merkezi yönetimlerde görevli büyük memurların belli dönemlerde işçilik yapmaları (m. 14) öngörülmüştür.

Sonuç olarak, Davalı Sosyalist Parti, işçi sınıfın şuurlanması ve sınıf mücadelesini, İşçiler Devleti ve diktatörlüğü kurulmasını amaçlamaktadır.

Amaçlanan bu olgu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının başlangıç kısmı ile 14 üncü maddesine, Siyasi Partiler Kanununun 3, ve 78 inci maddelerine aykırı bulunmaktadır.

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 78 inci maddesinde açıkça ifade edildiği gibi (Egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu, Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir sınıfa bırakılamayacağı - Temel hak ve hürriyetlerin yok edilemeyeceği - özellikle siyasi partinin, sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümre egemenliğini veya her hangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamayacağına ve bu amaca yönelik faaliyette bulunulmayacağına) dair hükümlere rağmen Sosyalist Parti, Programında yukarıda izah edildiği gibi işçi (emekçi) sınıfının diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini ve mücadelesini öngörerek İşçiler devleti ve diktatörlüğü kurmayı amaçlamış bulunmaktadır.

Bu itibarla;

1- Davalı Sosyalist Parti tüzelkişilik kazanarak faaliyete geçmiştir. Programını açıklamak üzere propaganda girişiminde bulunacaktır. Yasalar karşısındaki durumunun biran önce belirlenmesinde zorunluk olduğundan bu davaya öncelikle bakılmasını,

2- Programı 2820 sayılı Siyasi Partiler kanununun 78 inci maddesine aykırı olan Davalı Partinin kapatılmasına aynı kanunun 101 inci maddesinin (a) bendi gereğince karar verilmesini,

arz ve talep ederim.”

II- İLK SAVUNMA :

Anayasa Mahkemesi’nin 23.2.1988 günlü ara kararı gereğince davalı partiye tebliğ edilen iddianame örneğine karşı verilen 10.3.1988 günlü savunma, dilekçesinde kısaltılmış biçimiyle :

A. Usul Yönünden :

1. Cumhuriyet Başsavcılığının, Siyasi Partiler Yasası’nın 9. maddesine göre, saptadığı eksiklik ve aykırılıkların giderilmesini ilgili partiden istemesi ve isteğin yerine getirilmesi için 30 günlük süre tanıması gerekir. Kapatma davası bu madde hükümlerine uyulmaksızın açılmıştır.

Öte yandan Yasa’nın 9. maddesi 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 10. maddesi ile de paralellik taşımaktadır. Dernekler Yasası’nın 10. maddesinin 2. bendine göre :

“Kuruluş Bildirisinde, tüzükte, ...... kanuna aykırılık veya noksanlık tespit edildiği taktirde bunların giderilmesi geçici yönetim kurulundan yazı ile istenir. Bu yazının tebliğinden itibaren otuz gün içinde, belirtilen noksanlıklar tamamlanmaz veya kanuna aykırılık giderilmezse mahallin en büyük mülki amirinin ihbarı üzerine Cumhuriyet Savcılığı, derneğin feshi için ilgili mahkemeye başvurur.”

Görüldüğü üzere derneklerin kapatılmasına ilişkin prosedür siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin hükümlerle paralellik taşımakla birlikte Dernekler Yasasında, “kanuna aykırılık” halinde dahi süre verilmeksizin kapatma davası açılamayacağı öngörülmüştür.

Siyasi partiler “demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları” olarak kabul edildiğine göre, kuruluş aşamasında derneklerden daha zayıf bir konuma getirilmiş olamazlar. Kanun koyucunun, “kanuna aykırılıkların” giderilmesi için derneklere olanak tanırken siyasi partilere böyle bir olanak tanımadığı düşünülemez. Bu durum Anayasanın siyasi partilere verdiği önemle de bağdaşmaz, denilmekte;

2. Yargılamanın CMUK’nun 387. maddesi uyarınca duruşmalı olarak yapılması, bu isteklerinin uygun görülmemesi durumunda Partiyi temsilen başkan ve hukuk danışmanlarının sözlü açıklamada bulunmak üzere çağrılmalar istenmektedir.

B. Esas Yönünden :

1. Kavram kargaşası yaratılmıştır :

Başsavcılık İddianamesinde; parti programını değerlendirirken, programın bütününü dikkate alarak bir değerlendirme yapmamıştır. Kimi maddelerden kelimeler ve cümleler alarak bunları yorumlamak suretiyle suçlama yoluna gitmiştir.

Ayrıca, “işçiler sınıfının şuurlanması”, “sınıf mücadelesi, “işçi (emekçi) iktidarı”, “işçiler devleti”, “işçi diktatörlüğü”, “Ekonomik muayyenlik ve tarihi tekamül tezi”, “herkesin gereksinmelerine göre pay alması” gibi kavramlara programda hiç yer verilmediği halde, sanki programda varmış gibi partiye mal edilerek iddianameye aktarılmış bulunmaktadır.

İddianameye göre, programda yer alan “demokratik halk iktidarı”, “işçi iktidarı”ndan başka bir şey değildir. İşçi iktidarı ise, işçiler diktatörlüğüdür.

Demek ki, Başsavcılığa göre, (Halk demek işçiler demektir) ve (iktidar demek, diktatörlük demektir); “demokratik” kelimesinin de bir 2nlamı yoktur. Başsavcılık, demokratik kelimesini, bu kavramdan çıkartmakta hiç bir sakınca görmemiştir. Böylece bir kavram kargaşası yaratılmıştır.

2. İşçilerin, emekçilerin, halkın çıkarını savunmak, kapatma nedeni değildir.

İddianamede, programdan “Her somut durumda işçi sınıfının ve emekçi halkın çıkarlarına göre düşünmeyi ve davranmayı ilke edinir. (Madde 9)

Emekçi halka bağlı kuşakların yetişmesi için çalışır.” (madde 34) biçimindeki ibareler aktarıldıktan sonra, “Siyasi partiler, siyasi temsilcilerini seçmek için örgütlenmiş seçmen ve yurttaş kümeleridir. Toplumdaki çeşitli bileşim ve çıkarları içerir ve yansıtırlar” denilerek, siyasi partilerin toplumdaki çeşitli bileşimleri ve çıkarları temsil ettikleri kabul edilmesine ve “Çağdaş devlette siyasi partilerin bulunması zorunludur. Amaç hem kadro ve hem de programlar açısından millete bir seçim sunmaktır. Esasen bu olmadan özgürlük olmaz” biçiminde görüş belirtilmesine karşın, emekçi halkın çıkarına göre davrandığı için Sosyalist Partiyi suçlamak hukuk mantığı ile bağdaşmaz.

Bütün partiler, toplumdaki belli sınıflara hitap eder, onların çıkar ve menfaatlerini savunarak iktidar olmayı amaçlarlar. Sınıf partisi olduklarını söyleseler de söylemeseler de durum budur. Sosyalist Parti de, işçilerin, köylülerin, tüm çalışan ve emeği ile geçinenlerin çıkarlarını savunan bir partidir.

Atatürk, modern toplumlarda partilerin sınıf esasına göre kuruldukları gerçeğini şöyle belirtiyor: “Bir sınıfın menfaatini muhafaza için teşekkül eden siyasi fırkaya mukabil, diğer bir sınıfın menfaatini muhafaza maksadıyla bir fırka teşekkül eder. Bu pek tabiidir” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. II, 2. baskı, Ankara 1959, s. 97).

Sınıf esasına dayanan cemiyet kurma yasağı, 10.6.1946 günlü ve 4919 sayılı Yasa ile Cemiyetler Kanunu’nun 9. maddesinde yapılan değişiklik sonucu kaldırılmıştır. Bu değişiklik TBMM’de görüşülürken İçişleri Komisyonu sözcüsü “1938’de çıkarılan 3512 sayılı kanunla sınıfsal derneklerin kurulmasının yasaklandığını ve şimdi bu tasarı ile yasağın kaldırıldığını, çünkü partilerin en önemli dayanaklarının sınıflar olduğunu” söylemiştir (10 Haziran 1946 günlü TBMM tutanağından sadeleştirilerek aktaran Mahmut Goloğlu, Demokrasiye Geçiş, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1981, s. 51-52) .

Anayasa’nın 68. maddesinde, sınıf esasına dayanan parti yasaklanmamış, “sınıf egemenliği” (sınıf tahakkümü) amacı güden parti kurulamayacağı hükmü öngörülmüştür.

Siyasi Partiler Yasası da, Anayasadaki bu duruma uygun bir düzenleme getirmiş, 78/b maddesinde, siyasi partilerin, bölge, ırk belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamayacaklarını veya adlarını kullanamayacaklarını açıkça belirttiği halde, sınıfa dayanmak ve sınıf adı kullanmak konusunda hiç bir yasak getirmemiştir.

Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu’nda “burjuva sınıfını ortadan kaldırmak veya bu sınıfı tahakküm altına almak bahis mevzuu olmaksızın.......işçilerin siyasi bir parti kurup bu yoldan haklarını ve menfaatlerini korumalarını tavsiye etmenin” 142. maddeyi ihlal eden bir tarafını görmemiştir (Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu, 3.6.1968, E. 1/39, K. 196 (Sadi Kazancı-Faruk Kazancı, İlmi ve Kazai İçtihatlar, Yargıtay Kararları, C. III, S. 97).

3. “Sınıf mücadelesini öngörmek” kapatma nedeni olamaz. Her parti temsil ettiği sınıfın çıkarını korumak için mücadele eder:

İddianamenin 7. sayfasında, “İşçiler sınıfının şuurlandırılması ve sınıf mücadelesi öngörülmüştür” denilerek böyle bir bilinçlenme ve mücadelenin sınıf egemenliğine dayalı bir iktidar getireceği bildiriliyor.

Ancak, burada tartışma konusu yapılan “(İşçiler sınıfının şuurlanması ve sınıf mücadelesi) öngörülmüştür” şeklinde ibare parti programında yer almamıştır. Öte yandan, sınıf mücadelesi, yalnız bilim ve düşün alanında değil yasalarca da kabul edilmiştir. Sendikal faaliyette bulunmak grev yapmak, toplu pazarlık yürütmek gibi sınıf mücadelesi yasalarla düzenlenmiştir.

Nitekim, Anayasa Mahkemesi, TCK. 141. maddesi ile ilgili 26.9.1965 günlü kararında, “sınıf mücadelesinin hukuk sahası dışına çıkabilmesi yani “İç boğuşma” haline gelmesi durumunda, yasal sınırların aşılmış olacağını söylerken, başlı başına sınıf mücadelesi yapılmasının yasalara aykırılık taşımadığını doğrulamıştır. Buna göre, sınıf mücadelesinde yasal sınır “iç boğuşma” haline gelinip gelinmediği, başka bir deyişle, bu mücadelede şiddet ve ihtilâl yolunun kullanılıp kullanılmadığıdır.

Şüphesiz ki, TCK. 141. madde açısından belirlenen bu kıstas, paralel hükümlere taşıyan parti yasakları açısından da geçerlidir. Sosyalist Partinin programında ise “iç boğuşmanın” önerildiği söylenemez.

4. Sınıfların yok edildiği ve tek sınıfın öngörüldüğü iddiasının gerçekle ve Sosyalist Parti programıyla bir ilgisi yoktur :

İddianamede : “Kurulması amaçlanan rejimde, uygulanmak istenilen teorinin gereği olarak tek sınıf öngörülmektedir. İşçi (emekçi) sınıfının dışında diğer bir sosyal sınıf söz konusu değildir” denilmektedir.

Bu iddianın ne Sosyalist Parti ile ne de programı ile bir ilgisi yoktur. Zira, SP programı bunun aksini kanıtlayan bir çok maddeyi içermektedir.

Birincisi, “tek sınıfın” olması demek artık sınıflar kalmamış demektir. Oysa SP programı incelendiğinde bir çok sınıfın varlığının programda yer aldığı ve bu sınıflar arasındaki ilişkinin düzenlendiği görülecektir.

“Demokratik halk iktidarı” ile birlikte “işçi sınıfı önderliğin”den söz etmek , işçi sınıfı dışında başka sınıfların varlığını kabul etmek demektir.

İkincisi, “halk iktidarı” ve “emekçiler” kavramları kullanılmaktadır. Bu iki kavram da birden çok sınıfın varlığını içermektedir. “Halk” kavramı birden çok sınıfı kapsayan bir kavram olduğu gibi “emekçi” kavramı da sadece “işçi sınıfını” değil, bütün çalışan sınıfları kapsar.

Üçüncüsü, Sosyalist Parti programında, işçi sınıfı dışındaki diğer bazı sınıfların daha korunacağına dair açık hükümler de vardır. Örneğin, “zengin köylülük” sınıfının toprakları reform uygulaması dışında bırakılmaktadır. 35. maddede, “Toprağını modern yöntemlerle çağdaş ücret ilişkisiyle bizzat işleten zengin köylülerin toprakları, dağıtım kapsamı dışında tutulacaktır” denilmektedir.

Programın 52. maddesinde “özel girişim” kabul edilmiş ve “esnaf, zanaatkâr ve küçük atölyelerin korunacağı” açıkça yer almıştır.

Görüldüğü gibi, programda işçi sınıfı yanında zengin köylülük, esnaf, zanaatkâr, küçük atölye sahipleri, özel girişimciler vb. sınıf ve tabakalara da yer verilmiştir.

Yine “Demokratik Ekonominin Esasları” başlıklı 45. maddede: “Kendi gücüne güvenen, dengeleri gözeten, planlı ve karma ekonomi inşa” edileceği belirtilmektedir. Eğer “tek sınıf” söz konusu ise, hangi “dengeleri gözetecektir” ayrıca o durumda buna ne gerek vardır? O zaman neden “karma ekonomi”?

Bütün bunlardan ve programdan anlaşılacağı üzere Sosyalist Parti Programının öngördüğü “Demokratik Halk İktidarı”nda ve “sosyalizm”de, “tek sınıf” öngörülmemektedir.

5. “Sınıf iktidarı”nın amaçlanması kapatma nedeni olamaz :

Sosyalist Parti Programında ne salt “işçi (emekçi) ne de “tamamen bir sınıfa dayanan iktidar” öngörülmektedir. Kaldı ki böyle olsaydı dahi bu bir kapatma nedeni olmazdı. İktidarın bir ya da birden fazla sınıfa dayanıp dayanmaması da kapatma nedeni olarak görülemez. Önemli olan, sınıf egemenliğinin öngörülüp öngörülmediğidir. Hernekadar iddianame “işçi diktatörlüğünden” bahsediyorsa da, bu görüşün parti programı ile bir ilgisi yoktur.

Anayasanın 14. maddesinde, “kişi ve zümre” yönetimi yasaklanmıştır. Ancak, maddede sınıf sözcüğü yer almamıştır. Bu durumda Anayasada sınıf iktidarını yasaklayan bir kural bulunmamaktadır.

Nitekim, Siyasi Partiler Yasası’nın 78. maddesinde sınıf iktidarı sözcüğü yer almamıştır. SPY’nin 78. maddesiyle yasaklanan, sınıf diktasına dayalı olmayan “sınıf iktidarı” değil, sınıf egemenliğidir.

6. Demokratik halk iktidarını amaçlamak, kapatma nedeni olamaz.

İddianamede: “Sosyalist Partinin Programında değinilen ve tekrarlanan (demokratik halk iktidarı), işçi iktidarı, yani (işçiler diktatörlüğünden) başka bir şey değildir. Daha önce de değindiğimiz gibi, davalı Partinin amacı, (Demokratik halk iktidarını) gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizmin kuruluşuna geçmektir” (İddianame s. 9) Daha sonra: “Demokratik Halk İktidarı” deyiminin (proletarya diktatörlüğü) olduğu programın içeriğinden kuşkuya meydan verilmeyecek şekilde belirlenmiştir ( İddianame s. 11 ).

İddia makamı, programdan, partinin amacı olarak demokratik halk iktidarını gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizmin kuruluşuna geçmektir.” cümlesini aktarmaktadır. “Amaç” başlıklı 6. madde, bu kadar kısa değildir. Madde bir bütün olarak okunup, değerlendirildiğinde, “demokratik halk iktidarı”nın hiç de iddia edildiği gibi “işçiler diktatörlüğü”, anlamına gelmediği kolayca anlaşılır.

İddianamenin “amaç” diye aktardığı cümlenin de içinde yer aldığı paragrafı buraya aynen aktarmakta yarar vardır:

“Sosyalist Parti’nin amacı, ülkemizin Meşrutiyetlerle başlayıp, Milli Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimiyle büyük bir atılım yapan, yüzyıllık demokratik devrimini işçi sınıfı önderliğinde kesin başarıya ulaştırarak demokratik halk iktidarını gerçekleştirmek ve durmaksızın sosyalizmin kuruluşuna geçmektir:” (Program Md.6).

Burada iki amacın yer aldığı görülmektedir: Birincisi, “Meşrutiyetlerle başlayıp, Milli Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimiyle büyük bir atılım yapan, yüzyıllık demokratik devrimini işçi sınıfı önderliğinde kesin başarıya ulaştırarak demokratik halk iktidarını gerçekleştirmek” İkincisi ise, demokratik halk iktidarını gerçekleştirdikten sonra: “durmaksızın sosyalizmin kuruluşuna geçmek”tir.

Cumhuriyet devriminin önderi, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, Türkiye’nin siyasi rejimini tanımlarken “halk iktidarı”, “halk hükümeti”, “halk devleti” kavramlarını kullanmıştır.

Atatürk, “Yeni Türkiye devleti bir Halk devletidir, halkın devletidir,” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 13 Ağustos 1923, C. 1, S. 320) derken bunu en veciz biçimde ifade etmiştir.

Yargıtay ve Askeri Yargıtay ise, çeşitli kararlarında işçi sınıfı önderliğinde, milli demokratik devrim amacını benimsemenin sınıf tahakkümü anlamına gelmeyeceğini kabul etmişlerdir.

Bugüne kadar hiç kimse, “halk” kelimesinden “işçi (emekçi)” ve “işçi iktidarı”, buradan da “(işçiler diktatörlüğü)”, sonuç itibariyle de “demokratik halk iktidarı”, eşittir “proletarya diktatörlüğü” anlamını çıkarmamıştır. Zaten bunun çıkartılması da mümkün değildir.

Oysa, demokrasi demek “halk iktidarı” demektir. “Halk” kavramından bu kadar tedirgin olmak yersizdir.

7. “Sosyalist teorinin yol göstericiliği” ve “sosyalizm” amacı yasaklanmamıştır ve kapatma nedeni değildir.

İddianamenin 4. sayfasında 9, 10, 11, 12 ve 13 sayıları ile numaralanmış bulunan alıntılar “Sosyalist Teori” ve “Sosyalizm” amacıyla ilgilidir.

Bu alıntılarla İddia Makamı, Sosyalist Partinin “sosyalist” mirasa sahip çıktığını, “sosyalist teorinin yol göstericiliğini” benimsediğini, “İşçi sınıfının evrensel teorisini, Türkiye koşullarına yaratıcı bir biçimde uygulamak” istediğini, demokratik halk iktidarını kurmakla kalmayacağını “durmaksızın sosyalizmin kuruluşuna geçeceği”ni, sosyalist demokrasinin özünde “emekçilerin iktidarı döne döne fethetmeleri, iktidarın emekçi karakterinin yaygınlığına ve derinliğine pekişmesi” olduğunun benimsendiğini, dolayısıyla “sosyalist teori”nin kabul edildiği ve “sosyalizmin” amaçlandığını, bunun ise, Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası’ndaki parti yasaklamaları kapsamı içinde olduğunu iddia etmektedir.

Sosyalist Parti “sosyalizm” amacını benimsediğine göre “sosyalist teori”den hareket etmesi de doğaldır. Nasıl bir sosyalist teoriden hareket ettiğini ise programının bütünlüğü içinde ortaya koymuştur.

Sosyalist bir partinin mücadelesine “kapitalist bir teorinin yol göstereceği” zaten düşünülemezdi.

Buradaki sorunun püf noktası, birincisi, sosyalizm amacının parti “yasakları” kapsamına girip girmediğidir.

İkincisi ise, programdan hareketle neyin amaçlandığının incelenmesidir.

“Sosyalizm” amacı “yasaklar” kapsamında değildir.

Anayasa Mahkemesi TCK. 141 ve 142. maddeleriyle ilgili kararında :

“Sosyalizmi tahakkuk ettirmek amacını güden partileri kurma ve bu amacın propagandasını yapma hallerinin bu hükümlerin kapsamı dışında kaldığı...” (Anayasa Mahkemesi, 26.9.1965, E. 1963/173, K. 1965/40, RG. 25.7.1967) nı ifade etmiştir.

1960’lardan bu yana ülkemizde kendisini “sosyalist” olarak tanımlayan ve sosyalizmi amaçlayan 17 siyasi parti kurulmuş ve faaliyet göstermiştir.

Yargıtay kararları da sosyalizm amacını yasal bulmaktadır. Yargıtay Ceza Daireleri Genel kurulu 3.6.1968 günlü, E. 1 /39, K. 196 sayılı kararında “sosyalist Türkiye” amacında yasaya aykırılık olmadığına karar vermiştir.

Yine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 20.6.1969 günlü ve E. 1969/3100, K.1969/1846 sayılı kararında: “Cebri bir proletarya ihtilalinden, işçi sınıfının burjuva sınıfını ortadan kaldırması gerektiğinden söz edilmemiş” olmasına dikkat çekilerek, sosyalist devrim amacının savunulmasında bilimsel sosyalizm teorik rehber alan bir konuşmada suç görülmemiştir.

Anayasanın Danışma Meclisindeki görüşmelerinde, yalnız diktatörlük amaçlayan sistemlerin yasaklanması üzerinde birleşilmiş, Anayasanın sosyalizme, bazı üyelerin deyişiyle “demokratik sosyalizme” açık olduğu kabul edilmiştir.

Bütün bunlardan anlaşılan “Sosyalist Teori” yi kabul etmenin yasalara aykırı bir yanı yoktur. Yasaların yasakladığı “sınıf egemenliği” nin, “Sınıf tahakkümünün” öngörülmesi halidir. Sosyalist Parti programı ise, “bir sınıf egemenliği” veya tahakkümünü içermemekte, yöntem olarak “İhtilali” ve “diktatörlüğü” öngörmemektedir.

Sosyalist Partinin sosyalist teoriden ne anladığı Onun Programında bakılarak anlaşılabilir. Başka sosyalist teorilerle SP’yi yargılamak hukuken mümkün değildir:

İddianame, Sosyalist Parti Programı’nın nasıl bir sosyalizmi amaçladığını ve bu sosyalizmin “sınıf egemenliğini” öngörüp görmediğini programa dayanarak incelememektedir.

İddianamede: “Bilindiği gibi ekonomide sosyalizmden söz edildiği zaman, üretimde kullanılan maddi üretim araçları kamu mülkiyetinde olan üretim, bölüşüm ve tüketimin merkezi otorite tarafından hazırlanan planlara göre yürütülen bir sistem anlaşılmaktadır.” denildikten sonra ayrıca “sosyalist teori, özel mülkiyet ekonomik faaliyetlerin kişisel çıkar ve kâr motifine göre rekabet serbestisi içinde yürütülmesine karşı olduğundan, kamu mülkiyeti sosyalizmin dayandığı temel kurumlardandır (iddianame, S. 9) denilmektedir. Bu yorumların da Sosyalist Parti Programı ile bir ilgisi yoktur.

Zira, aynı sayfada alıntı yapılan Programın50. maddesinde “ulusal ekonominin Karma karakterinin KORUNACAĞI” açıkca yer almaktadır. “Karma karakterin” anlamı açıktır. Bu özel mülkiyetin varlığının kabul edilmesi demektir. “Ekonominin doruklarına sosyalist üretim ilişkilerinin kumanda etmesi” ekonominin karma karakterini değiştirmez. Burda önemli olan, karşı şeylerin “bertaraf edilmemesi”dir.

Kaldı ki, Program’ın aynı maddesinde: “Sosyalist sektörün geliştiği planlı ekonomi ile piyasa mekanizmaları arasındaki ilişkinin düzenleneceği” belirtilmiştir. Piyasa mekanizmasının serbest rekabeti (arz ve talep düzenini) kapsadığı bilinen gerçektir.

“Planlı ekonomi”den bahsedilmesinin de kapatma nedeni sayılmasının imkanı yoktur. Türkiye bugün dahi 5 yıllık kalkınma planları yapan bir ülkedir.

Eğer, “kamu mülkiyeti sosyalizmin dayandığı temel kuramdır” sözü ile SP’nin “özel mülkiyet” düzenini ortadan kaldırdığı iddia ediliyorsa program karşısında bunun dayanağı yoktur.

Zira, programın 35. maddesindeki köylüye toprak dağıtılacağının öngörülmesi, “toprağın genişliğinin”, “toprak sahibinin ve ailesinin geçimini sağlayacak miktarın altında belirlenemeyeceği” hükmü ile yine aynı maddedeki, “zengin köylülerin toprakları, dağıtım dışında tutulacaktır” sözü, 27. maddedeki “yurttaşlar”ın, “sosyalizm döneminde, “mülkiyet ve özel girişin haklarına sahip” olacakları hükmü ve 52. maddede düzenlenmiş bulunan “özel girişim” hakkı, yukarıda belirttiğimiz, “karma ekonomi”, “piyasa mekanizması” (serbest rekabet) ile birlikte düşünüldüğünde “özel mülkiyet” hakkının kabul edildiği açıkca ortadadır.

İkinci bir örnek, iddianamede: “Bu devrede insanlar sıkı bir terbiye ile yetiştirilecek (herkesin yeteneklerine göre çalışması, gereksinimlerine göre pay alması) esasını öngören sosyalizmin ileri aşamasına ulaşılacaktır” denilmektedir (İddianame,S.7.)

Burada da görülmektedir ki, İddia Makamı parti programını bir kenara bırakarak afaki değerlendirmeler yapmakta ve iddialar ileri sürmektedir. İddia makamınca sanki yeni bir program yapılmakta ve sonra da kendileri tarafından yazılan bu kısımlar iddiaya dayanak yapılmaktadır.

Sosyalist Parti programının hiç bir yerinde yukarıdaki alıntıya rastlamak mümkün değildir.

“İnsanların sıkı bir terbiye ile yetiştirileceği” gibi bir görüş programda yer almamaktadır. “Gereksinmelerine göre pay alması” diye bir şey de programın hiç bir maddesinde yoktur. Programda ne kavram olarak ne de fikir olarak “sosyalizmin ileri aşaması” diye bir husus da yoktur. “Demokratik halk iktidarı”nı gerçekleştirdikten sonra “durmaksızın sosyalizmin kuruluşuna geçmek” ten bahsedilmektedir. Yani programda sosyalizm amaçlanmaktadır. Bu amaç ise yasalara uygundur.

8. İddianamede her emekçi sözünün altı çizilmiştir.

İddia makamı, iddianamenin 3, 4 ve 5. sayfalarında programdan alıntılar sıralamıştır. Ancak bazı maddeler bölünmüş, hatta bazı cümleler dahi bölünerek aktarılmıştır. Bu cümlenin Program maddesi içindeki anlamını yitirmesine neden olmuştur. Örneğin, programın 6. maddesinden: “Kazanımları emekçi halk yararına geliştirir” diye bir cümle aktarılmıştır. ( İddianame, S. 4). Bu haliyle neyin, hangi “Kazanımları” nın kast olunduğu anlaşılmamaktadır. Çünkü, bu alıntı uzun bir cümlenin küçük bir parçasıdır. Maddeyi okuduğumuzda, anlaşılmaktadır ki: “Milli Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimi’nin Sultanlığın ve Halifeliğin kaldırılması, lâiklik, tekke ve zaviyelerin kapatılması, ağalığın, efendiliğin, paşalığın yasal planda kaldırılması, Latin harflerinin kabulü ve dilde demokratlaşma gibi, bağımsızlık, demokrasi ve çağdaşlaşma yönündeki bütün kazanımlarını korur, bu kazanımları emekçi halk yararına geliştirir”.

İddianamenin bu cümleyi suçlaması çok talihsiz bir durum olmuştur. Milli Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devriminin, bağımsızlık, demokrasi ve çağdaşlaşma yönündeki kazanımlarını korumanın, bunları emekçi halk yararına geliştirmenin parti yasakları ile ilgili olmadığı gibi, tersine, takdirle karşılanması gereken bir durumdur.

İddianame, Program’ın 8. maddesinin ilk cümlesi olan “Sosyalist Partinin biricik güvencesi, Türkiye emekçileridir.” cümlesini suçlama nedeni yapabilmiştir. Emekçilere dayanan sosyalist bir partinin “biricik güvencesinin” emekçiler olmasından daha tabii ne olabilir. Kaldı ki bunun yasada yasaklanan “sınıf egemenliği” ile ne ilgisi vardır.

İddianamede 8. maddeden devamla şu alıntıyı almıştır : “Parti emekçi kitlelerinin, kültürel ve manevi yönlerden alabildiğine gelişerek toplumumuzun her alanda ilerlemesine önderlik edecek, ileri unsurlar haline gelmeleri ve böylece emekçilerin bütün kitlesiyle seçkinleşmesi ve sonuç olarak öncü ile kitle farkının kalkması için çalışır. Sosyalist Parti, demokrasiyi de sosyalizmi de emekçi halkın eliyle inşa eder. En büyük üretici ve değiştirici güç, emekçi halkın kendisidir.” ( İddianame, S. 7) .

Bu alıntıda, İddia Makamının iddiasına dayanak olabilecek hiç bir unsur yoktur. Emekçi kitlelerin kültürel ve manevi yönden geliştirilmesinin ne mahzuru vardır. Bugün çağdaş toplumlarda bütün toplumun eğitilmesi, seçkinler haline getirilmesi amaç değil midir? Gelişmemiş, geri toplumlarda, kitlenin bir kısmı gelişmekte, öncü haline gelmekte, ancak büyük çoğunluk, geri ve cahil kalarak kitleselleşmektedir. Emekçilerin bütün kitlesiyle seçkinleşmesinden korkulacak bir şey yoktur. “Öncü ile kitle farkının ortadan kalkması” demek bütün toplumun kültürel ve manevi bakımdan gelişmiş olduğunu gösterir. Sosyalist Partinin “demokrasiyi de sosyalizmi de emekçi halkın eliyle inşa etmek istemesi” onun tercihidir. Demokrasinin emekçi halk eliyle inşa edilmesi, katılım şekillerinin ve türlerinin çoğaltılarak halkın iktidarda söz sahibi olmasıdır. Bu demokrasinin amacıdır. “Demokrasiyi inşa etmek” isteğinin de kapatma nedeni olabileceğini düşünmek bile mümkün değildir.

“En büyük üretici ve değiştirici gücün emekçi halkın kendisi” olduğu ise sosyolojik bir gerçekliktir. Emekçiler emeklerini ortaya koyarak topluma “ürün” verirler. Kömürü, demiri yer altından çıkartan, barajlar, gökdelenler yükselten, demiri dövüp her şekle sokan emekçilerin üretkenliğidir.

“Gençlik ve Eğitim” başlıklı 34. maddeden de 17 numaralı alıntı yapılmıştır. “Emekçi halka bağlı kuşakların yetişmesi için çalışır” cümlesi kapatma davasının kanıtı olarak getirilmiştir. Gençliğin eğitimi ile ilgili bir maddede Sosyalist Parti “Gençliği geleceğin sahibi ve güvencesi” olarak gördüğünü, “özgür ve açık düşünceli, emekçi halka bağlı kuşakların yetişmesi için” çalışacağını açıklamıştır. Beş paragraflık bir maddeden bir cümlenin yarısını alıntılayarak suçlama inşa edilemez. Bu alıntıyı takip eden paragrafta nasıl bir eğitimin yapılacağı açıkca ortaya konmuştur. “Lâik, bilimsel, demokratik bir eğitim gerçekleştirir” denilmektedir. İddia, işin bu yönünü incelememiştir.

9. Herkesten yeteneğine göre ve herkese emeğine göre” ilkesi tam istihdam halinin hedeflenmesi ve “eşit işe eşit ücret” prensibinden başka bir şey değildir:

İddianamede değişik bir şekilde aktarılan ve önemle üzerinde durulan bu ilke Parti Programının “Halkın Refahı” başlıklı IV. Bölümünde “Emeğin Seferberliği”ne ilişkin 48. maddede yer almıştır.

Bölüm ve madde başlıklarından da anlaşılacağı gibi, burada çalışma koşulları ele alınmış ve çalışmanın verimliliğini sağlama amacıyla “demokratik halk iktidarı, işsizliğin ortadan kaldırılmasıyla birlikte (herkesten yeteneğine göre ve herkese emeğine göre) ilkesine uyularak toplum ahlakının bozulmasının önemli bir kaynağını kurutur.” denilmiştir. Bu bölümden ve sözlerden amaç, emeğin seferberliğini sağlamak, üretimi ve verimi arttırmaktır.

“Herkesten yeteneğine göre ve herkese emeğine göre” ilkesi öncelikle herkese iş temin edildiği tam istihdam halini ifade etmektedir. Bu tam istihdam halinde de, herkesin kendi yeteneğine uygun bir işte çalıştırılması hedeflenmektedir.

İkinci olarak, bugün de sendikalarca önemli bir talep olarak ileri sürülen “eşit işe eşit ücret” ödenmesi ilkesi benimsenmektedir.

İşte bu yolla, emeğin verimliliği artırılacak ve “halkın refahı” sağlanacaktır.

Böyle bir amaçla söylenmiş sözleri, amaç dışında yorumlamak hukuki bir tutum değildir.

Hele hele bu sözlerin “herkesin yeteneğine göre çalışması, gereksinimlerine göre pay alması esasına dayanan ileri aşamaya ulaşılması amaçlanan teoridir” gibi programda hiç yer almayan bir biçime dönüştürülerek, sonuç çıkartılması, “tahrifat” niteliğindedir.

C. Sınıf Egemenliği Yasağı, Demokratik Devlet Anlayışı ve Sosyalist Parti Programı :

1. Yasa maddeleri :

Anayasa’nın 68/5. ve Siyasi Partiler Yasası’nın 78. maddeleri . “Sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan” partilerin kurulamayacağını belirtmektedir.

Anayasanın 14/1. maddesinde ise aynı konu, “sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak ....... amacıyla” Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerin kullanılamayacağı biçiminde yer almıştır.

Görülmektedir ki, Anayasa ve SPK., değişik maddelerde birbirini tekrarlayan hükümlerle, siyasi partilerin “sınıf veya zümre egemenliğini” amaçlamasını ve bu yönde faaliyette bulunmasını yasaklamaktadır. (Anayasa mad. 68., f. 5, mad. 69, f. 1 yoluyla mad. 14, f. 1 ve SPK., mad. 78/a).

2. Demokratik devletin koşulları ve özellikleri :

Anayasanın “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2. maddesinde düzenlenmiş bulunan “demokratik hukuk devleti”nin koşulları, klasik demokrasinin temel ilkelerine tekabül etmektedir.

Demokratik devletin koşulları, Anayasa bilimcilerince beş noktada sayılmaktadır:

1) Seçim ve temsil,

2) Genel ve eşit oy,

3) Azınlığın korunması ve çoğunluğun sınırlanması,

4) Devlete karşı bireysel temel haklar,

5) Yasalar önünde eşitlik,

(Bkz. Prof. Dr. Mümtaz Soysal, Anayasanın Anlamı, S. 266, Anayasaya Giriş, 1968, S. 59 vd.).

Görüldüğü üzere, “sınıf egemenliği kavramı”, “demokratik devlet” ilkelerinin tersi unsurları içermektedir. Çünkü, “sınıf egemenliği” nin olduğu yerde, artık “seçim ve temsil”, “genel ve eşit oy” ilkelerinden, “azınlığın korunması ve çoğunluğun sınırlanmasın” dan, “devlete karşı bireysel temel haklardan” ve “yasalar önünde eşitlik” ten bahsetmek mümkün değildir. Yok, eğer, bu ilkeler mevcutsa, o zaman da sınıf egemenliğinden bahsedilemez.

3. Yasaklanan, sınıf egemenliği amacıdır :

Anayasa ve Yasa maddelerinden açıkca anlaşılmaktadır ki, “sınıf egemenliği” amacı yasaklanmıştır, yoksa sınıf iktidarı amacı değil. Bunun için egemenlik ve iktidar kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekir.

Egemenlik, devlet kudretinin sınırsız, bölünmez ve devredilmez olması niteliklerini ifade eder.

Oysa, iktidar, günümüzde mutlak ve sınırsız değildir. Hukukla, hürriyetlerle ve toplumda oluşmuş çeşitli iktidar odaklarıyla sınırlıdır; bölünmez değildir. İktidar yetileri Anayasa tarafından devletin çeşitli organlarına paylaştırılmıştır, devredilemez değildir. Seçimlerle değişmektedir. Bu nedenlerle Anayasanın yasakladığı sınıf egemenliği hukukla ve hürriyetlerle sınırlı olmamak, iktidarı hiçbir organ ve toplumsal güçle paylaşmamak, başka sınıfların iktidar olma yollarını kapamak anlamına gelir.

Böyle bir sınıf tahakkümü sistemi, yurttaşa tanınan hakları ve hürriyetleri belirli sınıflar için ortadan kaldıracak, bu sınıflara baskı ve diktatörlük uygulayacak onların tekrar iktidar olabilme haklarını ellerinden alacaktır. Böylece iktidarın genel oyla belirlenmesi, hangi sınıftan olursa olsun bütün yurttaşların seçme ve seçilme haklarına sahip olması ilkeleri, bütün sınıfların serbestçe partilerini kurarak siyasi hayatta etkili olabilme imkânları, çoğulcu toplumu belirleyen özellikler yok edilecektir.

Sınıf egemenliğini ya da sınıf tahakkümünü herhangi bir sınıf iktidarından ayıracak başlıca özellikler bunlardır.

Sınıf egemenliği özel olarak, siyasi iktidarın ve siyasi faaliyetin belli bir sınıfın tekeline alınması, toplumdaki diğer sınıfların ve partilerin yasal siyasi hayatın dışına itilmesi, onlara iktidar olma hak ve imkanının tanınmaması olarak tanımlayabilir. Bu nedenle sınıfların partileşmesini ve çoğulculuğu ortadan kaldırmak amacının güdülmesi yasaklanmıştır. Diğer sınıflar üzerinde tahakküm kurma hedefine yönelinmediği, hukuk devleti, çok partili çoğulcu toplum ve iktidarların seçimlerle değişebilirliği ilkelerine aykırı bir tutum alınmadığı sürece, sınıf iktidarını amaçlamak yasalara uygundur ve kapatma nedeni olamaz.

4. Sosyalist Parti Programı demokratik hukuk devleti kavramının bütün koşullarını ve özelliklerini taşımaktadır:

İddianamede, SP. programının tümü incelendiğinde, “işçi (emekçi) sınıfına dayalı ve bu sınıfın egemenliğinde bir iktidar, daha açık bir deyimle işçiler diktatörlüğü kurulacağı”nın anlaşıldığı ( İddianame, S.7), Sosyalist Parti Programında değinilen ve tekrarlanan (Demokratik Halk İktidarı) nın “İşçiler diktatörlüğü) nden başka bir şey olmadığı (İddianame, 5.9, 10), “Demokratik Halk İktidarı” deyiminin ise (proleterya diktatörlüğü) olduğu (İddianame, S. 11), “Sosyalist Parti ile bir sınıf partisinin öngörülmüş olduğu ve işçiler devleti ve diktatörlüğünün amaçlandığı ( İddianame, S. 11 ) iddia edilmekte ve sonuç kısmında şu hususa yer verilmektedir: “Sosyalist Parti programı, yukarıda izah edildiği gibi işçi (emekçi) sınıfının diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini ve mücadelesini öngörerek işçiler devleti ve diktatörlüğü kurmayı amaçlamış bulunmaktadır” ( İddianame, S. 13).

Program’ın “Demokrasi ve Özgürlükler” başlıklı II. bölümünde 26 madde, yer almaktadır. Bu bölüm baştan sona demokratik hukuk devleti kavramının koşullarını doğrulayan “sınıf egemenliği” ve “diktatörlük” kavramlarının aksini ortaya koyan maddelerle doludur.

İktidarın genel oyla belirlenmesi, hangi sınıftan olursa olsun bütün yurttaşların seçme ve seçilme haklarına sahip olması ilkeleri, bütün sınıfların serbestçe partilerini kurarak siyasi hayatta etkili olabilme imkânları çoğulcu toplumu belirleyen özelliklerdir.

Bu bölümü incelediğimizde belirtilen özelliklerin hepsini görmek mümkündür.

İşe, en baştaki “İktidarın Kaynağı” başlıklı 11. madde ile başlayabiliriz. Programın 11. maddesinde “iktidarın kaynağı” şu şekilde belirlenmiştir :

“İktidarın kaynağının halkta olması Sosyalist Partinin demokrasi ilkesidir. Demokratik halk iktidarı, millet meclisi ve bütün kademelerde yerel meclisler aracılığıyla kullanılır. Meclisler doğrudan genel, çok seçenekli özgür seçimlerle belirlenir. 18 yaşını bitirmiş bütün yurttaşlar seçme ve seçilme özgürlüğüne sahiptir. Seçimlerde gizli oy, açık sayım ilkesi uygulanır.

Yurttaşlar, bireyler ve topluluklar olarak veya partiler kurarak tek başına ve liste halinde aday olma ve aday gösterme hakları güvence altındadır.”

Bu maddede, çoğulcu toplumu belirleyen özelliklerin hepsi öngörülmektedir. Demokratik devlet kavramının “seçim ve temsil ilkesi” ve “genel ve eşit oy” koşulları açıkca yer almaktadır. Seçimlerin “genel, çok seçenekli” olması, ayrım yapılmaksızın “bütün yurttaşlara seçme ve seçilme hakkı”, “partiler kurma” hakkı tanınmaktadır.

Bu durumda, diğer sınıfların iktidar olma yollarının tıkandığından bahsedilebilir mi? Sınıf “egemenliği” nden, diğer sınıflar üzerinde diktatörlükten bahsedilebilir mi?

Anayasanın 10. maddesinde yer alan “Kanun Önünde Eşitlik” ilkesi aynen Sosyalist Parti Programının 31. maddesinin birinci fıkrasında yer almıştır. “Herkes”in “kanun önünde eşit” olduğu belirtilmiştir.

Programda devlete karşı bireysel temel haklar da güvence altına alınmıştır: Programın 13. maddesi “Halk Yönetimin Efendisidir” başlığını taşımakta, “Kitle Girişimi” başlıklı 22. maddesinde “dernek, kooperatif ve sendikalarda” örgütlenme güvence altına alınmaktadır. “Düşünceyi Açıklama Özgürlüğü” başlıklı 15. maddede “herkese” tam bir düşünce özgürlüğü tanınmıştır. “Hiç kimseye, devleti, varolan toplumsal düzeni eleştirdiği, yeni bir toplum düzeni istediği için ceza verilemeyeceği” belirtilmiştir. Görülmektedir ki “demokratik halk iktidarı” kendisine karşı olanlar üzerinde “egemenlik” ya da “diktatörlük” uygulamak bir yana, kendisini eleştireni cezalandırmayacağını, koruyacağını vaad etmektedir.

Anayasanın 28. maddesinde yer alan “Basın Hürriyeti” programın 16. maddesinde düzenlenmiştir. “Basın özgürdür, sansür edilemez” denmiştir.”Herkes, izin almaksızın basım ve yayın faaliyetinde bulunma hakkına sahiptir” denmiştir.

Yine “Vicdan Özgürlüğü ve Lâiklik” başlıklı 17. maddede: “Herkes vicdan, kanaat, dini inanç ve inanmama özgürlüğüne sahiptir” hükmü konmuştur. “Direnme Hakkı” başlıklı 18. maddede ise kendi yönetimi altındaki kamu idarelerinin yapacağı haksızlık ve baskılara karşı direnme hakkı tanınmaktadır. Bundan daha demokratik tutum olabilir mi?

“Dilekçe Hakkı” başlıklı 19. madde ile hiçbir kısıtlama getirilmeksizin “herkese” dilekçe hakkı tanınmaktadır.

“Diğer Özgürlükler” başlıklı 20. maddede ise, “Demokratik halk iktidarı, halkın toplanma, gösteri ve yürüyüş düzenleme, dernekleşme, haberleşme, gezi ve yerleşme özgürlükleri ile can ve mal güvenliğini, konut dokunulmazlığını gerçekleştirir, gerekli olanakları sağlar ve güvence altına alır. Özel hayatın gizliliğine saygı gösterir” denmektedir.

Programın 21. maddesi ile “sendika ve grev hakkı” tanınmakta: “Sendikalar, devlet ve iktidar partisinin emri altına alınamaz” denilmekte, “Tüm çalışanların örgütlenme, sendika kurma, grev, dayanışma grevi, genel grev ve siyasal grev hakları güvence altındadır” hüküm getirilmektedir.

“Bilim ve Sanat Özgürlüğü” başlıklı 23. maddede: “Herkes bilim, kültür ve sanatı, özgürce öğrenme, açıklama, yayma ve bu alanlarda faaliyet ve araştırmada bulunma hakkına sahiptir. Bilim ve sanat devlet tekeline alınarak resmileştirilemez” hükmüne yer verilmektedir.

“Demokratik, Barışçı ve Evrensel bir Kültür” başlıklı 24. maddede ise; “Sosyalist Parti, toplum hayatında sorunları zor kullanarak çözen ve şiddeti kutsayan eski kültürün bütün temelleriyle tasfiyesi ve halk içinde barışçı, insana saygılı ve şiddetli hor gören bir sosyalist kültürün yayılması için çalışır” denilmektedir.

“Mülkiyet ve Girişim Hakkı” başlıklı 27. madde ile “yurttaşlara”, “mülkiyet ve özel girişim hakkı” tanınmakta, Anayasa’nın 35. maddesine paralel olarak: “Bu haklar ve kullanımları, ancak toplum yararına yasayla sınırlanabilir” denilmektedir.

“Hak Arama Özgürlüğü ve Yargı” başlıklı 28. maddede, herkesin “hak arama özgürlüğü” ve “savunma hakkının” güvence altında olduğu bildirilmekte: “Demokratik halk iktidarında düşünceye suç olmaz” denilmektedir. Bundan hemen sonra gelen 29. maddede ise, işkence yasaklanmakta, “Kimseye eziyet ve işkence yapılamayacağı” belirtilmektedir. 30. madde ise “kişi güvenliği” başlığını taşımaktadır.

Bütün bu alıntılardan, demokratik devlet kavramının seçim ve temsil ilkesi genel ve eşit oy, azınlığın korunması ve çoğunluğun sınırlanması, devlete karşı bireysel temel haklar ile yasalar önünde eşitlik ilkesi gibi bütün koşullarının programda mevcut olduğu görülmektedir.

Türkiye’nin yüzyıllık demokrasi tarihinde ve Anayasa geleneğinde demokrasi kavramı belli bir içerik kazanmıştır: İktidarın seçimle belirlenmesi, çok parti ve hürriyetler.

İşte Sosyalist Parti Programı, demokrasi kavramının ülkemizde kazandığı bu içeriğine de uygundur.

III. PARTİ GENEL BAŞKANI VE İKİ İLGİLİNİN SÖZLÜ AÇIKLAMALARININ ÖZETİ :

Anayasa Mahkemesi, 15.3.1988 günlü ara kararıyla Sosyalist Pârti’nin, duruşma isteminin reddine, sözlü açıklama isteminin kabulüyle partinin Genel Başkanı ve ’1erkez Karar Yönetim Kurulunca seçilecek iki ilgilinin sözlü açıklamada bulunmak üzere 31.3.1988 gününde mahkemede bulunmalarına karar vermiştir. Sözlü açıklama, davalı Parti Genel Başkanı Ferit İlsever, Av. Turgut Kazan ve Av. Ali Kalan tarafından yapılmıştır.

Açıklamalar, yukarıda kısaltılarak alınan savunma doğrultusunda yapılmış, ayrıca ileri sürülen görüşler, aşağıya, özetlenerek alınmıştır:

Türkiye toplumunda, Türk işçilerinin, köylülerinin bir partisi olmadığı, siyasal yaşamda çok sesliliğe olanak tanınmadığı takdirde, Türkiye’deki rejimin bir burjuva diktatörlüğünden başka bir şey olmadığı düşünülebilir. Bu durumda emekçi sınıflar saf dışı bırakılmış, siyaset ve parlamento dışına sürülmüş olur.

Parti Programımızın 1. maddesinde belirtildiği gibi, iktidarın kaynağının halkta olması, Sosyalist Partinin demokrasi ilkesidir. Demokratik halk iktidarı, Millet Meclisiyle bütün kademelerde yerel meclisler aracılığıyla kullanılır. Meclisler doğrudan, genel, çok seçenekli, özgür seçimlerle belirlenir. Seçimlerde gizli oy, açık sayım ilkesi uygulanır. Sonuç olarak, Sosyalist Parti, programda görüldüğü üzere, gerçek anlamda çoğulculuğu temsil etmektedir.

Demokratik halk iktidarından neyin amaçlandığı Programın 13. maddesinde belirlenmiştir. Demokratik halk iktidarından, toplumun üstünde, dışında ayrı bir kuvvet değil, toplumun hücrelerine kadar ulaşmış, aralarda ve tabanda oluşmuş bir yönetim biçimi anlaşılmaktadır.

Sosyalist Parti, Programının 24. maddesinde belirtildiği biçimde, sorunları zor kullanarak çözen ve şiddeti kutsayan eski kültürün bütün temelleriyle tasfiyesi ve halk içinde barışçı, insana saygılı ve şiddeti hor gören bir sosyalist kültürün yayılması için çalışır.

Demokratik halk iktidarı, yönetimi altındaki herhangi bir kamu makamına karşı uygulayabileceği haksızlık ve baskılara karşı emekçilere birey olarak ve birlikte direnme hakkı tanır. Yönetim karşısında hataya maruz kalan insanlara, emekçi sınıflara direnme hakkı verilmediği takdirde, hakkını arama hakkının demokratik içeriği sadece sözden ibaret kalır.

Demokratik halk iktidarı, emperyalizmin Türkiye üzerindeki her türlü baskı, sömürü ve denetimine son verecek, ülkemizi kapitalist dünya sisteminin bir parçası olmaktan kurtaracaktır (Prog. m. 38).

İlk defa bir sosyalist parti, sosyalist olduğu için kapatılmak isteniyor. Henüz partinin bir faaliyeti yoktur ki, bu faaliyetinden dolayı kusurlansın. Başsavcı, Program ve Tüzükten 18 alıntı ve değerlendirme yapıyor ve bunlardan, sınıf egemenliğinin amaçlandığını söylüyor. Ancak her hangi bir kanıtı yok. Demokrasi dahil, kimi kavramları, kendisine göre yorumlayarak, dikta . amacı güdüldüğü sonucuna varıyor. İddianamede altı kez tekrarlanan, “herkesin yeteneğine göre çalışması, gereksinimi kadar pay alması” kim söylemiş, nerede söylemiş, programda böyle bir şey yok, sadece, programın 48. maddesinde, “Herkesten yeteneğine göre, herkese emeği kadar” deniliyor. “Halkın Refahı” başlığını taşıyan bu bölüm, işsizliği önlemeye yönelik öneriler getiriyor ve emeğe tam karşılığını vereceğim diyor. Emeğe tam karşılığını vereceğim sözünden, “yeteneğe göre olmak, gereksinime göre vermek, sloganı nasıl üretilir ve bir siyasî partinin kapatılması için “neden” olarak ileri sürülebilir.

Egemenlik başka, iktidar başka kavramlardır. Anayasanın 14. maddesi, “Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal sınıfın egemenliğini......” amaçlamayı yasaklamıştır. Anayasa “kişi ve zümre” yönetimine olanak tanımıyor, yönetim iktidar anlamındadır. Ancak, maddede, egemenlikten söz edilirken sınıf sözcüğü kullanılmıştır. Başsavcılık iktidar ile egemenlik kavramlarını birbirine karıştırmakta ve yanlışlık buradan meydana gelmektedir. Egemenlik süreklidir, bölünmez; iktidar ise egemenliğin belli bir alanda kullanma yetkisinden ibarettir.

60 maddeden ibaret Programın 26 maddesi, genel ve eşit oya dayalı seçim, azınlık görüşlerinin korunması, iktidarın sınırlandırılması, düşünceyi açıklama, bilim ve sanat özgürlüğü, grev hakkı gibi demokrasinin ortak sayılabilecek kurallarını içermektedir.

Programın 26. maddesi, “Hiç kimse, siyasal görüşü, inanç, ırk ve cinsiyeti yüzünden..... işten atılamaz.” diyor. Başsavcılık, 28. maddedeki “Demokratik halk iktidarı” deyiminin dikta olduğunu ileri sürüyor. Ancak, aynı maddedeki, “Demokratik halk iktidarında düşünceye suç olmaz.” kuralını gözardı etmektedir.

Başsavcılık, İddianamede diğer sınıfların yok edilmesinin amaçlandığını ileri sürüyor. Halbuki Sosyalist Parti mevcut demokrasiden, daha ilerisini vaad ediyor. Programın“Köylüye Toprak ve Özgürlük” başlıklı 35. maddesinde, çağdaş, modern tarım yöntemi uygulayan zengin köylülerin topraklarının dağıtıma tabi tutulmayacağı ve korunacağı belirtilirken, o yerdeki kapitalist üretim biçimi de korunmuş olmaktadır.

Ayrıca, Program, dengeleri gözeten planlı ve karma bir ekonomiden söz ediyor; gelir ve servete göre kademeli vergiyi, özel girişimin plan içindeki yerinin ve esnaf ve sanatkârların desteklenmesinin düzenlenmesini öngörüyor. Bu kuralları hiç tartışmayan Başsavcılık, diğer sınıfların tamamen yok edileceğini ileri sürebiliyor.

Başsavcılık, “mirası tanımayanlar” diyor. Bu doğru değildir, parti programında miras hakkının Anayasadan çıkarılacağından söz edilemediğine göre, miras hakkı tanınmayacağına ilişkin savda yerindelik bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, Sosyalist Parti demokrasiyi savunmaktadır. Dikta ve egemenlik savlarını reddediyoruz.

IV. CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NIN ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ :

Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 21.4.1988 günlü. SP. 23-Hz. 1988/2 sayılı esas hakkındaki görüşünde, İddianamedekiler tekrar edilmekte, ayrıca aşağıdaki savlar ileri sürülmektedir :

Siyasi Partiler Yasası’nın dördüncü kısmındaki hükümlere aykırılıktan dolayı kapatma davası açılabilmesi için, aynı Yasanın 9. maddesine göre daha önce uyarıda bulunmaya gerek bulunmamaktadır. Çünkü, Programda yer alan doktrin, o partinin ekonomik ve sosyal görüşüdür. Bu görüş uyarıyla değiştirilemez.

Programdaki bir kaç cümle ve kelime alınarak “Bunlar yasaklanmamıştır, o halde siyasi partinin programı yasalara uygundur” denemez.

Davalı Sosyalist Parti 1980 öncesi sosyalist partilerden her hangi birinin devamı olmadığını ifade etmekteyse de, bildirgelerindeki mesajlarla, program ve tüzüğünün tümü incelendiğinde bu parti, yapısı, ideolojik görüşü, düşünülen sistem ve amaçlanan rejim ve uygulama biçimi yani doktrin ve pratik bakımdan 1980 öncesinde faaliyet gösteren yasadışı Türkiye İhtilâlci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) ile ayniyet göstermektedir. TİİKP 1970 yılında illegal olarak kurulmuş ve faaliyet göstermiştir. Bu partinin kurucularından Ferit İlsever, Hüseyin Akar ile Hasan Ali Karşılayan, davalı Sosyalist Partinin de kurucuları arasındadırlar. Bu kişiler TİİKP’de eylemlere karışmış ve yargılanarak birlikte hüküm yemişlerdir.

Ankara Sıkıyönetim 3 Numaralı Askeri Mahkemesinin 20.8.1974 tarih ve 1975/25 sayılı kararında, bu partinin (TİİKP) programında belirlenen son amacının, sınıfların ve devletin tamamen kalktığı, işçi ile köylü, şehir ile köy, kafa emeği ile kol emeği arasındaki aykırılıkların son bulduğu, herkesin yeteneğine göre çalışıp, ihtiyacına göre pay aldığı toplumu gerçekleştirmek olduğu; bu amaca ulaşmak için işbirlikçi burjuvasinin ve toprak ağalarının diktatörlüğünü yıkmak, proletarya önderliğinde, işçi ve köylü ittifakına dayanan halkın demokratik diktatörlüğünü gerçekleştirmek, kapitalizmi bütünüyle ortadan kaldırarak proleterya diktatörlüğünü kurmak gerektiği ileri sürülmüştür.

Sosyalist Parti’nin ideolojisi, programının 3. maddesinde açıklanmıştır: “Sosyalist partinin mücadelesine, insanlığın düşünce mirasından beslenen sosyalist teori yol gösterir.” denilmektedir. Sosyalist teori ile amaçlanan, işçi sınıfının bilimsel Marksist, Leninist ideolojisini benimseyerek proleterya diktatörlüğünü kurabilmektir.

SP Programı ile TİİKP’nin görüşleri karşılaştırıldığında her ikisi arâsında açık bir benzerlik bulunmaktadır. (SP) Programı, yasadışı (TİİKP) Programı ve düşüncesi doğrultusunda hazırlanmıştır. Amaç, yasadışı bu partiyi yasallaştırmaktır.

Davalı Parti savunmasında, Programının tümünün dikkate alınarak değerlendirme yapılmadığını, kimi maddelerden kelimeler ve cümleler alınarak bunların yorumu suretiyle sonuca gidildiğini ileri sürmekte ise de, gerçekte Programının tümü değerlendirilerek sonucuna ulaşılmıştır.

Sosyalist Parti, savunmasında, programda yer alan bazı müesseselere değinerek demokrasiyi benimsediklerini, hak ve özgürlükleri tanıdıklarını ifade etmektedir. Ancak (TİİKP) Savunma adlı kitabın 462 ve takip eden sayfaları incelendiğinde, Sosyalist Parti’nin programında yer alan müessese ve eylemlere burada da yer verildiği görülmektedir.

Marksist - Leninist düşüncede öngörülen demokrasi farklıdır.

Sosyalist Parti Programında ifadesini bulan demokrasi Marksist - Leninist düşüncede ifadesini bulan demokrasidir.

(TİİKP) Savunma adlı kitabın 462, 463. sayfalarında “Demokratik Halk İhtilali, Emekçi yığınlara Hürriyet” başlıklı bölümde :

“Halkın söz, basın, toplanma, teşkilatlanma, siyasi düşünce ve kişisel hürriyetlerini baskı altına alan bütün kanun ve engeller kaldırılacaktır.” denildikten sonra aynen (Sömürücü sınıfların baskısından kurtulmuş olan halk, inisiyatifi ele alarak kendi demokrasisini gerçekleştirecektir. Toplumun büyük çoğunluğunu meydana getiren milyonlarca emekçinin demokrasiye sahip olmasına dayanacaktır.

Halk kendi demokratik iktidarı altında, bütün haklarına sahip olacaktır. Çünkü ancak bu takdirde, gerçekten iktidarda olabilir, bütün eleştirilerini, taleplerini, görüşlerini her aracı kullanarak rahatça ortaya atabilir, kendi teşkilatlarını kurabilir. Bu amaçla toplantı salonları, basın ve yayın araçları vb. gibi bütün kurumlar ve imkanlar halkın emrine verilecektir. Lenin’in açıkladığı gibi, eski toplumda burjuvaziye ve toprak ağalarına ait olan en güzel binalarda toplantı yapma özgürlüğü, görüşlerini ortaya atma ve kendi çıkarlarını savunmak için en büyük basım evlerinden ve kağıt stoklarından yararlanmak özgürlüğü, hep işçilerin, köylülerin, askerlerin ve bütün emekçi halkın olacaktır) denilmektedir.

Yasa dışı (TİİKP) Programı ve özellikle Savunma adlı kitap incelendiğinde bu hürriyetlerin hangi sınıf tarafından ve nasıl, hangi koşullarla kullanılacağı açıkca saptanmaktadır.

Sosyalist Parti Programı’nın ( Demokrasi ve Özgürlük) bölümünde yer alan özgürlüklerin de, yukarıda değinildiği gibi, (TİİKP) nin öngördüğü şekilde ve öngörülen sınıf tarafından kullanılacağı açıktır.

Sosyalistlere göre, Proleter Devrim siyasi iktidarın ele geçmesiyle son bulmaz, sosyalizmin kurulmasına kadar devam eder.

Sosyalist Parti savunmasında, amaçlarının topluma “Demokratik Halk İktidarı” ve “Sosyalizm” öngören bir seçenek sunmak olduğunu, emekçi halkın seçeneğinin olmadığı koşullarda şüphesiz ki “Özgürlük” olamaz denilmektedir.

Başkan Ferit İLSEVER’in adının da bulunduğu (TİİKP) davası, Savunma adlı kitapta (Halkın bütün demokratik hak ve hürriyetlerine ve bunları kullanmak için gerekli maddi imkanlara sahip olması iktidarın bir azınlığın değil, emekçi kitlelerin elinde bulunmasını sağlayacak, devlet yönetiminin yozlaşmasını ve halkı baskı altına almasını önleyecektir. Emekçi yığınların silahlanmasına ve örgütlenmesine dayanan Demokratik Halk İktidarı gericilerin eski sömürü ve baskı düzenini geri getirme yolundaki bütün teşebbüslerini şiddetle ezecektir, denilmektedir.

Sosyalist Parti Programı’nın 6. maddesinde de “Demokratik Halk İktidarının emperyalizme her türlü bağımlılığa son vererek orta çağ kalıntısı bütün ilişki ve kurumları köyden, şehirden ve toplumun her alanından temizleyeceği ifade edilmektedir.

Gene (TİİKP) Davası Savunmasında; (Bu devleti devrimle yıkmaktan başka kurtuluş yolu yoktur. Halkımız yüzyıllardan beri özlemini çektiği hürriyete karşı refaha devrimle kavuşacaktır.), (Silâha sarılmak ve zulme karşı isyan etmek, ezilen halkın en tabii hakkıdır. Bu hakkı inkar etmek, halkı köleliğe mahkum etmekle birdir).

Böylece Sosyalist Parti Kurucularının, demokratik halk iktidarı ve sosyalizmden ne kastettikleri anlaşılmaktadır.

Bir sınıf partisi olan Sosyalist Parti, savunmasında, “Devlete karşı bireysel temel hakların güvence altına alındığını” ifade etmektedir.

Bireysel temel hak ve özgürlükler, davalı Partinin benimsediği ideoloji gereği, Marksist - Leninist - Maoist ideoloji ışığında değerlendirilecektir. Bu konular İkinci Dünya Savaşından sonra oluşturulan tüm “Halk Demokrasileri” Anayasalarında da yer almıştır; ancak Marksist ideoloji doğrultusunda uygulanmaktadır; çünkü pratiği teoriden ayırmak olanağı yoktur.

Sosyalist Parti Genel Başkanı Ferit İLSEVER ve arkadaşlarının çeşitli ağır hapis cezaları ile cezalandırılmalarına neden olan yasa dışı (TİİKP) nin Programında da (Temel hak ve özgürlükler) başlığı altında aynen “Halkın söz, basın, toplanma, gösteri ve haberleşme özgürlüklerini baskı altına alan bütün ekonomik sosyal ve yasal engeller kaldırılacak, halkın bütün temel özgürlükleri, can ve mal güvenliği ve konut dokunulmazlığı gerçekleştirilecek ve güvence altına alınacaktır. Hiçbir yurttaş halk mahkemesinin veya halk güvenlik organlarının kararı olmaksızın tutuklanamaz. İşkence yasaktır. Demokratik halk iktidarının organlarına dilekçe vermek ve şikayette bulunmak bütün yurttaşların hakkıdır. Demokratik halk devleti, çeşitli din, mezhep ve milliyetlerden yurttaşlar arasında gerçek bir eşitlik ve birlik sağlayacaktır. Demokratik halk devleti, halkın dini inanç ve ibadet özgürlüğüne saygı gösterir, denilmektedir.

Sosyalist teorisyenler “insan özgürlüğü toplumsal bir sorundur. Halk, ancak sömürücü sınıfların yok edildiği ve üretici güçlerin, bir avuç kapitalisti değil tüm toplumu zenginleştirmek için hizmet gördükleri ve doğa üzerinde denetimlerini kuvvetlendirmeye ve artırmaya giriştikleri bir toplumda tam anlamıyla özgürlüğü yaşayabilirler” demektedirler.

Görüldüğü gibi bütün özgürlükler, kendi görüş açılarına uygun olduğu taktirde vardır; kendi teorileri ve amaçları doğrultusunda oluşturdukları toplumda o toplumun kuralları içinde söz konusudur.

Sosyalist Parti Programı’nda belirtildiği gibi, emperyalizme her türlü bağımlılığa son verilecek, ortaçağ kalıntısı bütün ilişki ve kurumlar köyden, şehirden ve toplumun her alanından temizlenecek (m. 6), emekçilerin kendilerinin değişmesi ve geleceği kuracak ileri insan birikiminin oluşması için devrimci değişiklikleri yapacak (m. 8), (kendi görüşlerine göre) tam bağımsızlık ve gerçek demokrasi amacının önüne dikilen gücü saptayıp tecrit edecek (m. 9) ve sosyalist ahlak ve değerlere (m. 25) dayalı, sosyalist kültür (m. 24)’le yoğrulmuş, (kendine özgü) demokratik ve çağdaş bir toplum (m. 6) oluşturacak ve bu toplumdaki halka “Demokrasi ve Özgürlükler” başlığı altındaki haklar tanınacaktır.

Davalı Parti, savunmasında, Programda serbest teşebbüs ve karma ekonomiden de söz ettiklerini ifade etmiştir.

Programın 44. maddesinde,

Demokratik halk iktidarı, dış ticareti, büyük sanayiyi, banka ve sigortaları kamulaştırarak halkın mülkiyetine geçirecektir. Madenler, sular, ormanlar ve kıyılar halkın ortak mülkiyetindedir.

Programın36. maddesinde;

Ormanlar, göller, sular ve meralar köylünün ortak malıdır.

Bilindiği gibi, Marksist-Leninist rejimlerin bugünkü koşullarında, proletarya düzeni içinde tüm üretim araçları ile ürünlerin mülkiyeti bütün topluma veya toplumun bütün çıkarlarının yararına olarak bir topluluğa mal edilmektedir.

Mal sahibi toplumdur. Devlettir.

Sosyalist mülkiyet, Devlet mülkiyeti ve kooperatif mülkiyeti olmak üzere iki çeşittir ve Marksist-Leninist rejimlerin hepsinde vardır.

Programın 36. maddesinde;

Demokratik halk iktidarı, kooperatiflere gerekli makine, araç, traktör, tarım ilacı, gübre, yem, tohumluk ve kredi sağlayarak yoksul ve orta halli köylüleri destekleyecektir.

Programın 52. maddesinde;

Esnaf, zanaatkâr ve küçük atölyeler korunacak, adım adım kooperatiflerde birleşmeye özendirilecektir.

Programın 27. maddesinde;

Yurttaşlar, sosyalizm döneminde emeklerinin ürünü olan mülkiyet ve özel girişim haklarına sahiptir.

Programın 50. maddesinde;

Büyük ve toplumsal üretime, dolayısıyle ekonominin doruklarına sosyalist üretim ilişkilerinin kumanda ettiği uzunca bir kuruluş dönemi boyunca ulusal ekonominin karma karakteri korunur, denilmektedir.

Görüldüğü gibi korunacak olanlar esnaf, zanaatkâr ve küçük atölyelerdir.

Mülkiyet ve özel girişim hakları da yalnız emeklerinin ürünü ile kısıtlıdır. Tabiatıyla miras sözkonusu değildir.

Esasen bu tür bir mülkiyet ve özel girişim, Doğu Blokundaki “Halk Demokrasileri”nde de mevcuttur.

Cumhuriyet Başsavcılığı, sonuç olarak, kimi Yargıtay kararlarına da gönderme yaparak davalı partinin programının Anayasaya ve 2820 sayılı Yasanın 78. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmekte ve aynı Yasa’nın 101. maddesinin (a) bendine göre kapatılması gerektiği yönündeki görüşlerini yinelemektedir.

V. SON SAVUNMA :

Sosyalist Parti Genel Başkanı; Başsavcılığın esas hakkındaki görüşünde kendisi ve iki arkadaşıyla ilgili kişisel suçlamalara gidilmesi ve büyük oranda bu savlara dayanarak partinin kapatılmasının istenmesi karşısında, öncelikle bu suçlamaları cevaplandırarak özetle: “Benim onbeş yıl önce Tİ İ KP davasından yargılanmam, sosyalist partinin kapatılması isteğinin gerekçesi olarak getirilmektedir. Bu kişisel savların parti kapatma kararıyla ilgili olmaması gerekir. Burada yargılanan üç TİİKP sanığı değil, 72 kişinin kurduğu Sosyalist Partinin tüzük ve programıdır. Kaldı ki; onbeş sene sonra insanların düşünce ve kanılarının aynı biçimde. devam edeceği ileri sürülemeyeceği gibi, kişilerin yargılandıkları konularda tekrar tekrar yargılanmalarının haklı bir yönü olamaz. Başsavcılığın esas hakkındaki görüşünün üçte birini bizimle ilgili kişisel suçlamalar oluşturmuştur. Bu görüşün öteki üçte birlik bölümünde de, TİİKP Programını, sanki, Sosyalist Parti Programıymış gibi ele alınarak ve benzerlikler aranarak suçlamaya gidilmiştir. Gerçekte Sosyalist Parti Programı, öncelikle sol partiler olmak üzere, bir çok siyasi partinin programı incelenerek hazırlanmıştır. Program’ın, başka bir sol partinin programına yer yer benzemesinden daha doğal bir şey olamaz. Ancak bu benzerlikler biçimseldir. Bu yöntemle gerçek anlaşılamaz. Sosyalist Parti, yeni bir partidir, 1980 öncesindeki sosyalist partilerden her hangi birinin devamı değildir. Kaldı ki, sekiz yıl önceki programlar artık eskimiştir. Çünkü, sosyalist teoride bazı yanlışlıklar yapıldığı 1980 öncesinde anlaşılmış ve sosyalist çizgiler yeniden gözden geçirilmiştir.

Sosyalist Parti’nin, esas hakkındaki savunmasında; yukarıdakilere ekleyerek ileri sürdüğü görüşler ana başlıklar biçiminde, özetle, aşağıya alınmıştır.

A. Usul Yönünden :

1. İddia Makamı’nın, Siyasi Partiler Yasası’nın 9. maddesine yaklaşımı hatalıdır:

Siyasi partilerin “programlarını kendi siyasi görüş ve düşünceleri doğrultusunda saptamaları” gerektiği doğrudur. Ancak, bu Yasanın tanıdığı usule uyulmaksızın bir siyasi parti hakkında kapatma davası açılmasının gerekçesi olamaz. Yasanın 9. maddesine göre siyasi parti programında istenen değişikliğin, parti renk ve kişiliğini kaybettirecek nitelikte olup olmadığına, ancak, siyasi partinin kendisi karar verebilir. İsteği bu nitelikte görürse reddeder.

Kaldı ki, böyle bir istek vuku bulduğunda, yapılması muhtemel değişiklik, iddia edildiği gibi partinin renk ve kişiliğini kaybettirecek mahiyette değil, hakkındaki önyargıları izale edici nitelikte de olabilir. Salt önyargı ve yoruma dayanan böyle bir davada bu husus daha da önem kazanmaktadır.

2. İddianamede yer almayan fiil ve vakalar, daha sonra saptanmış olsa bile o davada konu edilemez. Bunlar ancak yeni bir davanın konusu olabilir.

Ceza yargılamasında bağlayıcı olmayan “netice-i talep”tir. Dava konusu fiil aynı kalmak koşuluyla iddianın (netice-i talebin) değiştirilmesi her zaman mümkündür (CMUK, m. 257/1).

Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşünde, sosyalist parti kurucularının amacının “yasadışı TİİKP’i yasalaştırmak” olduğu ileri sürülmektedir. Sosyalist Parti Programı, yeni iddia edilen bu fiille bağlantılı olarak ele alınıp yorumlanmakta, Anayasaya ve Siyasi Partiler Yasası’na aykırılığından bahisle partinin kapatılması istenmektedir. Bu sav, iddianamede zımnen dahi olsa ifade edilmeyen yeni bir fiile dayandırılmıştır. Bu durum, iddianın genişletilmesinin de ötesinde yeni fiil ve suçlamalar getirilmesidir. Buna Ceza Yargılama Usulü olanak tanımaz.

B. Esas Yönünden :

Esas hakkında mütalaanın yönetimi hukukî değildir :

Yargılamaya konu olan kitaplar değil Sosyalist Partinin programıdır: Başsavcılığın esas hakkındaki görüşüne ekli dizi pusulasında belirtilen 9 adet belgenin hiç birisi Sosyalist Parti tüzelkişiliğiyle ilgili değildir. Sosyalist Parti yeni bir tüzelkişiliktir. Kendisine ait programı ve oluşturulmuş organları vardır. Davanın konusu bu tüzelkişiliğin programı ve organlarının kararlarıdır. Oysa, esas hakkında görüşe, Sosyalist Parti ile ilgisi bulunmayan kitap ve belgeler dayanak yapılmıştır.

Sosyalist Parti’nin Sosyalizm anlayışı “Sosyalist Teorisyenler” ve ilgisiz kitaplara bakılarak değil, ancak programı incelenerek belirlenir:

İddia Makamı, Sosyalist Parti’nin amacını, sosyalizm anlayışını, neyi öngördüğü, siyasi parti yasakları kapsamına giren bir durumunun bulunup bulunmadığını programına bakarak değil, Esas Hakkındaki Mütalaaya ekli olarak sunulan kitap ve TİİKP davası belgeleri ile “Sosyalist Teorisyenler” dediği kişilerin görüşlerine dayanarak açıklamaya çalışmaktadır.

İddia Makamı bu açıklamaları ile Sosyalist Parti Programı yerine “sözü edilen kitaplardaki düşünceleri” yargılamaktadır.

Bu yöntemin hukuki bir yanı yoktur. Zira, “sosyalist teorisyenler” bu davada taraf olmadığı gibi, “Diyalektik ve Tarihi Materyalizmin Alfabesi” isimli kitap da Sosyalist Parti tüzelkişiliğine ait bir belge değildir.

Başsavcılıkça, “İnsanlığın düşünce mirasından beslenen sosyalist teori” ile “Marksizm-Leninizm -Mao Zedung düşüncesinin” kastedildiği iddia edilmektedir. Bu savın hukuken dayanılabilir bir yanı bulunmamaktadır. Zira insanlığın düşünce mirası dendiği zaman, insan soyunun bugüne kadarki geliştirdiği bütün olumlu düşünce mirası anlaşılır. Bunu “Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesine” indirgemek kasıtlı ve politik bir yaklaşımı ifade eder.

İddia Makamı “Sosyalist Teorisyenler” dediği kimselerin görüşlerini Sosyalist Partiye maletmeye ve “programdaki deyimle” gibi sözlerle de sanki “proletarya diktatörlüğü dönemi” diye bir şey programda da öngörülüyormuş gibi çağrışımlar yaratmaya çalışmaktadır. Sosyalist partinin “ideolojisi” öğrenilmek isteniyorsa yapılacak şey, onun programını incelemektir. Programın, “ideolojik bağımsızlık” başlıklı 4. maddesi karşısında, Program dışında dayanak alınamaz.

Sosyalist Parti Programında “proletarya diktatörlüğü dönemi” diye bir dönem yer almamıştır. Sosyalist Parti Programının çoğulculuğu, çok seçenekliliği ve gerçek anlamda demokratik bir toplumu öngördüğü programın bütünün ifade ettiği şeydir.

SP’nin 71 kurucusundan sadece üçünün ondört yıl önce Tİ İ KP davasında yargılanmış olması Sosyalist Partinin kapatılma davasını haklı kılmaz.

Bu üç kurucunun geçmişte yaptıkları ya da söyledikleri sosyalist partiyi bağlamayacağı gibi, yalnızca bu kurucular hakkında açılmış bir ceza davasında dahi kanıt olarak ileri sürülemez.

Programda “diktatörlük” değil, “iktidar” sözcüğü kullanılmıştır.

İddia Makamı Esas Hakkındaki mütalaasında, “demokratik halk diktatörlüğü” ile “Demokratik halk iktidarını” aynı görmektedir.

Ön savunmamız ve sözlü açıklamamız sırasında “egemenlik” (diktatörlük) ve “iktidar” kavramlarının birbirine karıştırılmaması gerektiğini ve bunun davamız açısından önemli olduğunu açıklamıştık.

Zira, Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası’nda yasaklanan “sınıf iktidarı” değil, “sınıf egemenliği (diktatörlüğü)” dür.

Çünkü, egemenlik, devlet kudretinin, sınırsız, bölünmez ve devredilmez olması niteliklerini ifade eder. İktidar ise, günümüzde mutlak ve sınırsız değildir. Hukukla, hürriyetlerle ve toplumda oluşmuş çeşitli iktidar odaklarıyla sınırlıdır, bölünmez değildir.

Esas Hakkında Görüşte, Sosyalist Parti’nin “Marksist-Leninist-Maoist teoriyi benimsediği”, “bu teoriye dayanan pratik öngördüğü” ileri sürülmekte ve “bu teori ve pratiğin sonunda ulaşılacak düzen (Proleterya diktatörlüğü)ne dayanan bir düzen olacaktır” denilmektedir.

Bu iddia tam bir soyutlama, delilsiz suçlamadır. “Teoriden” ve “pratikten” bahsedilmektedir. Partinin kuruluşunun 15. günü bu dava açılmıştır. Hangi “pratikten” bahsedilmektedir? “Sonunda ulaşılacak düzen (proleterya diktatörlüğü) ne dayanan bir düzen olacaktır.” deniliyor. Bu neye dayanılarak söylenmektedir? Partiye ait hangi belge ya da açıklama buna imkan vermektedir? Bu belirtilememiştir. Çünkü böyle bir durum yoktur.

“Sosyalist parti programında yer alan müessese ve eylemlere (TİİKP) Savunma adlı kitapta da yer verildiği” iddia edilerek iki parti ve program arasında eşitleme yapılmaktadır.

Üçüncü olarak da, programın “Demokrasi ve Özgürlükler” başlıklı bölümündeki özgürlüklerin “öngörülen sınıf tarafından kullanılacağı açıktır” denilerek Programdaki özgürlüklerin sadece işçi sınıfına tanınacağı, diğer sınıfların bunlardan yararlandırılmayacağı iddia edilmektedir.

İddia makamı, kıyas, karşılaştırma ve önyargılardan kurtulmuş olarak Sosyalist Parti Programının “Demokrasi ve Özgürlükler” bölümünü okumuş olsaydı, hemen her maddenin başında, ya “herkes”, ya da “yurttaşlar” sözlerinin bulunduğunu görecekti.

Sosyalist Parti TİİKP’nin yasallaştırılması girişimi değildir:

Sosyalist Partinin üç kurucusunun TİİKP davası sanıklarından olmaları TİİKP’nin yasallaştırılması girişimi olduğunu göstermez. TİİKP davası 1971-1974 yıllarında görülmüş ve kapanmıştır. 1803 sayılı Genel Af Yasası ile de hüküm ve neticeleriyle birlikte davanın sonuçları ortadan kalkmıştır. İnsanın hayatının bir dönemindeki bir fiilinden dolayı yargılanmış olması, o kişinin ömür boyu suçlu olduğuna karine oluşturmaz. Kaldı ki, Sosyalist Parti sadece bu üç kişi tarafından değil, 71 kişi tarafından kurulmuştur.

Sosyalist Parti Programı ile TİİKP’nin görüşleri gerçek anlamda benzer değildir.

Sosyalist Parti Programı ile TİİKP belgeleri arasında çok uzun bir benzemezlikler listesi de çıkarılabilir. Önemli olan, bir program maddesinde yer alan sözcüklerin neye benzediği ya da benzemediği değil, programda yer alan hükümlerin Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası tarafından yasaklanan “sınıf egemenliğini” öngörüp görmediğidir. Sosyalist Parti yeni bir partidir. Kendisini programıyla ilan etmiştir.

Sosyalist Parti Programı demokratik hukuk devletinin bütün koşullarını içermektedir :

Sosyalist parti programı demokratik ve özgür bir toplumsal düzen öngörmektedir.

Sosyalist Parti, halkla birleşmek, onlara çıkarlarının sosyalist seçenekte olduğunu gösterebilmek çabası içindedir.

Sınıfların yok edileceği savı doğru değildir: Programın 6. maddesinde, “emperyalizme her türlü bağımlılığa son verileceği, ortaçağ kalıntısı bütün ilişki ve kurumları köyden, şehirden ve toplumun her alanından temizleyerek, demokratik ve çağdaş bir toplum kurulacağı” öngörülmüştür.

Programın 35. maddesinin birinci fıkrasına göre ise, “Demokratik halk iktidarı, toprak ağalığını, aşiret reisliğini, beyliği, şeyhliği, tefeciliği ve bu ortaçağ kalıntılarının herhangi bir belgeye veya görgü ve göreneğe dayanan her türlü örgüt ve organlarını kaldırarak Cumhuriyet programını kâğıt üzerinde kalmaktan kurtaracak hayata geçirecektir.”

İşte temizlenmesi öngörülen “ortaçağ kalıntısı ilişki ve kurumlar” bunlardır. Bu ilişki ve kurumlar, Cumhuriyet Devriminin halen yürürlükte olan devrim kanunlarıyla toplumun her alanından temizlenmesi öngörülen ilişki ve kurumlardır.

İddia Makamının, ortaçağ kalıntısı ilişki ve kurumların köyden şehirden ve toplumun her alanından temizlenmesini, işçiler dışında bütün sınıfların yok edilmesi, “bertaraf” edilmesi, anlamında yorumlamasını anlamak mümkün değildir.

Böyle anlamak “demokrasi”den ve “çağdaş”lıktan bir şey anlamamak olur. Atatürk’ün muasır medeniyet seviyesine yükselmek olarak hedeflediği şey bu “ilişki ve kurumlara” karşı yürütülen mücadelenin başarıya ulaştırılmasıdır. Çağdaşlık, modernlik ortaçağ ilişki ve kurumlarıyla bağdaşmaz. Cumhuriyet Devrimi, bu ortaçağ ilişki ve kurumlarını hedef almakla “proleterya dışındaki sınıflara bertaraf” ını etmeye çalışmıştır?

Sosyalist Parti programının yapmak istediği, yasalarla kaldırılmış olan, ancak, toplum içinde yaşamaya devam eden “ortaçağ ilişki ve kurumları”nın toplum içinden de “temizleneceğini” ve bu yolla “Cumhuriyet programını kağıt üzerinde kalmaktan kurtaracağını ve “hayata geçireceği”ni söylemiş olmasıdır (SP. Programı, M. 35).

Programın 11. maddesi ile “yurttaşların ..... partiler kurma” ve bu partilerle seçimlere katılma hakları güvence altına alınmıştır (m. 11/2). Görüldüğü üzere, Sosyali5t Parti’nin karşısında başka partilerin de kurulması, iktidar yarışına katılması ve seçimlerin sonucuna göre hangi partinin iktidar olacağının belirleneceği kabul edilmektedir.

Seçimlerin “Demokratik halk iktidarı kurulduktan sonrası” için öngörüldüğü, ondan önce ise sınıfların yok edilmiş olacağı iddiasının hiç bir mantıklı ve gerçek yanı yoktur.

Programın“Demokrasi ve Özgürlükler” bölümündeki 11. ve diğer maddeleri “demokratik hukuk devletinin” bütün koşullarını taşımaktadır. Sosyalist Parti Programının çok partili ve çok seçenekli bir sistemi öngördüğü açıktır.

Sosyalist Parti Programı’ndaki seçimin, TİİKP Programında da mevcut olduğu iddiası da gerçek dışıdır.

İddia Makamı, Esas Hakkındaki Mütalaasında :

“Programın 11 . maddesinde öngörülen seçim, yasadışı TİİKP’nin programında da mevcuttur” iddiasında bulunmaktadır. Bu iddia, gerçeğe aykırıdır. İddia Makamının kaynak gösterdiği TİİKP 1, Kongre Belgeleri kitabının 71. sahifesine baktığımızda, TİİKP Programında:

“Siyasal Hakları kaldırılmış bir avuç işbirlikçi burjuva ve toprak ağası dışında, 18 yaşını bitirmiş her yurttaş seçme ve seçilme hakkına sahiptir” denmektedir.

Sosyalist Parti Programının 11. maddesinde ise:

“Meclisler doğrudan genel, çok seçenekli, özgür seçimlerle belirlenir. 18 yaşını bitirmiş bütün yurttaşlar seçme ve seçilme özgürlüğüne sahiptir. Seçimlerde gizli oy, açık sayım ilkesi uygulanır. Yurttaşların, bireyler ve topluluklar olarak veya partiler kurarak tek başına ve liste halinde aday olma ve aday gösterme hakları güvence altındadır.” denilmektedir.

Görülmektedir ki, iki program maddesi arasında “18 yaş” dışında hiç bir benzerlik yoktur. Tersine, davamız yönünden iki programın seçim hükümleri birbirinin zıddıdır.

Sosyalist Parti Programında “bütün yurttaşlar” seçme ve seçilme özgürlüğüne sahipken, TİİKP programında “işbirlikçi burjuvazi ve toprak ağaları” denen bir kısım yurttaşlar “Siyasi haklardan”, seçme ve seçilme Haklarından yoksun bırakılmışlardır.

Sosyalist Parti Programında “meclisler doğrudan genel, çok seçenekli, özgür seçimlerle” belirlenirken, TİİKP programında böyle bir düzenleme söz konusu değildir.

Sosyalist Parti Programında, çok partililik öngörülmüştür. “Yurttaşların, bireyler ve topluluklar olarak veya partiler kurarak tek başına ve liste halinde aday olma ve aday gösterme hakları güvence” altına alınırken, TİİKP programı, tek parti düzenini öngörmektedir. TİİKP programına göre, başka partilerin varlığı söz konusu değildir.

Görüldüğü üzere, demokratik hukuk devletinin kuralları yönünden iki program birbirinin zıddıdır. Sosyalist Parti Programı demokratik hukuk devletinin bütün koşullarını taşırken, Sosyalist Parti Programı’nda, “seçim ve temsil ilkesi”, “genel ve eşit oy ilkesi”, “çok seçeneklilik”, “çok partililik” öngörülmekte iken, TİİKP programında bu ilkelere yer verilmemiştir.

Dava yönünden önemli olan budur. İddia Makamı, Anayasa ve yasaların öngördüğü siyasi parti yasakları açısından programı incelemek yerine, TİİKP belgeleriyle şekli benzerlikler arama gayretine girmiştir. Benzetme, kıyas, mukayese, faraziye yoluyla hukuki sonuçlara varılamaz, olsa olsa politik sonuçlara varılır. Oysa, hukukçu kendi politik tercihlerini yasa ve hukuk kurallarının önüne geçiremez ve onlardan hareket edemez.

Sosyalist parti programında bireysel temel haklar güvence altına alınmıştır: Bir partinin “ideolojisini”, “özelliğini” onun programının belirleyeceği kabul edildiğine göre, incelenmesi gereken “Marksist-Leninist-Maoist ideolojide”, “bireysel temel hakların güvence altında” olup olmadığı değil, doğrudan Sosyalist Parti Programındaki durumun ne olduğudur. Önemli olan, Sosyalist Parti programının “Devlete karşı bireysel temel hakları güvence altına” alıp almadığıdır.

Sosyalist Parti programında, İddia Makamının iddiasının aksine, “Bireysel, temel haklar” güvence altına alınmıştır.

Örneğin, Program’ın “Düşünce Açıklama Özgürlüğü” başlıklı 15. maddesinde: “Herkesin düşüncesini herhangi bir araçla açıklama özgürlüğünün güvence altında” olduğu belirtildikten sonra: “Hiç kimseye Devleti, var olan toplumsal düzeni eleştirdiği, yeni bir toplum düzeni istediği için ceza verilemez......” denmiştir.

Yine Sosyalist Parti Programı’nda, “Basın Özgürlüğü” (m. 16) , “Vicdan Özgürlüğü” (m. 17), “Direnme Hakkı” (m. 18), “Dilekçe Hakkı ve İş Güvenliği” (m. 26), “Mülkiyet ve Girişim Hakkı” (m. 27), “Hak Arama Özgürlüğü” (m. 28), “İşkence Yasağı” (m.29), “Kişi Güvenliği” (m. 30), “Kanun Önünde Eşitlik” (m. 31.) ile “Toplanma, Gösteri ve Yürüyüş Düzenleme, dernek Kurma, Haberleşme, Gezi ve Yerleşme Özgürlükleri, Can ve Mal Güvenliği, Konut Dokunulmazlığı” (m. 20) güvence altına alınmış ve “Özel Hayatın Gizliliğine Saygı Gösterileceği” hükme bağlanmıştır.

Ve yine “En başta gelen hak, yaşama ve geçinme Hakkıdır. Devlet bütün yurttaşlarına yaşama ve geçinme olanaklarını ..... garanti eder. Hiç kimse, siyasal görüşü, inanç, ırk ve cinsiyeti yüzünden işsiz kalamaz, işten atılamaz” (m. 26) denmiştir.

Bütün bunlar devlete karsı “bireysel temel hakların güvence altına alınması değil de nedir?

Sosyalist Parti Programı “Kanun önünde eşitlik” ilkesini öngörmektedir: Kanun önünde eşitliğin sadece işçi sınıfına tanınacağı iddiası doğru değildir. Sosyalist Parti Programının eşitlikle ilgili 31. maddesinin birinci fıkrası Anayasanın 10. maddesinin birinci fıkrasından aynen alınmıştır.

Emekçi halkın çıkarlarını savunmak kanun önünde eşitliğe aykırı değildir. Emekçi halka imtiyaz tanımak da değildir:

Diğer partilerin, temsil ettikleri sınıfların çıkarlarını savunması nasıl doğalsa, Sosyalist Parti’nin de emekçi halkın çıkarlarını savunması doğaldır.

Kanun önünde eşitlik ilkesinin sınıf partisi olmakla çelişir bir yanı yoktur. Emekçi çıkarlarını savunmak emekçilere imtiyaz tanımak değildir. Hak ve çıkarların savunulması başka, imtiyaz başka bir şeydir. İmtiyazdan bahsedebilmek için, diğer sınıflardan farklı ve ayrıcalıklı hak ve yetkilerin bir sınıfa tanınması gerekir.

Örneğin, seçme ve seçilme hakkının, siyaset yapma hakkının bir sınıfa tanınması, diğer sınıflara tanınmaması gerekir.

Nasıl ki, bazı partilerin “kapitalist sınıfların çıkarlarını” savunma ve yansıtma hakları varsa, Sosyalist Partinin de “emekçi halkın çıkarlarını” yansıtmak ve savunmak hakkıdır. Bu Anayasanın 10. maddesindeki “kanun önünde eşitlik” ilkesinin de bir gereğidir.

Sosyalist Parti Programı “Mülkiyet ve özel girişim hakkını” öngörmektedir: Esas Hakkında Mütalaada, Sosyalist Parti Programı’nda, özel mülkiyetin ortadan kaldırıldığı ya da sadece kooperatif ve devlet mülkiyetinin öngörüldüğü, mirasın da söz konusu olmadığı, bu şekilde Marksist-Leninist rejimin uygulanmak istendiği iddia edilmektedir.

Oysa Anayasa ve yasalar bugün de mülkiyet ve özel girişime bazı sınırlamalar getirmişlerdir (AnY: m. 46, 47, 43, 169; Maden K., m. 4, Arazi K., m. 24, Çif. Top. K. , m. 6, 8) .

“Emeklerinin ürünü olan mülkiyet ve özel girişim Hakkı” nın kabulü miras hakkını da öngörür:

Sosyalist Parti Programı’nın 27. maddesindeki “mülkiyet ve özel girişim Hakkının”, “emeğin ürünü” ile ifade edilmesi “mülkiyet ve özel girişim hakkının” özüne karşı bir durum değildir.

Atatürk de “ferdi mülkiyet” hakkını “emeğin mahsulü” ile belirlemiştir.

Atatürk “Ferdi Mülkiyet”i şöyle belirlemektedir.

“Bir insanın emeği mahsulü olan herşeye sahip olması, devletin müdahale edemeyeceği ferdin yüksek haklarındandır. İnsan namuskarane, sahip olduğu mal ve mülküne, istediği gibi tasarruf eder..... (Prof. Dr. Afet İnan, M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, S. 22 ve 31 ).

Görüldüğü üzere, Atatürk, “ferdi mülkiyetin” ancak “Namuskarane” kazanılmış “insanın emeği mahsulü” olabileceğini belirtmektedir.

Atatürk’ün bu cümlesindeki “mahsulü” sözü “ürünü” olarak Türkçeleştirilip aynen Sosyalist Parti Programının 27. maddesine alınmıştır. İddia Makamı tam da Atatürk’ten alınan bu sözleri hedef seçmiştir.

Nasıl ki, Atatürk bu sözüyle, “mirası ortadan kaldırmış” değilse, bu söz Sosyalist Parti Programına girince de, miras hakkı ortadan kalkmaz.

Mülkiyet ve özel girişim hakkının kabul edildiği bir programda açıkca “mirastan bahsedilmiş olmasa” da mülkiyet ve özel girişim Hakkının içinde “miras Hakkının” da bulunduğu tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.

Kaldı ki, Anayasa’da bulunan bütün müesseselerin siyasi parti programlarına yazılması zorunluluğu yoktur. Ayrıca, niçin “miras hakkı” konusunda da bir madde programa koymadınız diye bir suçlama olamaz.

Sosyalist Parti Programı’nın 35. maddesinde toprak reformu düzenlenmiştir: “Toprak reformunun amacı, topraksız ve az topraklı köylüye toprak sağlamak”tır (M. 35/2). “Toprağın genişliği toprak sahibinin ve ailesinin geçimini sağlayacak miktarın altında belirlenemeyecektir” (M. 35/6). Ayrıca: “Toprağını modern yöntemlerle ve çağdaş ücret ilişkisiyle bizzat işleten zengin köylülerin toprakları, dağıtım kapsamı dışında tutulacaktır.” (M. 35/7).

Bütün bunlar toprakta mülkiyetin yaygınlaştırılması değilse nedir?

Sosyalist Parti Programının 50. maddesinde belirtilen “ulusal ekonominin karma karakterinin korunması”, “piyasa mekanizmaları arasındaki ilişkinin düzenlenmesi”, Programın 45. maddesinde “Demokratik Ekonominin Esasları” olarak: “...... dengeleri gözeten, planlı ve karma ekonominin inşa” edileceğinin açıklanması, daha önce açıklananlarla birlikte değerlendirildiğinde Esas Hakkında Mütalaadaki iddiaların yersizliğini göstermektedir.

Sosyalist Parti Programının kanuna karşı hile olduğu iddiası programın yasalara uygunluğunun zımni itirafıdır:

İddia Makamı Esas Hakkında Mütalaasında: “Siyasi Partiler Kanunu’nun koyduğu kurallardan kurtulma amacı” güdülerek “programa, ifade ve fikirler kapalı olarak yerleştirilmiştir” iddiası ileri sürülmüştür. Kanuna karşı hile iddiasının gerçekle bir ilgisi olmadığı gibi, hukuken de kabul edilebilir bir yanı yoktur.

Zira, siyasi partiler programlarıyla, yapacakları işleri, öngördükleri toplumsal projeleri ilân ederler. Bu vaatleri temelinde destek bulur, güç toplar ve iktidar olurlar. Yapmak istemediklerini ilan etmeleri saçma olur.

Barışçı yolu öngörseler de teorileri gereği zor kullanacaklar ve demokrasiyi ortadan kaldıracaklardır, iddiası hiç bir hukuk sisteminde kabul edilemez :

Partinin kuruluşunun yasallığını kabul edip amacın mutlaka hukuk dışı yollarla gerçekleşeceği faraziyesine dayanarak, yasal olarak kurulan örgütün faaliyetinin yasadışı olacağını ileri sürmek, henüz işlenmemiş bir hukuka aykırı fiilden dolayı sorumlu tutmak olur.

Bugün Türkiye’nin katılmaya çalıştığı Avrupa Topluluğu (AT) ülkelerinin bir kısmında Sosyalist Partiler (Fransa, İspanya vs.’de) iktidardadır. Bu partiler “teorileri gereği” demokrasiyi ortadan kaldırmamışlardır.

Sosyalizm kavramına, programda açıkca belirtilmediği anlamlar vermek, programının “Marksist-Leninist”, “ihtilalci” düzeni savunduğunu ileri sürmek Sosyalist Partinin programını değil, üçüncü şahıs yorumunu ifade eder.

“Sürekli İhtilal”in öngörüldüğü iddiası bir fantezidir. İddia makamı Programın 7. maddesinden bir cümleyi, 24. maddesinden ayrı bir cümleyi, programın 25. maddesinden başka bir cümleyi alarak ve bunları birleştirerek kendine göre yeni bir cümle yapmış, bundan da ihtilalin devam ettirileceği yorumunu çıkartmıştır. “Esasen Marksist-Leninist-Maoist düşüncenin özü budur, devrim iktidar ele geçirildikten sonra da devam edecektir. “Mao’ya göre ihtilal süreklidir”, demek suretiyle programla ilgisi bulunmayan kaynaklardan hareketle bu sonuca vardığını ortaya koymaktadır.

Bir kere, değişik maddelerden cümle parçaları alarak, arka arkaya sıralamak suretiyle yeni bir cümle yapılması anlam çarpıtmalarına neden olmuştur. Maddelerin cümlelerini istenildiği şekilde parçalayarak yeni cümleler kurmak ve bunu dayanılarak da yorumlar yaparak sonuçlara ulaşmaya çalışmak hukuken kabul edilebilir bir durum değildir.

Programın 24. maddesinde hangi kültürün tasfiye edileceği “sorunları zor kullanarak çözen ve şiddeti kutsayan eski kültür” denmek suretiyle ortaya konmuştur. 25. maddesinde de neye karşı çıkıldığı ve nasıl bir ahlakın yayılması için çalışılacağı tek tek sayılmıştır.

Sosyalist Partinin karşı çıktığı şey, “mal kaldırarak köşeyi dönme ruhu, havadan kazanma, açgözlülük, kapkaççılık, vurgunculuk, başkalarının sırtına basarak yükselmek, post kapmak ve mevki düşkünlüğü” ile bunları “kışkırtan, kapitalist rekabet düzeninin ahlakı”dır. Savunduğu ise, “çalışkanlığı, paylaşma mutluluğunu insan ve doğa sevgisini, hoşgörüyü, barışı temel alan sosyalist ahlak ve değerlerin yayılması”dır.

“İktidarın kaynağının halkta” olması Anayasanın millet egemenliği ilkesine aykırı değildir:

İddia Makamı, “İktidar ile egemenlik” kavramlarını birbirine karıştırmaktadır. Bu karışıklıktan hareketle de “iktidarın kaynağının halkta olması”nı, “egemenliğin millette olması”nın karşısına koymakta, sanki bu ikisi birbiriyle çelişen şeylermiş gibi ele almaktır.

Millet egemenliği fikrinin sahibi M. Kemal Atatürk’tür. Atatürk şunları söylemiştir:

“Yeni Türkiye devleti, bir halk devletidir, halkın devletidir” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. II, S. Baskı, S. 320),

“Türkiye, Cumhuriyet Usulü ile İdari olunur bir halk devletidir ( Falih Rıfkı Atay, Çankaya, 1969, S. 374),

“Kemali cesaretle diyebiliriz ki bu gün bir halk hükümetimiz vardır. Bu halkın mukadderatı artık ebediyen bu halkın elindedir.” ( 16 Mart 1923, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. II, S. 121).

Atatürk’ün “halkın Devleti”, “halk hükümeti”, sözlerinin “milli egemenlikle çeliştiğini söylemek herhalde mümkün değildir.

Programın 11. maddesinde yer alan: “İktidarın kaynağının halkta, olması” bir “demokrasi” ilkesi olarak belirtilmiştir. Bu, iktidarın oluşmasına halkın katılması anlamındadır. İktidar halktan kaynaklanmayacaksa o durumda demokrasiden bahsedilemez.

1 Mayıs Marşı Suçlama Konusu Yapılamaz :

1 Mayıs Marşı, yargılama konusu olmuş, gerek İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.12.1985 gün ve E. 1982/104, K. 1985/255 sayılı kararı, gerekse Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin 1.3.1983 tarih ve E. 1982/105, K. 1983/33 sayılı kararlarıyla aklanmıştır. Bestekar Sarper Özsan, Sanatçılar Timur Selçuk ve Cem Karaca beraat etmişlerdir. Kararlar kesinleşmiştir. Ortada muhkem kaziye vardır (Ek. 5 ve 6).

Sosyalist Parti Programı ile Anayasa karşılaştırıldığında, Anayasa’nın 33 maddesi ile program arasında pek çok müessese ve kavram benzerliği gözlenmektedir. Program, temel hak ve özgürlükleri, vatandaşlar arasında ayrım yapmaksızın Anayasaya göre daha kapsamlı düzenlemiş ve güvenceye bağlamıştır.

Esas Hakkında mütalaaya ek olarak sunulan Yargıtay kararları savunmamızı doğrulamaktadır. Başsavcılığın iddialarına emsal değildirler:

İddia Makamı, bizim savunmalarımızı çarpıtmaktadır. Biz, savunmamızda, Sosyalist Parti Programında “sınıf egemenliğinin” (diktatörlüğünün) öngörülmediğini, çok partili ve çok seçenekli seçim ve toplum düzeni öngörüldüğünü savunuyoruz. Sosyalist Parti Programı ile Başsavcılığın gösterdiği Yargıtay Kararlarına konu olan yazılar birbirinin tam zıttıdır. Çünkü, söz konusu yazılarda “özel mülkiyetin tümden ortadan kaldırılması”, “proleterya diktatörlüğü” ve “tek parti diktatörlüğü” savunulmaktadır. Bu ilamlara konu olan yazılardaki içerik Sosyalist Parti Programında söz konusu değildir. Bu nedenle, bu ilâmlar Başsavcılığın iddialarına dayanak olamazlar.

Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararları da savunmayı doğrulamaktadır. Değerlendirme :

Özetlemek gerekirse, İddia Makamı Sosyalist Parti Programı yerine Sosyalist Parti tüzelkişiliği ile hiçbir ilgisi bulunmayan, görüşüne eklediği belgeleri iddiasına dayanak yapmakta ve “sözü edilen kitaplardaki düşünceleri” yargılamaktadır.

Üç kurucunun 14 yıl önce TİİKP davasında yargılanmış olmaları, yargılama sırasında ve savunmalarında söyledikleri Sosyalist Parti kapatma davasında delil ve dayanak olarak alınamaz.

“Sınıf iktidarını” öngörmek de siyasi parti yasaklarıyla ilgili değildir. Yasaklanan sınıf “iktidarı” değil, sınıf “egemenliği”dir.

Zaten sınıf partisinin kabulü, sınıf iktidarının da öngörülmesidir. “Demokratik Halk İktidarı”nı amaçlamak da yasaldır.

“Sosyalizm” amacı da yasaklar kapsamında değildir. Anayasa’da ve SPY’da “sosyalist teorinin yol göstericiliği” ve “sosyalizm” amaçları yasaklanmamıştır.

Sosyalist Parti “sosyalizm” amacını benimsediğine göre, “sosyalist teoriden” hareket etmesi doğaldır. Ancak, sosyalizm anlayışını programının bütünlüğü içinde ortaya koymuştur. SP’nin sosyalizm anlayışını öğrenmek için başka kaynaklara bakmaya gerek yoktur. Bu hukuki de olmaz.

Sosyalist Parti Programı çok partili siyasal hayatı, çok seçenekli ve özgür seçimleri, kısacası çoğulcu ve katılımcı bir toplumsal sistemi öngörmüştür.

Sosyalist Parti Programında iddianın aksine, “bireysel temel haklar” devlete karşı korunmuş “Bütün yurttaşlar” yönünden güvence altına alınmıştır.

Sosyalist Parti Programına göre “herkes” kanun önünde eşittir.

Böylece program “hiç bir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz” tanınmayacağını ortaya koymuştur.

Sosyalist Parti Programı mülkiyet ve özel girişim hakkını öngörmektedir. Mülkiyet ve özel girişim hakkının içinde “miras hakkı” da mündemiçtir.

Anayasa’nın ve Siyasi Partiler Yasası’nın yasakladığı sınıf egemenliği, hukukla, hürriyetlerle sınırlı olmamak, iktidarı hiç bir organ ve toplumsal güçle paylaşmamak, başka sınıfların iktidar olma yollarını kapatmak anlamındadır.

Oysa Sosyalist Parti Programı, (1) seçim ve temsil ilkesi, (2) genel ve eşit oy ilkesi, (3) yasalar önünde eşitlik ilkesi, (4) azınlığın korunması ve çoğunluğun sınırlanması ile (5) devlete karşı bireysel temel hakların güvence altına alınması gibi demokratik hukuk devletinin bütün unsurlarını taşımaktadır. Artık bu durumda sınıf egemenliğinden bahsetmek mümkün değildir.

VI- DAVANIN EVRELERİ :

Dava, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 15.2.1988 günlü, SP 23 Hz.1988/2 sayılı iddianamesiyle açılmıştır.

Anayasa Mahkemesince; Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesinin onanlı bir örneğinin, davaya karşı diyeceklerini (ön savunmasını) dilediğinde dosyayı da inceleyerek, tebligatı izleyen 15 gün içinde yazılı olarak bildirmesi gerektiğinin davalı Parti Genel Başkanlığına tebliğine ve tebligatın 7201 sayılı Yasa’nın 2. maddesi uyarınca memur eliyle yapılmasına 23.2.1988 gününde karar verilmiştir.

Davalı Partinin bu karar uyarınca süresi içinde verdiği 10.3.1988 günlü ön savunmada, davanın Siyasi Partiler Yasasının 9. maddesi hükümlerine uyulmaksızın açıldığı ileri sürülmüş ayrıca, yargılamanın duruşmalı olarak yapılması istenmiş, bu uygun görülmezse parti yetkilileri ve ilgililerin sözlü açıklamada bulunmak üzere çağırılmaları isteminde bulunulmuştur.

Anayasa Mahkemesi, Mahmut C. Cuhruk, Necdet Darıcıoğlu, Yekta Güngör Özden, Muammer Turan, Mehmet Çınarlı, Selahattin Metin, Servet Tüzün, Mustafa Gönül, Adnan Kükner, Vural Fuat Savaş ve Mehmet Şerif Atalay’ın katılmalarıyla 23.2.1988 günü yaptığı toplantısında, ilk savunma geldikten sonra esas Hakkındaki düşüncesini bildirmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na tezkere yazılmasına, Yekta Güngör Özden, Muammer Turan, Mehmet Çınarlı ve Mustafa Gönül’ün “2820 sayşlı Siyasi Partiler Kanunu’nun 9. maddesi hükmüne göre Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Siyasi Partiye herhangi bir uyarıda bulunulmadan açılmış olan davanın reddi gerektiği” yolundaki karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, ilk savunmada yer alan duruşma yapılması isteminin reddine sözlü açıklama isteminin kabulüne, 15.3.1988 gününde karar vermiştir.

Bu karar uyarınca, Sosyalist Parti Genel Başkanı Ferit İlsever ve Parti Merkez Karar Kurulu’nun 15.3.1988 günlü, 3 sayılı kararı ile görevlendirilen Avukat Turgut Kazan ve Avukat Ali Kalan 31.3.1988 gününde Anayasa Mahkemesi huzurunda sözlü açıklamada bulunmuşlardır.

Anayasa Mahkemesi’nin 31.3.1988 günlü kararı uyarınca, davalı Partinin dinleme sırasında verdiği dilekçe örnekleriyle birlikte sözlü açıklama çözümleri Cumhuriyet Başsavcılığına yollanmış Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 21.4.1988 günlü esas hakkında görüş yazısı da son savunmalarını bildirmesi için Sosyalist Parti Genel Başkanlığına 22.4.1988 günü tebliğ edilmiştir.

Davalı Parti, son savunmasını süresinde yazılı olarak sunmuştur.

VII- İNCELEME VE GEREKÇE :

Dosyadaki bütün kağıtlar ve belgeler incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü :

A. İşin esasının incelenmesine geçilmeden, öncelikle aşağıdaki sorunun çözümlenmesi zorunlu görülmüştür.

Cumhuriyet Başsavcılığınca, Siyasi Partiler Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca davalı Siyasi Partiye bir uyarıda bulunulmamış olması konusu :

22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 9. maddesine göre, Cumhuriyet Başsavcılığı, kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuki durumlarının Anayasaya ve kanun hükümlerine uygunluğunu ve ayrıca, verilmesi gerekli bilgi ve belgelerin tamam olup olmadığını kuruluşlarını takiben öncelikle ve ivedilikle incelemek durumundadır. Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı maddeye dayanarak tespit ettiği noksanlıkların giderilmesini, lüzum göreceği ek bilgi ve belgelerin gönderilmesini yazı ile isteyebilecektir. Bu yetkinin yaptırımını da, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin hükümlerin uygulanması oluşturmaktadır. Böylece, Cumhuriyet Başsavcılığının partilerin kuruluşunu denetleme görevinin içeriği ve sınırı belirlenmiş olmaktadır. Anılan .maddede,. kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuki durumlarının Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olması ve bunlarda noksanlıklar tespit edilmesi durumları birbirinden ayrılmış ve her ikisi değişik hukuki sonuçlara bağlanmıştır. şöyle ki; Cumhuriyet Başsavcılığınca tespit edilen noksanlıkların giderilmesi, lüzum görülen ek bilgi ve belgelerin gönderilmesi, yazı ile istenmedikçe, bu nedene dayanılarak siyasi partilerin kapatılmasına dair hükümlerin uygulanamamasına, yani yazılı istemin dava açmanın önkoşulu niteliğini almış olmasına karşın, kurulan partilerin tüzük ve programları ile kurucularının hukuki durumlarının Anayasaya ve yasa hükümlerine aykırı olması nedeniyle kapatılmaları için dava açılması, 104. madde ayrık olmak üzere, böyle bir önkoşula bağlı tutulmamıştır.

Öte yandan, Siyasi Partiler Yasası’nın 9. maddesinde Cumhuriyet Başsavcılığına noksanlıkların giderilmesiyle ilgili olarak tanınan yetkinin yasaya aykırılıklara da teşmil edilerek bu hususun bir dava koşulu olarak kabul edilmesi, siyasi partilerin tüzük ve programlarındaki kimi hükümlerin, Yasanın dördüncü kısmındaki “Siyasi Partilerle İlgili Yasaklar”a açıkça aykırı olmaları durumlarında, bu koşul yerine getirilmedikçe, doğrudan 100. ve 101. maddelerdeki nedenlerle kapatma davası açılmasına olanak vermeyeceğini açıkça ortaya koyar ki, bu durumun Siyasi Partiler Yasası’nın kabul ettiği esaslarla çeliştiğinde duraksanamaz.

Bir siyasi parti yasalara aykırı olarak kurulmuşsa, bunu saptayacak ve gereklerini yerine getirecek merci, her durumda Anayasa Mahkemesi’dir.

Bu nedenlerle, Cumhuriyet Başsavcılığınca, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 9. maddesi hükmü dairesinde bir uyarıda bulunulmamış olması, Sosyalist Parti’nin kapatılması için açılan davanın görülüp karara bağlanmasına engel olamayacağına 23.2.1988 gününde karar vermiştir.

B. Esasın İncelenmesi :

1- Kavram :

Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 15.2.1988 günlü İddianamesinde ve 21.4.1988 günlü esas hakkında görüş yazısında, davalı Partinin, “işçi sınıfının milletin diğer kesimleri üzerinde egemenliğini ve sınıf mücadelesini öngörerek işçiler devleti ve diktatörlüğü kurmayı” amaçladığı ileri sürülmüştür. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 78. ve Türk Ceza Kanunu’nun 141. maddesinde benzer ifadeler kullanılması nedeniyle iddiada yer alan kavramlar üzerinde kısaca durulmasında yarar görülmüştür:

a. Sosyalizm :

İlk kez, 1803 de İtalyan İktisatçısı Giacomo Guilani tarafından kullanılan bu sözcük, tek bir doktrin değildir. Sosyalizm akımları, bir yelpazenin dilimleri gibi, değişik derecelerde sola açılmış durumdadır (AK İktisat Ansik. C.2, 5.850). Bu nedenle tam olarak tanımlanamamakta ise de, “Üretim ve mübadele araçlarının kollektifleştirilmesi yoluyla sosyal sınıfları ortadan kaldırarak insan toplumlarının teşkilatlanmasında köklü bir reform yapmak amacını güden doktrinlerin tümü” (Meydan Larousse, C.11, 5.471) biçimindeki bir tanım genelde benimsenmektedir.

Marksizm, zaman ilerledikçe değişik yorumlara konu olmuştur. Ütopik Sosyalizm, Hıristiyan Sosyalizmi, Bilimsel Sosyalizm, Kişici Sosyalizm (insana saygılı sosyalizm) , Reformcu Sosyalistler gibi. Reformcu sosyalistler, meşrû yollar sosyalistlerin iktidara gelmesi için açıktır demektedirler. Bunlara göre sosyalist mücadele, parlamenter sistem içinde ve meşru zeminde yürütülmelidir. Bertrand Russel’a göre, “Sosyalizm demek, toprak ve sermayenin demokratik bir yönetim çerçevesinde ortak mülkiyeti demektir.” (Meydan Larousse, C.11, 5.472).

Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir kısım sosyalistler, propagandalarını teknik konular üzerinde yoğunlaştırmışlar, refahın artmasıyla eski etkisini kaybeden mülkiyet ve servet konuları yerine, paylaşım ve yönetim sorunlarına eğilmişlerdir. Demokratik sosyalistler, serbest seçimin ve karşıt görüşlü siyasal partilerin bulunmasının erdemini vurgulamışlardır (Encyclopaedia Britanninca, C.20, S.888) . Demokratik sosyalizmi ve kişici sosyalizmi benimseyenler “totaliter komünizm” diye adlandırdıkları sosyalizme karşı çıkmışlardır.

Sosyalist kuramcılar, sosyal olgu olarak işçi sınıfını ve öteki sınıfları inceleyerek görüşlerini kapitalist düzende sınıflar arasındaki çelişki esası üzerine oturtmuşlardır. Marksist görüş kapitalist düzende iki temel sosyal sınıfın varlığını kabul eder. Bunlar üretim araçlarının sahibi durumunda olan burjuvazi ile Engels’in tanımındaki “geçim araçlarını herhangi bir sermayeden elde edilen kârdan değil, tamamiyle ve yalnızca kendi emeğinin satışından sağlayan; sevinci ve üzüntüsü, yaşaması ve ölmesi, tüm varlığı emek talebine, dolayısıyle işlerin iyi gittiği dönemler ile kötü gittiği dönemlerin birbirlerinin yerini almasına, sınırsız rekabetten doğan dalgalanmalara dayanan, tek sözcükle 19. yüzyılın çalışan sınıfı yani proletarya.”dır (Marx-Engels, Seçme Yapıtlar, Cilt: I, S.98), (F.Engels, “Komünizmin ilkeleri”, Çeviren Muzaffer Ardos vd. )

Hiçbir toplumda kapitalist düzenin tam anlamıyla işlerlik kazanacağı öne sürülemeyeceğine göre, bu iki sınıf dışında bazı ara sınıfların varlığı sosyalist düşünürlerce de kabul edilmektedir. Ancak, onlara göre, tüm sınıflar içinde tek devrimci sınıf, işçi sınıfıdır.

b. Sınıf mücadelesi :

Diyalektik metodla sınıf savaşımını sosyalistler şöyle açıklarlar. Doğada ve toplumda bir ilerlemenin varlığı kabul edilirse, ilerletici bir hareketin varlığını benimsemek de zorunlu olur. Marx’a göre, bu hareket bir çizgi üzerinde, mekanik bir biçimde kendiliğinden ilerlemez; karşıtlar arasındaki çatışmanın sonucu olarak zikzaklar çizerek ilerler. Tarihin incelenmesi bunu doğrulamaktadır.

Sosyalist görüşe göre, diyalektik açıdan sınıf savaşımında üç temel öğesi; ekonomik öğelerin oluşturduğu ve belli bir üretim biçimi altında kendini gösteren “alt yapı”, inanç ve ideolojilerden oluşan “üst yapı” ve birbirine düşman, karşıt “sosyal sınıflar”dır. Üst yapı, alt yapının zorunlu bir yansımasıdır. Çünkü alt yapının arkasında, onun devamını sağlamak ya da onu topluma egemen kılmak isteğinde bilinçli bir sınıf vardır. Üst yapı sosyal sınıfı yerine göre, yürürlükteki alt yapıyı sürdürmek ya da yeni bir alt yapı getirmek amacıyla kullanır. Yürürlükteki üretim biçimi içinde gelişen yeni üretim güçleri, bu güçlere uygun yeni bir üretim biçimi ve üretim biçimine bağlı yeni bir üst yapıyı da birlikte getirir. Böylece, yürürlükteki üretim biçimiyle, getirilmek istenen üretim biçimi arasındaki çelişki, bu üretim biçimlerinin yansımaları olarak, üst yapıda, ideolojik plânda da kendisini gösterir ve toplum, birisi varolan üretim biçimini korumaya; diğeri yeni bir üretim biçimini getirmeye çalışan iki karşıt sınıfa ayrılır ve bu iki sınıf arasındaki düşmanlık gittikçe artarak, bir sınıf savaşımı, bir devrim kaçınılmaz duruma gelir. Öte yandan, Marksist kuramcılardan birisi olarak tanınan Kautsky, 1918 yılında yayımladığı Proletarya Diktatörlüğü isimli kitabında, barışçı bir tutum takınmış; sosyalizmin ancak devrimle gerçekleşeceği savına karşı çıkıp, sosyalizme giden en emin, en kestirme, en kolay yolun demokrasi olduğunu öne sürmüştür. Kautsky şöyle demektedir: “Demokrasinin olmadığı bir sosyalizm düşünmek imkansızdır. Çağdaş sosyalizmden sadece üretimin sosyal örgütlenmesini değil, toplumun demokratik örgütlenmesini de anlıyoruz. Dolayısıyla, sosyalizm bizim için ayrılmaz bir biçimde demokrasiye bağlıdır. Demokrasisiz sosyalizm olamaz” (Karl Kautsky, Proleterya Diktatörlüğü, Çeviren Ahmet EVRİM, Sosyalist Siyasal Düşünüş Tarihi, Cilt: II, S. 544).

İtalya’da Mazzini ve Garibaldi, Karl Marx’ın görüşlerine karşı çıkarak, sınıf mücadelesini kabul etmemişlerdir (Meydan Larous